Block title
Block content

"Hem şu fıkra-i Arabiye, ‘Allahü Ekber’ zikrinde otuz üç mertebe-i tefekkürden bir mertebeye işarettir." Bu “Fıkra-i Arabiye” denilen yer Risale-i Nur’da nerededir?

 
Soru Detayı:

Hem şu fıkra-i Arabiye, "Allahü Ekber" zikrinde otuzüç mertebe-i tefekkürden bir mertebeye işarettir.(Sözler 474 : Yirmialtıncı Söz/Hâtime) fıkra-i arabiye denilen yer risale-i nurda nerededir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Beşinci Fıkra: Şu fıkra, Arabî geldiği için Arabî yazıldı. Hem şu fıkra-i Arabiye, 'Allahü Ekber' zikrinde otuz üç mertebe-i tefekkürden bir mertebeye işarettir.”(1)

Üstad Hazretleri Sözler mecmuasının “Yirmi Altıncı Söz” olan Kader Risalesinin Hatimesinin Beşinci Fıkrasında “otüz üç mertebe-i tefekkür” meselesini mevzubahis etmiş ve burada otüz üç mertebeden “bir mertebesini” aynen dercederek neşretmiştir. Bununla birlikte mütebaki tefekküre ait olan diğer mertebeleri ise burada yazmamıştır.

Burada bir mertebesi zikredilen Arabi “otüz üç mertebe-i tefekkür”e ait elimizde tam bir malumat olmamakla birlikte, bu mevzuyla alakadar olabilecek bazı hususi mütalaa ve mülahazalarda bulunmak da mümkündür aynı zamanda.

Üstad Hazretlerinin, Şualar mecmuasında Yedinci Şua olarak neşredilmekle birlikte “Âyet-ül Kübra” olarak tesmiye edilen ve İsm-i A'zam cilvesiyle tevhid-i hakikînin a'zamî bir surette yazıldığı bu risalesinde; Hâlık-ı Kâinatı tanımak ve ona iman etmeye dair otüz üç mertebede izah ve isbat edip “Kâinattan hâlıkını soran bir seyyahın müşahedatı” olarak beyan edilmiştir.

Şüphesiz “Âyet-ül Kübra” risalesi, Nur külliyatındaki afaki tefekkürün çok çeşitli ve zengin misalleriyle doludur. Bu mühim ve her yönüyle tefekküri olan risalede kâinat, bütün varlıklarıyla, görünen ve görünmeyen âlemleriyle incelenmekte ve Kâinat Yaratıcısının varlık ve birliğine yani “tevhid” mes’ele-i mühimmesine dair şahitliği, otuz üç ayrı mertebede dile getirilmektedir.

Diğer taraftan Emirdağ Lahikası'nda geçen ve aşağıda arz edilen başka lahika mektublarında ise, Üstad Hazretleri yine aynı mevzuya parmak basmak suretiyle; zikredilmekle tekrar edilen “Lâ İlâhe İllallah” kelimat-ı mübarekine atıf yaparak "Hizbü'l-Hakaik" içerisinde yer alan "Hülâsâtü’l-Hülâsa"yı nazarımıza vermektedir.

Üstad Hazretleri, takriben 1943 yılında, Ramazan ayında te’lif edilen Âyetü’l-Kübrâ’nın bir hulâsası olan Hizb-i Nûriyeyi okuduğunu ve bu okuma işinin bir saatten fazla çektiğini belirtmiştir. Ayrıca O hülâsanın da bir hulâsasının, on-on beş dakika zarfında yine Ramazan ayında tezâhür eden bu Hülâsatü’l-Hülâsa’nın, okunduğu takdirde bütün Âyetü’l-Kübrâ’yı okumuşçasına bir îmânî inkişaf veren ve “Bir saat tefekkür, bir sene ibâdetten hayırlıdır.”(2) hadîsinin sırrına mazhar iki veyâ üç sayfalık bir “Arabiyy’ül-İbâre” olduğunu kaydeder.

“Nasıl 'Hizb-i Nuriye' Risale-i Nur'un ve Âyet-ül Kübra'nın bir hülâsasıdır; öyle de on dakika zarfında Hizb-i Nuriye'nin bir hülâsası, bu Ramazan-ı Şerif'in feyzinden ve Ramazan'da te'lif edilen ve yeni intişar eden Ramazaniye Risalesi olan Âyet-ül Kübra'nın otuz üç mertebe-i vücub u vücud ve tevhid otuz üç elsine-i külliye ile tezahür ettiği gibi; ruh ve hayal ve kalb o noktadan öyle bir inbisat ve inkişaf etti ki, her bir mertebenin söylediği 'Lâ ilahe illallah' şehadetini dediğim vakit, o küllî lisan benim oluyor gibi azametli bir tevhid hissettiğimden, 'Âyet-ül Kübra' güneş gibi iman nurlarını ruhlara telkin edebilir.”(3)

“Risale-i Nur'un bir hülâsası olan Âyet-ül Kübra ve Hizb-i Nuriye'nin bir hülâsat-ül hülâsası hükmünde otuz üç kelime-i tevhidin namaz tesbihatındaki eskiden beri okuduğum ve Risale-i Nur'un ekser hakikatları namaz tesbihatında inkişaf etmesiyle hayalim fazla tevessü' ederek, o otuz üç kelime-i tevhid her birisini kâinatın bir tabaka-i mahlûkatının lisan-ı haliyle söylediği o kelimeyi ben o lisan ile söylüyorum gibi o küllî lisan-ı hal benim cüz'î lisan-ı kalimin aynı olur. Ben, kemal-i zevk ile okuyorum. Size de suretini gönderiyorum.”(4)

Demek mezkûr Üstad Hazretlerinin Sözler mecmuasının “Yirmi Altıncı Söz” olan Kader risalesinin Hatimesinin Beşinci Fıkrasında “otüz üç mertebe-i tefekkür” şeklinde mevzubahs ettiği mes’elenin tâbirinin mukabili; Âyetü’l-Kübrâ’nın Arapça olan Birinci Makamı içerisinde husûsî bir şekilde derc olunan ve zengin bir 'Tevhid' virdi olarak Büyük Cevşenü'l-Kebir içerisinde yer verilen 'Hülâsâtü’l-Hülâsa' olduğu anlaşılmaktadır.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi altıncı Söz, Hâtime, Beşinci Fıkra.
(2) bk. Keşfü’l-Hafâ, 1/1004.
(3) bk. Emirdağ Lâhikası-I, 38. Mektup.
(4) bk. age., 57. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...