"Kudret-i zâtiye-i ezeliye, en latif, en has bir nur ve bütün nurların nuru olduğundan..." Kudretin nura teşbihi ve “bütün nurların nuru” olması ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Aynen öyle de Kudret-i Zâtiye-i Ezeliye, en lâtif, en has bir nur ve bütün nurların nuru olduğundan ve eşyanın mahiyetleri ve hakikatleri ve melekûtiyet vecihleri şeffaf ayna gibi parlak olduğundan ve zerrattan ve nebatattan ve zîhayattan tâ yıldızlara ve güneşlere ve aylara kadar her şey, o kudret-i zâtiyenin hükmüne gayet derecede itaatli, inkıyadlı ve o kudret-i ezelînin emirlerine nihayet derece mutî ve musahhar bulunduğundan, elbette hadsiz eşyayı bir tek şey gibi icad eder ve yanlarında bulunur. Bir iş bir işe mâni olmaz. Büyük ve küçük, çok ve az, cüz'î ve küllî birdir. Hiçbiri ona ağır gelmez."(1)

Bizim varlık telakkimiz, ekseriyetle kesif ve cismanî varlıklardan ibarettir. Hâlbuki varlık sadece taş, toprak, ağaç gibi cismanî ve kesif şeylere münhasır değildir. Varlığın çok çeşitleri ve nuranî kısımları da vardır. İnsan aklı ekseriyetle maddî ve cismanî şeylerle ülfet ettiği için, nuranî ve latif varlıkları anlamakta ve kabul etmekte zorlanıyor. Nuranî ve latif varlıkları kıyas yolu ile idrak edebilir. Şeffafiyet bunlardan bir tanesidir.

Meselâ: Şemsin feyz-i tecellisi olan timsali ve aksi, denizin yüzünde ve denizin her bir katresinde aynı hüviyeti gösterir. Eğer küre-i arz, perdesiz güneşe karşı muhtelif cam parçalarından mürekkeb olsa; şemsin aksi, her bir parçada ve bütün zemin yüzünde müzahametsiz, tecezzisiz, tenakussuz bir olur. Eğer farazâ şems, fâil-i muhtar olsa idi ve feyz-i ziyasını, timsal-i aksini iradesiyle verse idi; bütün zemin yüzüne verdiği feyzi, bir zerreye verdiği feyzden daha ağır olamazdı.” (20. Mektub)

Bilindiği gibi, Allah’ın bir ismi Nur’dur ve bütün esmâsı nuranîdir. Üstad Hazretleri Güneş için “Nur isminin kesif bir zılali” ifadesini kullanıyor. İşte bu temsilde, Nur isminin koyu ve katı bir gölgesi hükmünde olan Güneş'in, bütün aynalarda birlikte tecelli etmesi nazara verilerek, İlâhî isimlerin eşyada çok kolay tecelli ettiği, bir tecellinin diğerine mâni olmadığı bozulmamış bütün kalplere kabul ettiriliyor.

Güneş bir zerreye verdiği feyzi, bütün zemin yüzüne de aynı kolaylıkla verebilmektedir.

Güneş denizin yüzünde de görünür, küçük bir damlanın içinde de görünür. Büyük, küçük onun için fark etmez. Güneş, deniz büyüktür diye ona fazla ışık göndermez, ona ayrı bir çaba sarf etmez.

Bu harika misâli bütün İlâhî isimler için tatbik edebiliriz. Allah'ın, sonsuz kudreti karşısında büyük bir yıldız ile küçük bir atom eşittir. Büyük ile küçük, az ile çok, ağır ile hafif, uzun ile kısa müsavidir.

Kudretin nura kıyası ve teşbihi, nurun nihayetsiz kolaylık içinde iş görmesi ve kayıtlardan müberra bir mahiyete sahip olmasından dolayıdır. Nur ismindeki bu hususiyetler, bütün isim ve sıfatlar için de geçerlidir.

Meselâ, “Rezzâk” ismi bir nurdur, her bir rızık ise o nurdan bir lem’a gibidir. Cenâb-ı Hak bu isminin tecellisiyle, bir sineği, bir böceği rızıklandırdığı gibi, aynı kolaylıkla zemin yüzündeki bütün canlıları ve her bir canlının da bütün hücrelerini rızıklandırmaktadır.

(1) bk. Şualar, Yedinci Şua, Dördüncü Hakikat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.849
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...