"Birinci meslek: Azrâil Aleyhisselâm, herkesin ruhunu kabzeder. Bir iş bir işe mâni olmaz..." Hz. Musa'nın, Hz. Azrail'e tokat atması konusundaki birinci mesleği izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Birinci temsil: Şeffafiyet sırrıdır: Güneşin zâtının ve sıfatlarının küçük bir aynada da denizde de tecelli edip aksetmesidir. Güneş küçük bir damlada da görünür; büyük, küçük onun için fark etmez. Güneş, deniz büyüktür diye ona fazla ışık göndermez, ayrı bir çaba sarf etmez. Onun için damla da deniz de birdir.

"Meselâ: Şemsin feyz-i tecellisi olan timsali ve aksi, denizin yüzünde ve denizin her bir katresinde aynı hüviyeti gösterir. Eğer küre-i arz, perdesiz güneşe karşı muhtelif cam parçalarından mürekkeb olsa; şemsin aksi, her bir parçada ve bütün zemin yüzünde müzahametsiz, tecezzisiz, tenakussuz bir olur. Eğer farazâ şems, fâil-i muhtar olsa idi ve feyz-i ziyasını, timsal-i aksini iradesiyle verse idi; bütün zemin yüzüne verdiği feyzi, bir zerreye verdiği feyzden daha ağır olamazdı." (1)

Bilindiği gibi, Allah’ın bir ismi Nur’dur ve bütün esmâsı nuranîdir. Üstad Hazretleri Güneş için “Nur isminin kesif bir zılali” ifadesini kullanıyor. İşte bu temsilde, Nur isminin koyu ve kesif bir gölgesi hükmünde olan güneşin, bütün aynalarda birlikte tecelli etmesi nazara verilerek, İlâhî isimlerin eşyada çok kolay tecelli ettiği, bir tecellinin diğerine mâni olmadığı ifade ediliyor.

Güneş bir zerreye verdiği feyzi, bütün zemin yüzüne de aynı kolaylıkla verebilmektedir. Bu harika misâli bütün İlâhî isimler için tatbik edebiliriz. Meselâ, Rezzâk ismi bir nurdur, her bir rızık ise o nurdan nasiplenen bir lem’a gibidir. Cenâb-ı Hak bu isminin tecellisiyle, bir sineği, bir böceği rızıklandırdığı gibi, aynı kolaylıkla zemin yüzündeki bütün canlıları ve her bir canlının da bütün hücrelerini rızıklandırmaktadır.

Aynen bu güneş misalindeki gibi, Azrail (as) güneşten daha nuranî bir varlık olmasından dolayı bütün mahlûkatın ruh aynasında temessül eder. Yani canlıların ruh aynasında aynı ile akseder. İnsanların aynadaki görüntüsü cansız ve ruhsuzdur, ama Azrail’in (as) canlıların ruh aynasında aksetmesi bizzat kendisidir.

Güneşin her bir damla ve şeffaf şeyde zâtına ait hususiyetleri ile beraber in’ikâsı gibi, Azrail (as) da her canlının ruh aynasında aynen ve bizzat tecelli eder.

İkinci temsil: Mukabele sırrıdır: .

"Meselâ: Zîhayat ferdlerden terekküb eden bir daire-i azîmenin nokta-i merkeziyesindeki ferdin elinde bir mum ve daire-i muhitteki ferdlerin ellerinde de birer âyine farzedilse; nokta-i merkeziyenin muhit âyinelerine verdiği feyiz ve cilve-i aks, müzahametsiz, tecezzisiz, tenakussuz, nisbeti birdir." (2)

İnsanlardan müteşekkil büyük bir halka, merkezinde de elinde bir mum olan bir insan düşünelim: Onun etrafında daire çizmiş olan insanların elinde birer ayna olsa, merkezdeki adamın mum ile verdiği ışık, etrafındaki her bir aynada bölünmeden, parçalanmadan ve zahmetsiz olarak görünür ve tecelli eder. Zira hepisinin merkeze olan nisbetleri eşit ve aynıdır.

Aynen bu misal gibi, Azrail (as) bir anda bir merkezde iken canlıların ruh aynasında aynı ve zâtı ile bulunabilir. Burada hem canlıların ruh aynalarının kabiliyeti, hem de Azrail (as) kabiliyeti bir anda birçok yerde bulunmayı kolaylaştırıyor

Azrail (as)’in azametli şahsiyetinin misal âlemindeki misalî aynalarda çok misalî akisleri ve temessülleri vardır. Yani Azrail (as) bir şahıs iken, misal âleminde binler şahıs şekline giriyor. Girdiği her misalî şahıs aslı gibidir. Yani bütün vasıfları ile misal aynasında beraber bulunur. Bu yüzden bir iken, binler olur. İşte Hazret-i Musa (as)’in tokat attığı ölüm meleği Azrail (as) hakiki şahsı değil, ama hakiki şahıs gibi iş gören misalî şahsıdır.

Yukarıda verdiğimiz her iki temsil arasında büyük benzerlik vardır. Aradaki tek fark, şahısların ellerindeki aynaların muma mukabil tutulmasıdır. Yani birincisinde feyiz verme, ikincisinde ise “feyiz alma” esastır. Her ne kadar, “nokta-i merkeziyenin muhit âyinelerine verdiği feyiz” ifadesi, güneşin feyz vermesiyle aynı gibi görünse de bu temsilin “mukabele sırrı” olmasından hareketle burada esas olanın “feyiz alma” olduğu anlaşılıyor. Yani bir ayna da binlerce ayna da kendilerini güneşe mukabil tutsalar hepsi aynı feyzi birlikte alırlar, yer darlığı olmaz. Güneş de feyzini bunların tamamına aynı kolaylıkla verir.

Bu temsillerin tümünde esas olan, “az ile çoğun, bir ile binin fark etmediği”dir. Bu iki temsilde aynı hakikate iki ayrı yönden baktırılmıştır.

Üstad Hazretleri, dersin sonunda, mahlûkat âleminden verilen bu temsillerin mizanıyla o kudretin tartılamayacağına bilhassa dikkat çekiyor. Kendi ifadesiyle:

“Şu altı sırrın küçük mizanlarıyla o kudret tartılmaz ve münasebete giremez. Yalnız fehme takrib ve istib’adı izale için zikredilir.” (3)

Dipnotlar
(1)
Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz.
(2) age.
(3) age

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

kartal1444
musa (as) gelen hakiki şahıs gibi iş gören misali şahıs yerine hakiki şahsı gelse idi herhalde yine fark etmez idi yine tokatı yerdi. çünkü ölmek istemiyordu
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...