"Küfrün mahiyeti bir inkârdır, bir cehildir, bir nefiydir. Sureten isbat ve vücudi görülse de manası ademdir, nefiydir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Muazzez Üstadımız bu gibi ifadelerle; küfrün, isyanın ve günahların aslının ve esasının adem, terk ve yokluk olduğunu ifade ediyor.

İmanın, hayrın ve salih amellerin mahiyetlerinin ise; vücud, gayret ve çalışma olduğunu nazara veriyor.

Adem yokluk demektir, zıddı vücuttur.

Mesela, namaz kılmak vücuddur, ortaya bir fiil çıkmaktadır. Kılmamak ise terktir, ademdir, yani namaz kılmanın yoklukta kalması, vücud bulmaması demektir.

Şeytan bazı hayırları terk ettirmekle büyük şerler işletiyor. Meselâ, namaz kılmamak emr-i ademîdir, terktir, ama neticesi büyük bir azaba duçar olmaktır.

Aynı şekilde, iman, hayırdır, vücuttur; küfür ise imanın yokluğu demektir ve ademdir. İman emr-i ilahîdir. Bu noktadan hayırdır ve vücudîdir. Küfre giren insan küfürle vücudî bir mes’uliyet işlese de; Allah’ın küllî emrine muhalefet edip, imanı yoklukta bırakıp, terk ettiğinden dolayı ademî kabul edilir.

Hastalık ise sıhhatin yok olması demektir, bu mânasıyla adem sayılır. Yoksa, hastalık diye bir şey yoktur, demek değildir.

Bir suali soran kimsenin bu hususta yapması gereken iki şey vardı. Birincisi bu suali sormak, ikincisi ise sormamaktı. Sormak, ilmi netice vereceği için hayırdır. Sormamaktan ise, cehalet çıkar. Bu ise şerdir.

Bütün hayır ve güzellikler varlık üstüne bina olmuşlardır. Varlık, bir binanın temeli gibidir, her şey onun üzerine tesis edilir. Üstad Hazretlerinin ifadesiyle;

"Evet, ekseriyet-i mutlaka ile, hayır ve mehâsin ve kemâlât, vücuda istinad eder ve ona râci olur. Sureten menfi ve ademî de olsa, esası sübutîdir ve vücudîdir. Dalâlet ve şer ve musibetler ve mâsiyetler ve belâlar gibi bütün çirkinliklerin esası, mayası ademdir, nefiydir. Onlardaki fenalık ve çirkinlik, ademden geliyor.."(1)

Adem yani yokluk görünüşte var gibi dursa da hakikatte yokturlar. Meselâ küfür var olan bir şeyi kabul etmemek, hakkı örtmektir. Kabul etmemek bir iş ve bir amel değildir.

Çalışkan olmak güzel bir ahlâktır, tembellik ise şerdir; çalışmak bir fiildir, ama tembellik hareketsizliktir. Küfür de tembellik de var gibi görünürler, ama aslında yok hükmündedirler.

Günahlar ve kötülükler ademîdir. Ademî şeylerde ise vücutta olduğu gibi binlerce sebebin bir araya gelip çalışması gerekmiyor, aksine bir sebebin olmayışı ya da iptal edilişi adem için kâfi oluyor. Adem vazifesizlik ve amelsizliktir. Yapmak değil, bozmaktır, tamir değil, tahriptir; bundan dolayı da yıkımı ve zararları çok büyüktür.

Şeytanların ve kâfirlerinin tahriplerinde fail gibi zannedilmelerinin temelinde şerrin ve küfrün ademî ve kolay olması vardır. Yani onlar aslında fazla bir iş yapmıyorlar, yapılmış olan işleri vesveseleriyle bozmaya çalışıyorlar. Bozmak, yıkmak ve tahrip etmek çok kolay olduğu için de yapmak gibi telakki ediliyor. Bu bir galat-ı histir, yani yanlış düşüncedir. Bu iki mesele; niyet ve meyil noktasından bakılırsa anlaşılabilir. Fiil ve muamelat noktasından bakılırsa, yanlış değerlendirilmelere sapılabilir.Müsbet ve menfide, hayırda ve şerde, imanda ve küfürde; zatında; fiil ve muamelat açısından fazla bir fark yoktur. Mesela, helal ve haram muamele, fiilen birbirine benzer. Yani aynı insan, aynı cihazlarla, aynı fiili işler. Burada zahiren bir fark yoktur. Ancak niyetler açısından; birinde iman ve takva, diğerinde küfür ve isyan cihetinde farklı olduğundan, birbirine benzeyen fiiller farklı niyetlerin sirayetiyle mahiyetleri değişir, ya hayır olur veya şer olur.

Mesela, iman ve küfür aynı kalpte çekirdekler gibi yeşillenir, aynı vücud da, aynı ağızdan zuhur eder ve çıkar. Burada her ikisi de vücudî gibi görünür.

Yani cihazatın, eşyanın ve azaların bizzat mes’uliyetleri yoktur. Haram ve helal lokma aynı şekilde yenilir, yutulur, vücuda taksim edilir. Bu muamelatın, bizzat haramlığı ve helalliği yoktur. Ancak niyet, arzu ve meyil hangi hususiyete sahip ise; muamelat da, niyete göre aynı mahiyeti taşır.

İşte bu cihetlere bakıldığında; sadece fiil ciheti nazara alındığında; küfrün ve günahların, terk ve adem olduğu anlaşılmaz. Çünkü şerde bile olsa; çalışma, faaliyet ve varlık cepheleri vardır. Öyle ise; imanın esasının vücudî, küfrün esasının ise; ademî olduğu; niyet ve irade noktasından değerlendirilir.

Bir bir şeyin müsbet, vücudî ve hayır olması veya menfi, ademî ve şer olması; o işin muamelat ve fiiline değil; Allah’ın emir ve nehyi ile kulun niyet ve iradesine bakmaktadır.

(1) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a Dördüncü İşaret.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

hakan
Allah razı olsun Abiler. İşte böyle izahlara muhtaciz. Cenab-ı Hak sizlere kamil İman ve hüsn-ü hatime nasip etsin. Amin
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...