"Küfür yolunda yürümek" neden buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve tehlikeli? "İman yolu" neden suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi pek kolay ve zahmetsizdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nur Külliyatında küfür iki kısımda ele alınır: Adem-i kabul ve kabul-ü adem.

Adem-i kabul, kabul etmemek, hakikatlere göz kapamaktır. Küfrün bu çeşidi, dine karşı lakayd kalmakla, günahlara, isyanlara müptela olmakla, sadece dünyayı ve onun sefihane lezzetlerini gaye edinmekle insan kalbinin manevî kıymet ve hakikatlerden gitgide uzaklaşması ve neticede tamamen kopması şeklinde tahakkuk eder. Bu küfrün temelinde, inkâr arzusu ve kastı olmamakla birlikte, yanlış tutulan yol kişiyi sonunda küfre kadar götürür. İkinci Lem’ada “Her bir günah içinde küfre giden bir yol var” hükmü üç harika misalle izah ve ispat edilmiştir. Bu kısım küfürde, Üstad'ın ifadesiyle lakaydlık ve göz kapama söz konusudur.

Yapılan istatistiklere göre bilhassa Batı ülkelerindeki gençliğin kahir ekseriyeti ateist. Bunların ne dinle, ne de din düşmanlığıyla bir alâkaları yok. Dinî meselelerden söz etmek istediğinizde “Ben metafizik konulara ilgi duymuyorum” diyerek konuyu rahatlıkla geçiştirebiliyor. “Peki, ama seni kim yarattı?” diye sorduğunuz zaman, “Onu hiç düşünmedim” diyor. “Bu ömrün sonu nereye çıkıyor, bu yolculuk nereye?” diye sorsanız, “O beni pek ilgilendirmiyor. Nasıl olmuşsa olmuş, madem şu anda varım, hayatımı en neşeli ve rahat bir şekilde geçirmeye bakarım” diyerek Nurlarda geçtiği gibi “Akıldan istifa edebiliyor.”

Onların ve diğer inançsızların hali bir âyet-i kerîmede şöyle nazara veriliyor:

“Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta, tuttukları yol itibariyle daha da aşağıdırlar.” (Furkan, 25/44)

Kabul-ü adem ise, yok olan bir şeyi, yani bir hakikati olmayan küfür, şirk, materyalizm, tabiatperestlik, Darwinizim gibi batıl düşünce ve inançları benimsemek, onları savunmak ve başkalarına da telkin etmektir. Burada zor olduğu belirtilen küfür, işte bu ikinci kısım küfürdür. Bu zorluğu bütün akıllara ve kalplere kabul ettirmek üzere şu harika misal veriliyor:

“Meselâ: Bir insan, gövdesinin cihat-ı sittesini güneşlendirmek istediği zaman, ya bir Mevlevî gibi dönerek gövdesinin her tarafını güneşe karşı getirir veya güneşi o mesafe-i baideden celb ile gövdesinin etrafında döndürecektir. Birinci şık, tevhidin kolaylığına misaldir. İkincisi de küfrün zahmetlerine misaldir.”

Gövdemizin her tarafını aydınlatmak istiyorsak bunun iki yolu var.

Birisi; bir Mevlevî gibi dönüp her tarafımızı güneşe karşı getirip aydınlatmak, diğeri ise yerimizde sabit kalarak güneşi tutup kendi etrafımızda döndürmektir. İşte şirkin ve küfrün kabul edilmesi, güneşi çevremizde döndürmek kadar imkânsız bir meseledir.

Önümüzde bir kâğıt var, üzerinde bir şiir yazılı. Yan tarafta da bir kalem duruyor.

Şimdi, “Bu şiiri kim yazdı?” sualimizin cevabı açıktır: Bir şair, şu kalemi kullanarak bu kâğıda sanatını ve maharetini dökmüş. Kolay ve makul olan yol budur.

İkinci yol: Şiiri kalemin yazdığını söylemektir. Bu takdirde, o cansız kaleme bir hayat, bir irade, bir kudret ve ayrıca şairlik meziyeti yüklememiz gerekecektir. İşte bu yol güneşi kendi etrafımızda döndürmek kadar imkânsız bir ihtimaldir.

Sorulan cümlemize baktığımızda bu konuya çok güzel bir benzetmeyle açıklık getirildiğini görürüz. Evet buzda yürüyen biri kaygan bir zeminde olduğu için, her an ayağı kayıp düşerek bir yerini kırma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Aynen bunun gibi küfür de bir karanlıktır. Karanlıkta yürüyen birisi her an kafasını bir yere vurabilir veya cehennem çukurlarından bir çukura düşme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bunun için, "Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir." denilmiştir.

İman ise, bir nur olduğu için, önü yani istikbali o nur ile aydılanan birinin böyle bir tehlikesi olmadığı için, "İman yolu ise, suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi pek kolay ve zahmetsizdir..." denilmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...