"Küfür ve dalalet iki kısımdır. Bir kısmı, amelî ve ferî olmakla beraber, iman hükümlerini nefyetmek ve inkâr etmektir ki, bu tarz dalalet kolaydır. İkinci kısım ise, amelî ve ferî olmayıp, belki itikadî ve fikrî bir hükümdür." İzahı nasıldır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Küfür ve dalalet iki kısımdır. Bir kısmı, amelî ve ferî olmakla beraber, iman hükümlerini nefyetmek ve inkâr etmektir ki, bu tarz dalalet kolaydır. Hakkı kabul etmemektir; bir terktir, bir ademdir, bir adem-i kabuldür. İşte bu kısımdır ki, Risalelerde kolay gösterilmiş..." (Lem'alar, On Üçüncü Lem'a Sekizinci İşaret.)

Amelî ve ferî ifadesi, fikir yürütmeden, üstünde muhakeme yapmadan, etraflıca düşünmeden, sırf inat ya da başka bir sebep ile hakkı inkâr etmek ve yok saymak demektir. Bunlara en kuvvetli delil de getirilse, kabul etmemeyi prensip haline getirdikleri için, fikir yürütmeden, muhakeme etmeden inkâr ederler, bunların işi bu noktadan kolaydır. Çünkü kuvvetli bir delil karşısında düşünen ve fikir yürüten adam, müşkül durumda kalır. Ama bunlar fikir yürütmeden inkâr ettikleri için işleri basit ve kolaydır.

Ameli ve ferî kelimelerin muhtemel diğer bir manası ise; kâfir küfürle amel ediyor, bu yüzden imana mahal kalmıyor demektir. Mesela, âlemini Yahudilik inancı doldurmuş bir adamın, elbette İslam’a kucak açacak bir vaziyeti kalmıyor. Bu batıl inancını ve amelini de asla sorgulamadığı için, batıl olduğunu göremiyor. Böyle adamlara imanı anlatmak çok zordur. Ama kendi âleminde, düşünmeden ve muhakeme etmeden İslam’ı inkâr edip batılı savunması gayet kolaydır.

"İkinci kısım ise, amelî ve ferî olmayıp, belki itikadî ve fikrî bir hükümdür. Yalnız imanın nefyini değil, belki imanın zıddına gidip bir yol açmaktır. Bu ise batılı kabuldür, hakkın aksini ispattır. Bu kısım, imanın yalnız nefyi ve nakîzi değil, imanın zıddıdır. Adem-i kabul değil ki kolay olsun. Belki kabul-ü ademdir. Ve o ademi ispat etmekle kabul edilebilir. El-ademü lâ yüsbetü kaidesiyle, ademin ispatı elbette kolay değildir." (bk. age., ay.)

Adem-i kabul: İman hakikatlarına karşı lakayt kalmak. Gerçekleri, fikir yormaksızın inkâr etmek.

Kabul-ü adem: Gerçek olmayan bir fikri yahut inancı kabul etmek. Hakikatin zıddına inanmak ve bunu dava etmek.

Bazıları, ölümü ve ötesini düşünmeden yaşamayı, zevk ve menfaatten başka her şeyi lüzumsuz bulmayı hayatlarının değişmez prensibi kabul etmişlerdir. İşte bu kesimin küfrü “adem-i kabul” olarak isimlendiriliyor. Adem-i kabul, yani kabulsüzlük, iman hakikatlerini düşünmeden yaşamak ve inkâra sapmak. Bu inkâr kolaydır ve çoğu inkârcılar da bu yolda giderler.

Bir başka grup da var ki, onlar, iman hakikatlarını kabul etmemekle kalmaz, inkâr eder; aksini ispat etmeye zorlanırlar. Ve insanları kendi batıl çizgilerine çekmek için gayret gösterirler. İşte İslâm’ın azılı düşmanları bu gruptaki insanlardır. Bunların itikat dünyaları ise, “kabul-ü adem” ile ifade edilir; yani yanlış bir yolu kabul etme, batılı dava etme…

Bu yolda gidenlerde düşünmemek değil, hatalı düşünmek ve kalblere sapık inancı yerleştirmek için çalışmak söz konusudur.

Adem-i kabulde, bir hakikatı ispat eden delilleri hiç düşünmemek ve onlarla ilgilenmemek söz konusu. Bu bilgisizlik o adamın inançsız kalmasına yetiyor. Kabul-ü ademde ise o hakikatın yokluğuna delil getirilmesi gerekiyor.

Mümine düşen görev, Allah’ın kulu olmada birleşen her iki grup insana da ulaşmanın ve onlara hakkı tebliğ etmenin yollarını aramaktır. Elbette ki, birinci gruba daha fazla zaman ayırıp, neticesiz tartışmalarla vakit öldürmekten hassasiyetle kaçınmak gerekir.

Olmayan bir şeyin ispatı, dünyada en zor iştir. Bu sebeple bu nevi kâfirlerin mesleği olmayan bir şeyi ispat üstünde gittiği için, en zor iş bunların işidir. Allah’ın varlığına ve birliğine dair milyonlarca kuvvetli delil karşısında durup, bunları tek tek çürütmek ve onların aksini ispat etmek muhaldir. Risale-i Nurlarda ekseri bu çeşit kâfirlerin fikri çürütülüp, imkânsız ve esassız gösteriliyor.

"Elhasıl, itikad-ı küfriye, iki kısımdır:"

"Birisi: Hakaik-i İslamiyeye bakmıyor. Kendine mahsus yanlış bir tasdik ve batıl bir itikat ve hata bir kabuldür ve zâlim bir hükümdür. Bu kısım bahsimizden hariçtir. O bize karışmaz, biz de ona karışmayız."

"İkincisi: Hakaik-i imaniyeye karşı çıkar, muaraza eder. Bu dahi iki kısımdır:"

"Birisi: Adem-i kabuldür. Yalnız, ispatı tasdik etmemektir. Bu ise bir cehildir; bir hükümsüzlüktür ve kolaydır. Bu da bahsimizden hariçtir."

"İkincisi: Kabul-ü ademdir. Kalben, ademini tasdik etmektir. Bu kısım ise bir hükümdür, bir itikaddır, bir iltizamdır. Hem iltizamı için nefyini ispat etmeye mecburdur."

"Nefiy dahi iki kısımdır:"

"Birisi: 'Has bir mevkide ve hususî bir cihette yoktur.' der. Bu kısım ise ispat edilebilir. Bu kısım da bahsimizden hariçtir."

"İkinci kısım ise: Dünyaya ve kâinata ve ahirete ve asırlara bakan imanî ve kudsî ve âmm ve muhit olan meseleleri nefiy ve inkâr etmektir. Bu nefiy ise, Birinci Meselede beyan ettiğimiz gibi, hiçbir cihetle ispat edilmez. Belki kâinatı ihata edecek ve ahireti görecek ve hadsiz zamanın her tarafını temaşa edecek bir nazar lazımdır, ta o gibi nefiyler ispat edilebilsin." (Şualar, Yedinci Şua, Mukaddime.)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Lazgin

Peki tıpkı birinci tarzda hayat süren müslümanların durumu nedir?Yani Allah var mı yok mu, bu amelimden razı mı değil mi fikir yürütmeden, üstünde muhakeme kurmadan, etraflıca zihinde düşünmeden, haram-helal görmeyip kâfirlerin yaşadığı hayatı yaşayan günümüzde çok müslüman var. Bunların durumu nedir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Bu tarz Müslümanların önünde iki ihtimal var. Birisi bu yaşantısı ile imanla kabre girmesi ki haram ve günahlardan dolayı Allah dilerse azap edebilir ama neticede cennetliktir. İkincisi haram ve günahların zamanla kalbteki imanı yok ederek imansız kabre girme durumudur ki Allah korusun bu en tehlikeli olanıdır. Ehlisünnet günahkarda olsa Müslümanım diyen birisine kafir demeyi men ediyor ve akibetini gayb olarak değerlendiriyor. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...