"Şirk bu kadar zahmetli olduğu halde, niçin kâfirler kabul ediyorlar?" Sorusu ve cevabını izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sual: Şirk bu kadar zahmetli olduğu halde, niçin kâfirler kabul ediyorlar?"

"Cevap: Kasten ve bizzat kimse küfrü kabul etmez. Yalnız şirk hevâ-i nefislerine yapışır. Onlar da içine düşer; mülevves, pis olurlar. Ondan çıkması müşkülleşir. İman ise, kasten ve bizzat takip ve kabul edilmekle kalbin içine bırakılır."(1)

Hiç kimse, kasten, yani küfre girmeyi maksat edinerek, o yolda çalışarak küfrü kabul etmiş değildir. Ancak, nefsin arzularını tatminle yetinen kişi, zamanla o pis havaya alışır ve temiz havadan rahatsızlık duymaya başlar. Böyle bir nefis, artık şirk ve küfür yoluna girmiş demektir. Tövbe etmediği takdirde sonu küfür ve şirk batağına düşmektir.

Bir hadis-i şerifte; “her işlenen günahın kalpte bir kara leke meydana getirdiği” haber verilir. Tövbe edilmediği ve günaha devam edildiği takdirde, bu leke büyüyerek bütün kalbi sarar. Artık böyle bir kalbin küfür ve şirk yoluna girmesi çok kolay olur.

İçki müptelası ve bağımlısı olan bir adam, içkinin zararlı ve çok kötü olduğunu bildiği halde o illetten kurtulamıyor. Aynı şekilde kâfir de başta büyük günahlara müptela olmak üzere kapıldığı bazı alışkanlıkları yüzünden onu terk edemiyor ya da etmek istemiyor.

Mesela, Mekke müşriklerinin birçoğu put tüccarı idi. Birçoğunun, şirki tevhide tercih etmesinde bu put ticaretinin içindeki menhus lezzet tesirli idi. Birçok müşrik, küfrünü aklı ve muhakemesi ile değil, menfaatlerinden ve inatlarından dolayı terk edemiyordu.

Kâfirlerin ekserisi lakaytlık ve umursamazlık olan adem-i kabul dairesinde bulunduklarından, düşünmeden yaşıyorlar. Sefahatten gelen menhus lezzetle hislerine mağlup olup akıllarını uyutuyorlar. His ve hevesin hâkimiyeti, aklın mizanlarını dinlemiyor. Hissiyatlarına mağlup olarak geçmişi ve geleceği düşünmeden anlık yaşıyorlar. Gençlik, şöhret, imkân ve saltanat, belirli bir müddet onların zevk ve menfaatlerine kuvvet veriyor. İmandan gelen zevk ve lezzeti idrak edemediklerinden, mukayese imkânı bulamıyorlar. Mevcut hayatı ideal zannediyorlar. Dünyanın ve hayatın ağır şartları, başka şeyleri düşünmeye fırsat bırakmıyor...

İman ise akıl ve fikrin neticesinde hâsıl olan bir haldir. Yani mümin hakikatin güzelliğini, Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden hadsiz delilleri görüp okuyor ve iman ediyor.

Bu asra kadar küfre girenlerin büyük bir ekseriyeti müşriklerdir. Hristiyanlar üç ilah safsatasıyla küfre girdikleri gibi, asr-ı saadet öncesi Arapların büyük çoğunluğu da putlara tapmak suretiyle küfre düşmüşlerdi. Başka beldelerde de kimi ateşe, kimi yıldızlara, kimi zamana, kimi ineğe tapmak suretiyle kâfir olmuşlardı. Hiçbir şeye inanmayan ateistler son asra kadar yok denecek kadar az idi. Şimdi ise Hristiyanlığın tatmin etmediği yeni nesiller, dedeleri asırlarca Müslümanlara düşmanlık beslediklerinden İslam’a da yanaşmayınca dinsizlik yolunu tutmuşlardır. Avrupa’da gençlerin yüzde doksandan fazlası ateisttir. Hristiyanlık onların babaların ve dedelerinin dinidir, kendilerinin değil. Şu var ki, batıdaki ateistler bizde olduğu gibi din düşmanı da değillerdir. Dine ilgi duymaz ve hayatlarını kendi nefislerinin arzusu istikametinde geçirirler. Onların küfre girmeleri, yukarıda ifade ettiğimiz gibi, kasden değil, batıl dinlerin kalpleri tatmin etmemesinden doğan bir boşluk neticesinde tahakkuk etmiştir.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Katre'nin Zeyli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

şarkavi
allah ebeden razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...