"Kur’an baştan başa tevhidi ispat ettiği ve gösterdiği için, bir delil-i katidir ki, Kur’an-ı Hakîmin o nevi kelimeleri sizin fehmettiğiniz gibi değildir..." Birinci işareti özetler misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Asr-ı cahiliyetin en belirgin vasfı, çok az kişi müstesna, bütün halkın müşrik olmasıydı. Allah’a ortak koşmak bütün dünyanın hâkim hastalığıydı. Batı âleminde Hristiyanlar teslis inancıyla Cenab-ı Hakk’a Hazreti İsa (as.) ve Hazreti Meryem’i ortak koşarlarken, Doğuda birbirinden çok farklı şirk çeşitleriyle insanlar manen yanıp kavruluyordu. Bir kısmı Güneş'e tapıyor, bir kısmı yıldızları ilah tanıyor, büyük bir kısmı da kendi yaptıkları putlara tapıyorlardı. İşte bu şirk ortamında doğan Kur’ân güneşi şirki bütün envaıyla ortadan kaldırdı. Allah’ın bir olduğunu, ne zatında ne sıfatlarında ne fiillerinde şeriki olamayacağını birçok ayetleriyle beyan ve kuvvetli delillerle ispat etti.

Fatiha suresi Allah’ın bütün âlemlerin Rabbi olduğunu beyan ile başlarken, son sure olan Nas suresi de Allah’ı Rabbü’n-nas olarak tanıtır. Yani kâinatı bütün âlemleriyle o terbiye ettiği gibi, insanı da bütün maddi ve manevi cihazlarıyla yine o terbiye etmiştir. Üstad Hazretlerinin insanı; “kâinat ağacının en münevver meyvesi” olarak tarif ettiğini hatırlayalım. Allah kâinat ağacının da Rabbidir, insan meyvesinin de…

İşte tamamı tevhid dersi veren Kur’ân-ı Kerim’in bu gibi ayetlerine de yine tevhid nazarıyla bakmak gerekiyor.

Cenab-ı Hak insanın yüzünü mevcut şeklin dışında sonsuz şekilde yaratabilirdi. Gözsüz bir yüz de yaratabilirdi, üç veya beş gözü olan bir yüz de. Keza ağızsız bir sima da yaratabildi, iki ağızlı veya ağızsız bir simada. İşte Allah, böyle muhtemel hadsiz yollar içerisinde en güzel simayı yaratmıştır. Buna göre söz konusu âyet-i kerîmeyi başka simalar yaratanlar içerisinde en iyi simayı Allah yaratmış diye anlamamız mümkün değildir. Zira böyle bir şirki Kur’ânın bütün tevhid ayetleri reddeder. O halde hakikat şudur: Allah, insan için, sima yaratma mertebelerinin en güzelinde bir sima yaratmıştır.

Konuyla yakından ilgili olan bir başka dersi de hatırlamak gerekiyor. Üstad Hazretleri Allahu ekber kelamı hakkında şu harika izahı yapıyor: “...marifetimiz haricindeki kemalat-ı kibriyasının mücmel bir unvanıdır.” (Sözler, On Altıncı Söz)

Allah en büyüktür veya daha büyüktür denilirken başkalarıyla bir mukayese söz konusu değildir. Zira Alah’ın vacib olan varlığından başka olan bütün varlıklar mümkün grubuna girer. Vacib ise mümkünle hiçbir cihetle mukayese edilemez. Allah’ın ne zatı mahlukatın büyüklükleriyle mukayese edilebilir, ne kudretinin sonsuzluğu mümkinatın kudretleriyle kıyas kabul eder.

O halde Allah daha büyüktür, en büyüktür derken şunu kastetmiş oluruz:

Biz büyük olarak ne vehmetsek Allah ondan daha büyüktür. Daha rahat anlaşılması için sıfatlardan örnek verelim. Biz, “Allah’ın kudreti daha büyüktür, en büyüktür.” derken, “Ne kadar büyük bir kudret hayal etsek Allah’ın kudreti ondan daha büyüktür.” demiş oluruz. Keza, ne kadar büyük bir rahmet düşünsek Allah’ın rahmeti ondan daha büyüktür. Örnekler artırılabilir...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.492
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...