"Cenâb-ı Hak daha büyüktür." ifadesini nasıl anlamalıyız?
Değerli Kardeşimiz;
"İşte, bunun gibi, hâlık ve münim tevehhüm olunan zahiri esbab, ehl-i gafletin nazarında Mün’im-i Hakiki'ye perde olur. Ehl-i gaflet onlara yapışır, nimet ve ihsanı onlardan bilir, medih ve senalarını onlara verir. Kur’ân der ki: 'Cenâb-ı Hak daha büyüktür, daha güzel bir Hâlık'tır, daha iyi bir Muhsin'dir. Ona bakınız, ona teşekkür ediniz." (Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.)
Üstad Hazretleri namaz boyunca tekrarla tekbir getirilmesini, hem evliyanın seyrü sülûku gibi müminin manen dereceler katetmesine benzetiyor, hem de Peygamber Efendimizin (asm.) miraçdaki terakki yolculuğuna.
Her namazın o mukaddes yolculuktan bir işaret taşıdığını ifade ediyor.
Şualar’da, tekbirin, Allah’ın kemalatını idrakten aciz olduğumuzun bir ifadesi olduğunu ifade ediyor. Mesela insan, Cenâb-ı Hakk’ın hadsiz işleri birlikte ve gayet kolay görmesini idrak edemez. Ama bu birlikte icraatı gözüyle görmekte ve aklıyla bilmektedir. İşte aklın bildiği, fakat nasıl olduğunu idrak edemediği bu ve benzeri hayret tabloları ruhu tekbire götürür. Yani, Allah bütün bu hayret ettiğimiz işleri yapmaktan daha büyüktür.
“Allahu ekberin bir vech-i manası Cenâb-ı Hakk'ın kudreti ve ilmi her şeyin fevkinde büyüktür; hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Ve korktuğumuz en büyük şeylerden daha büyüktür. Demek haşri getirmekten ve bizi ademden kurtarmaktan ve saadet-i ebediyeyi vermekten daha büyüktür. Her acip ve tavr-ı aklın haricindeki her şeyden daha büyüktür …” (Şualar, On Birinci Şuâ, Sekizinci Mesele)
“Allah en büyüktür” derken büyüklük adına ne tasavvur ve hayal edersek edelim, o daha da büyüktür. Çünkü bizim aklımız, hayalimiz ve havsalamız sınırlı olduğu için, sonsuzu tahayyül ve tasavvur edebilmemiz imkânsızdır.
• Söz konusu büyüklük, başka büyüklüklere bakmıyor. Onun icraatlarına ve mahluklarına bakıyor. İcraat ne kadar büyük, sanat ne kadar mükemmel olursa olsun, Allah’ın kudreti ondan da büyüktür. Mesela, haşri aklımız almıyorsa, “Allahü ekber” dendiğinde, “Allah haşri getirecek sonsuz bir kudrete sahiptir. Haşri getirmek bahar kadar kolay, baharı halk etmek bir çiçeği yaratmaktan daha kolaydır.” demiş oluyoruz. “Allah bu muazzam kâinatı hassas bir nizam ile ayakta nasıl tutuyor?” diye düşündüğümüzde, cevap “Allahü Ekber”dir ve bunun manası “Allah’ın kudreti bu işleri yapmaktan büyüktür.” olur.
• Bu tür ifadelerdeki kıyaslama -haşa- mesela Allah’la insanları kıyaslamak değildir. Fakat gafil insanlara yönelik bir ikazdır. Mesela, küçük bir hüküm sahibinden korkan ve bir dediğini iki etmeyen birisine, Allah’ın azametini ve korkulmaya ve itaate daha layık olduğunu anlatmak için “Allah senin o korktuğun kişiden daha büyüktür.” denir. Bu o kişiyle Allah’ı kıyaslamak değildir.
• Cenab-ı Hak kâinatta her şeyi sebepler zinciri ile yaratmış, bu sebepler bilhassa gafil insanların zihninde Allah’ın icraatlarına perde oluyor. Sebeplerin sırf görünüşte var olup aslında her şeyin dizgini onun elinde olduğunu idrak eden bir mümin sebepler perdesini yırtıp doğrudan doğruya Allah’a müteveccih olur ve “Allahü ekber” der.
Böylece, Cenab-ı Hakk’ın sebeplere muhtaç olmadığını, sebeplerin arkasında görülen kudret tezahürlerinden çok daha fazlasını yapmaya kadir olduğunu ilan etmiş olur.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Ehli gaflet" tabiri sadece Allah’ı inkâr eden, ateist, ya da dinsiz kimseleri kapsamaz.Elbette bunları kapsar. Risale-i Nur’da ve genel İslami literatürde "gaflet", Allah’ın varlığına inanmakla birlikte, dünya meşgalesine dalıp, Allah'ı, âhireti, hesabı, kulluğu unutmak anlamında da kullanılır.
Ehli Gaflet Kimdir?
İnanan ama Allah’ı unutarak yaşayan,
İbadetlerini ihmal eden,
İlahi mesajlardan habersiz yaşayan,
Dünya nimetlerine aldanan,
Ahiret endişesinden uzak duran insanlara da “ehli gaflet” denir.
Sebebi Hâlık tevehhüm edenler(yani bu evhama düşenler)
1. Sebepperestler (Allah'ı tamamen dışlayanlar)
Sebeplerin mutlak güç sahibi olduğunu zannederler.
Mesela “Güneş ısıtır”, “Toprak bitirir”, “İlaç şifa verir” gibi ifadeleri, doğrudan sebep odaklı ve Allah’ı aradan çıkararak kullanırlar.
2. Allah’a inanan ama gafletle sebeplere takılanlar
Bunlar Allah’a inanır ama, şuurlu düşünmedikleri anlarda sebepleri ön planda tutabilirler.
Mesela: “Ağaç bu yıl tonca meyve verdi” deyip yardımı Allah’tan bilmeyi ikinci plana atabilirler.
Zahiri sebepler: Görünüşte etki ediyormuş gibi duran, ama gerçekte Allah’ın yaratmasıyla iş gören araçlar (örneğin: tabiat, doktor, anne-baba, yağmur vs.).
Bu da bir nevi sebebi hâlık evham etmektir.