"Kur'an'dan bildiğimiz sûreleri okumak ve mânalarını bildiren arkadaşlardan öğrenmek" gibi ifadeler, okuduğumuz surelerin mealini bilmemizi mi gerektiriyor?

Soru Detayı
"Kelimât-ı mübarekenin meâl-i icmâlîsini öğrenmemesine nasıl mazur olabilirler?" İfadesi de var...
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvelâ, namazda okunan ayetlerin mealini bilip bilmemek, namazın sıhhatine bir zarar vermez.

İkincisi, sürekli istimal ettiğimiz Kur’an ayetlerinin, namazda okuduğunuz surelerin, Elhamdulillah, Subhanallah, Allah u ekber, ezan, kamet gibi İslam şeairi olan mübarek kelimelerin mâna ve meallerini öğrenmek, her Müslüman için mühim bir vazifedir. Bu gibi kelimelerin meallerini bilmenin fıkıh açısından belki bir mecburiyeti yoktur, lakin saadet-i ebediyenin vesikaları olan bu mübarek kelimelerin mücmel meal ve mânalarını bilmemek, büyük bir kayıp ve zarardır.

"Bütün ömrünü İslâmiyetle geçiren ve kafasını binler mâlâyâniyatla dolduran adamlar, bir iki haftada, hayat-ı ebediyesinin anahtarı olan şu kelimât-ı mübarekenin meâl-i icmâlîsini öğrenmemesine nasıl mazur olabilirler, nasıl Müslüman olurlar, nasıl 'akıllı adam' denilirler? Ve öyle heriflerin tembelliklerinin hatırı için o nur menbalarının mahfazalarını bozmak kâr-ı akıl değildir.’’(Mektubat, 26. Mektup, 4. Mebhas)

Ezan, kamet, selam ve namazlarda okunan dua ve sûreler; bütün Müslümanların müşterek bir nişanesi, ortak bir paydasıdır. Bu müşterek alametleri herkes kendi diline çevirecek olursa, o zaman Müslümanlar arasında bir birlik olmaz.

Dünyanın her yerinde okunan ezan aynıdır; her Müslüman ezanın mübarek kelimelerinin ne mânaya geldiğini bilir ve anlar. Dolayısı ile bu kudsî kelimeleri farklı dillere tercüme etmek ve Müslümanlar arasında anlaşılmaz kılmak cinayetten daha ağır bir suç olur.

Bu hakikat, kamet, selam, hutbe ve namaz için de geçerlidir.

Kısacık dünya hayatı ve menfaati için ya da belli makamlara gelebilmek için birçok dil öğrenen, hafızasını lüzumsuz şeylerle dolduran insanların, her gün okudukları Fatiha’nın, günde beş defa dinledikleri ezanın, defalarca tekrar ettikleri; “Sübhanallah”, “Elhamdülillâh” “Lâilâheillâllah” ve “Allahuekber” gibi mukad-des kelimelerin mânalarını öğrenmeleri çok mu zor acaba? Ebedî saadetinin anahtarı olan o kudsî kelimelerin ne mânaya geldiğini bilmemek, öğrenmemek ve onu kendi diline tercüme edip o mübarek kelimelerin ruhunu söndürmek nasıl mâkul ve mantıklı olabilir.

Kur’an’ın ulviyeti yalnız mânasında değildir. Onun lafızları da mânası gibi kudsîdir, mu’cizedir. Kur’an’ın lafızları onun elbisesi değil, cildi mesabesindedir, cilt değiştirilemez.

Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade etmektedir:

“Meselâ, nasıl ki bir hayvanın veyahut bir meyvenin derisi soyulsa, muvakkat bir zerafet gösterir; fakat az bir zamanda o zarif et ve o güzel meyve, o yabanî ve paslı ve kesif ve arızî deri altında siyahlanır, taaffün eder. Öyle de, şeâir-i İslâmiyedeki tabirat-ı Nebeviye ve İlâhiye, hayattar ve sevabdar bir cilt, bir deri hükmündedir. Onların soyulmasıyla, maânîdeki bir nuraniyet, muvakkaten çıplak, bir derece görünür. Fakat ciltten cüdâ olmuş bir meyve gibi, o mübarek mânâların ruhları uçar, zulmetli kalb ve kafalarda beşerî postunu bırakıp gider. Nur uçar, dumanı kalır. Her ne ise...” (29. Mektub)

Hem Allah’ın sonsuz ilim ve iradesi ile teşekkül etmiş bir kelamı, bir beşerin birebir tercüme ederek farklı bir dile tercümesi değildir. Mesela, namazın rüknü olan Fatiha suresinin aynı ile herhangi bir dile tercüme edilmesi kabil değildir. Tercüme dedikleri şey beşerin eksik ve kısır bir mealinden ibarettir. Mealler Kur’an hakkında genel kültür edinmek için okunabilirler, ama asla Allah’ın kelamı dururken insanların eksik ve kısır mealleri ile ibadet edilmez.

Böyle art niyetli heriflerin tembelliklerinin hatırı için ibadet dilini bozmak akıl kârı değildir.

Üçüncüsü, meale Kur’an’ın hakiki bir mânası nazarı ile bakılmaz ve bakılmamalıdır. Meal, Üstad Hazretlerinin ifadesi ile sadece muhtasar ve nâkıs bir tercümeden ibarettir. Üstad Hazretleri bu hususu şu şekilde ifade ediyor:

"Elhasıl, lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabînin câmiiyeti ve elfâz-ı Kur'âniyenin i'câzı öyle bir tarzdadır ki, kabil-i tercüme değildir, belki 'muhaldir' diyebilirim. Kimin şüphesi varsa, i'câza dair Yirmi Beşinci Söze müracaat etsin. Tercüme dedikleri şeyler ise, gayet muhtasar ve nâkıs bir mealdir. Böyle meal nerede; hayattar, çok cihetlerle teşa'ub etmiş âyâtın hakikî mânâları nerede?"(1)

Dördüncüsü, Kur’an’ı anlamakta en güzel yol tefsir okumaktır. Meal okumak da iyidir, ama asla tefsirin yerini tutamaz. Bu sebeple Kur’an’ı etraflıca anlamak için tefsirlere müracaat etmeliyiz. Risale-i Nurlar bu sahada en güzel ve en mükemmel bir sermeşktir.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...