"Şeâir-i İslâmiyedeki tabirat-ı Nebeviye ve İlâhiye, hayattar ve sevabdar bir cilt, bir deri hükmündedir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Nasıl ki bir hayvanın veyahut bir meyvenin derisi soyulsa, muvakkat bir zarafet gösterir; fakat az bir zamanda o zarif et ve o güzel meyve, o yabanî ve paslı ve kesif ve ârızî deri altında siyahlanır, taaffün eder. Öyle de şeâir-i İslâmiyedeki tabirat-ı Nebeviye ve İlâhiye, hayattar ve sevabdar bir cilt, bir deri hükmündedir. Onların soyulmasıyla, maânîdeki bir nuraniyet, muvakkaten çıplak, bir derece görünür. Fakat, ciltten cüdâ olmuş bir meyve gibi, o mübarek mânâların ruhları uçar, zulmetli kalb ve kafalarda beşerî postunu bırakıp gider. Nur uçar, dumanı kalır."(1)

Vahiy ve hadisler ile sabit olmuş İslamî temsiller, cilt ve deri gibidir. Cilt ve deri soyulduğunda mâna ve maksad ölür, demektir.

Ayet ve hadislerin lâfızları cansız bir elbise değil, bedenin canlı cildi gibidir; uzun bir zamanın üzerinden geçmesi ile mâna ile lafız ceset ile cilt gibi olmuştur. Elbise değiştirilir; fakat cilt değişse vücuda zarardır. Nasıl elmanın kabuğu soyulduğunda bir müddet sonra bozulup yenilmez bir hale geliyorsa, aynı şekilde ayet ve hadislerin canlı cildi hükmünde olan lafızları soyulur ise, kuru meal ve eksik tercüme bir müddet sonra insana usanç verip sıkar.

Bir canlının veya meyvenin derisi veya cildi soyulduğunda, kısa bir zaman sonra bozulur ve kokuşur. Çünkü hayatı ve meyveyi muhafaza eden cilt, dâhilîdir ve onun aslî elbisesidir. Ayet ve hadislerin mübarek lafızları, mânâ-yı örfîlerine âlem ve nam olmuşlar. Alem ve isim ise değiştirilmez. Yani lafızlar mânanın ismi ve ünvanı olmuştur, ikisinin ayrılması kabil değildir.

Mesela; İslam’ın bir şiarı, bayrağı ve nişanesi olan Ezan’ın Arapça ibareleri hadis ile tespit edilmiştir. Ezanı farklı dillere çevirmek ve tercüme etmek derisini ve cildini soymak, ruhunu ve mânasını öldürmek demektir.

Nasıl ki Ezan, dünyanın her yerinde aynıdır değişmez ise, ayet ve hadislerin lafızları da aynı şekilde değişmez. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin her mü’min; Allahu ekber, elhamdulillah, sübhanallah, La İlahe İllallah, ezan, kamet gibi mukaddes ifadeleri bilir. Bunlar bütün Müslümanların müşretek ve birleştirici bir temsilidir. Türk hacılarının Mekke’de ezanı duyduklarında "Araplar ezanı Türkçe okuyor!.." demeleri bu mânaya latif bir işarettir. Ezanın mübarek lafızları âdeta mâna ile aynı derecededir. Bunları diğer dillere tercüme etmek, bir canlının derisini ve cildini yüzmek demektir. Bu sebeple aslı vahiy ve hadis olan bu alametlere ilişmek cinayettir.

Ezanın içinde tekrar edilen tekbir, tevhid gibi ifadeler, vahiy ve asıl olduğu için, bir cihetiyle hem kudsî ve sevaplı hem de yeryüzünde her mü’minin ortak bir nişanesi olmuş oluyor. Ama ezan tercüme edildiğinde kudsiyeti kaybolur, sevabı gider, temsil olma yönleri biter, kuru bir tercümeden ibaret kalır.

Ezan; tevhidi ilan ve rububiyet-i İlahiyeye karşı ubudiyete davettir. Allah’ın azametini, rububiyetini ve ulûhiyetini ifade eden, ‘Allah ekber, Allahu ekber’ nidalarını, insanın kalbini huzura gark eder.

Ezan doğrudan doğruya bütün İslâm âlemine taalluk ettiği için, asr-ı saadetten günümüze kadar bütün Müslümanların bağlandığı nuranî bir zincirdir. Bu zincirleri koparmaya ve tahrip etmeye çalışanlar büyük bir gaflet içindedirler.

Kur’an ve kudsî zikirler sadece akla hitab etmiyorlar. İnsanın aklı dışında binlerce latife ve hissiyatları var, onların da kendine has feyiz ve gıdalanmaları oluyor. Bu gibi virdleri okuduğumuz zaman o his ve latifeler hissesini alıyorlar. Hatta o his ve latifelerden bazıları pek geç usanıyor, doymak bilmiyor ve zikir ve virdin devamını istiyor. Akıl bir yerde usanıp duruyor, o his ve latifeler ise uzun süre feyze kabil olabiliyorlar. Yani usanmıyorlar. Onun için zikir ve ibadetleri sadece akıl mizanı ile ya da meali ile tartmak doğru olmaz.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektub, Birinci Risale...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...