"Şeair-i İslamiyedeki tabirat-ı Nebeviye ve İlahiye, hayattar ve sevabdar bir cilt, bir deri hükmündedir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Nasıl ki bir hayvanın veyahut bir meyvenin derisi soyulsa, muvakkat bir zarafet gösterir; fakat az bir zamanda o zarif et ve o güzel meyve, o yabani ve paslı ve kesif ve ârızî deri altında siyahlanır, taaffün eder. Öyle de şeair-i İslamiyedeki tabirat-ı Nebeviye ve İlahiye, hayattar ve sevabdar bir cilt, bir deri hükmündedir. Onların soyulmasıyla, maanideki bir nuraniyet, muvakkaten çıplak, bir derece görünür. Fakat, ciltten cüdâ olmuş bir meyve gibi, o mübarek manaların ruhları uçar, zulmetli kalp ve kafalarda beşerî postunu bırakıp gider. Nur uçar, dumanı kalır." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektub, Birinci Risale.)

Vahiy ve hadisler ile sabit olmuş İslami temsiller, cilt ve deri gibidir. Cilt ve deri soyulduğunda mana ve maksad ölür, demektir.

Ayet ve hadislerin lafızları cansız bir elbise değil, bedenin canlı cildi gibidir; uzun bir zamanın üzerinden geçmesi ile mana ile lafız ceset ile cilt gibi olmuştur. Elbise değiştirilir; fakat cilt değişse vücuda zarardır. Nasıl elmanın kabuğu soyulduğunda bir müddet sonra bozulup yenilmez bir hale geliyorsa, aynı şekilde ayet ve hadislerin canlı cildi hükmünde olan lafızları soyulur ise, kuru meal ve eksik tercüme bir müddet sonra insana usanç verip sıkar.

Bir canlının veya meyvenin derisi veya cildi soyulduğunda, kısa bir zaman sonra bozulur ve kokuşur. Çünkü hayatı ve meyveyi muhafaza eden cilt, dâhilidir ve onun asli elbisesidir. Ayet ve hadislerin mübarek lafızları, mana-yı örfîlerine âlem ve nam olmuşlar. Alem ve isim ise değiştirilmez. Yani lafızlar mananın ismi ve ünvanı olmuştur, ikisinin ayrılması kabil değildir.

Mesela; İslam’ın bir şiarı, bayrağı ve nişanesi olan ezanın Arapça ibareleri hadis ile tespit edilmiştir. Ezanı farklı dillere çevirmek ve tercüme etmek derisini ve cildini soymak, ruhunu ve mânasını öldürmek demektir.

Nasıl ki Ezan, dünyanın her yerinde aynıdır değişmez ise, ayet ve hadislerin lafızları da aynı şekilde değişmez. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin her mü’min; Allahu ekber, elhamdulillah, sübhanallah, La İlahe İllallah, ezan, kamet gibi mukaddes ifadeleri bilir. Bunlar bütün Müslümanların müşretek ve birleştirici bir temsilidir. Türk hacılarının Mekke’de ezanı duyduklarında "Araplar ezanı Türkçe okuyor!.." demeleri bu manaya latif bir işarettir. Ezanın mübarek lafızları âdeta mana ile aynı derecededir. Bunları diğer dillere tercüme etmek, bir canlının derisini ve cildini yüzmek demektir. Bu sebeple aslı vahiy ve hadis olan bu alametlere ilişmek cinayettir.

Ezanın içinde tekrar edilen tekbir, tevhid gibi ifadeler, vahiy ve asıl olduğu için, bir cihetiyle hem kudsî ve sevaplı hem de yeryüzünde her mü’minin ortak bir nişanesi olmuş oluyor. Ama ezan tercüme edildiğinde kudsiyeti kaybolur, sevabı gider, temsil olma yönleri biter, kuru bir tercümeden ibaret kalır.

Ezan; tevhidi ilan ve rububiyet-i İlahiyeye karşı ubudiyete davettir. Allah’ın azametini, rububiyetini ve ulûhiyetini ifade eden, "Allahu ekber, Allahu ekber" nidalarını, insanın kalbini huzura gark eder.

Ezan doğrudan doğruya bütün İslam âlemine taalluk ettiği için, asrısaadetten günümüze kadar bütün Müslümanların bağlandığı nuranî bir zincirdir. Bu zincirleri koparmaya ve tahrip etmeye çalışanlar büyük bir gaflet içindedirler.

Kur’an ve kudsî zikirler sadece akla hitab etmiyorlar. İnsanın aklı dışında binlerce latife ve hissiyatları var, onların da kendine has feyiz ve gıdalanmaları oluyor. Bu gibi virdleri okuduğumuz zaman o his ve latifeler hissesini alıyorlar. Hatta o his ve latifelerden bazıları pek geç usanıyor, doymak bilmiyor ve zikir ve virdin devamını istiyor. Akıl bir yerde usanıp duruyor, o his ve latifeler ise uzun süre feyze kabil olabiliyorlar. Yani usanmıyorlar. Onun için zikir ve ibadetleri sadece akıl mizanı ile ya da meali ile tartmak doğru olmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 1.750
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...