Kur'ân'ın "İnsaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetin mâ ve ziyası" olmasını izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Bir “insan” var, bir de “insaniyet”. İnsaniyet ise, insanı insan yapan sıfatlardır. Aradaki farkı şöyle de anlayabiliriz: Bir kişi öldüğünde, “İnsan ölmüş” deriz. Bir zulmü gördüğümüzde ise “İnsaniyet/insanlık ölmüş” deriz. Buradaki “insaniyet” mefhumuyla insanı insan yapan vasıflar kastedilmiştir. Yani “İnsaniyet ölmüş” demek, insanlardaki merhamet, adalet, acıma hissi, yardım etme gibi onu insan yapan ulvî vasıflar demektir.
Evet, nice insanlar vardır ki, insaniyetten zerre miskal nasipleri yoktur. Görünüşte insan, hakikatte ise bir canavardır. Kur’an bu kimseler hakkında şöyle buyurmaktadır:
"Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha aşağıdadırlar. İşte onlar gafillerin ta kendileridir." (Araf Suresi, 179)
Sözün özü: İnsan maddî bir varlıktır ve haricî bir vücudu vardır. İnsaniyet ise bir emr-i itibarîdir ve bir emr-i nisbîdir. Hakikatte vücudu olmayan, ulvî hasletlerden meydana gelen bir şahs-ı manevîdir.
- Peki, insaniyetin vasıfları nelerdir?
- İnsan ne ile hakiki insan olur ve insaniyete layık bir kıymet kazanır?
İnsaniyetin vasıflarını öğrenmek isteyen İslamiyet’e bakmalıdır. Çünkü İslamiyet insaniyet-i kübradır. Yani insanı insan yapan bütün vasıfları kendinde cem etmiştir. Eğer İslamiyet’in hükümlerini tecessüm ettirebilseydik, karşımıza tam bir insan-ı kâmil çıkardı.
O hâlde diyebiliriz ki; her kim ki İslamiyet’i kendine rehber yaparsa, onun ulvî hakikatlerini nefsine mal ederse, o insan, insan-ı kâmil olur.
İnsan ile insaniyet arasındaki farkı ve İslamiyet’in insaniyet-i kübra olmasının manasını öğrendikten sonra cümlemize geçelim:
"Ve insaniyet-i kübra olan İslamiyet’in mâ ve ziyası..." (İşârâtü’l-İ’caz)
Kur’an’ın İslamiyet’in suyu olması teşbihinde şu mana vardır:
Nasıl ki su hayattır ve insan susuz yaşayamaz. Aynen bunun gibi, Kur’an da İslam dininin suyudur ve hayatıdır. İslamiyet Kur’an suyundan beslenir. Kur’an suyunu terk eden, İslam bağını çorak bir araziye çevirmiş ve dinini -kendi hakkında- ölüme mahkûm etmiş olur. Artık bu kişi manen ölüdür ve İslamiyet’ten tek nasibi adının Müslüman olmasıdır.
Madem Kur’an İslamiyet’in suyudur. O hâlde manen yaşamak isteyen, Kur’an suyunu bol bol içsin ve onunla hayat bulsun. Kur’an suyunu içmek de onunla amel etmek ve onu hayatın hayatı yapmaktır!
Kur’an’ın İslamiyet’in ziyası olması teşbihinde de şu mana vardır:
İnsan; “Gözümün güneşe ihtiyacı yoktur” dese, bu kişi karanlıkta kalır ve önünü göremez. Çünkü önünü görmesi için güneşe ve ışığa ihtiyaç vardır. Güneş ve ışık olmazsa göz hiçbir işe yaramaz.
Aynen bunun gibi, birisi: “Benim aklım var, Kur’an’a ihtiyacım yok” dese, bu kişi de manen karanlıkta kalır. İslamiyet’in hükümlerini keşfedemez ve hak yolda yürüyemez. Çünkü İslam’ı öğrenmek ve hak yolda yürümek için Kur’an güneşine ve onun ziyasına ihtiyaç vardır. Kur’an’ın ziyası olmazsa kişi manen karanlıkta kalır, burnunun ucunu bile göremez.
İşte Kur’an, İslamiyet’in hem suyu hem de ziyasıdır. İslamiyet, Kur’an suyuyla hayat bulmuş, hayat vermiş ve O’nun ziyasıyla âlemi tenvir etmiştir.
Cenab-ı Hak cümlemizin yolunu Kur’an’ın nuruyla aydınlatsın ve Kur’an’ı bizlere âb-ı hayat yapsın. İnsaniyet-i kübra olan İslamiyet’in ahlakıyla bizleri ahlaklandırıp, insan-ı kâmil eylesin. Âmin!
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü