Block title
Block content

Kur’an’ın mana derinliği hakkında bilgi verir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İlgili yerde, Kur'an'dan muhtelif tabakada olan insanlara manalar sunulması nazara verilmiş ve bu manaları çıkarırken ne gibi esaslara uyulması gerektiği anlatılmıştır. Buna göre,

 

1. Arabî ilimlerce sahih,
2. Dinin usûlleri yönünden hak,
3. Fenn-i Meânîce makbul,
4. İlm-i Beyanca münasip

5. Ve belâğatça müstahsen olması şartıyla müfessirlerin ve müçtehidlerin Kur'an'dan istihraç ettikleri farklı manalar hak ve hakîkattir. Bunları kısaca açacak olursak:

 

1. Âyetten çıkarılan mana, Arabî ilimler yönüyle kabul edilebilir olmalıdır. Çünkü Kur'an Arapçadır. Mesela, onda geçen “faiz” kelimesini görüp(1) “Kur'an faizi methediyor!” diye iddia etmek tam bir cehalettir. Zira “faiz” kelimesinin Arapça karşılığı “riba”dır, âyette geçen “faiz” ise “kurtuluşa eren” anlamındadır.

 

2. Kur'an'da Yahudilerin Allah'ın lanetine maruz kaldıkları anlatılır.(2) İfadenin genel olmasından hareketle her Yahudiyi lanetli kabul etmek dinin usûlleri yönünden doğru değildir. Çünkü âyet belli Yahudiler hakkındadır. Kur'anın başka âyette ifade ettiği üzere “Ehl-i Kitabın hepsi bir değildir.”(3) Öte yandan “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.” âyeti gereğince “suçun şahsiliği” esastır. Ecdadın yaptıklarından dolayı onların evlatlarını da aynen sorumlu tutmak, dinin usûlüne aykırıdır.

 

3. Fenn-i Meânî, sözün yerinde kullanılmasını, muhatabın hâline uygun olarak söylenmesini sağlar. Mesela âyette

“Âyetlerimizi inkâr edenler Bize gizli değillerdir. Kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi işleyin, doğrusu O, yaptıklarınızı görendir.”(4)

Âyette “Dilediğinizi işleyin” denilmesi, Allahın onları dilediklerini yapmakta serbest bırakması anlamına gelmez, bilakis şiddetli bir tehdit ifade eder.(5)

 

4. İlm-i Beyan, belâğat ilminin hakîkat, mecaz, kinâye, teşbih, istiâre gibi bahislerini öğreten kısmıdır.

“Âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmayı kibirlerine yediremeyenlere, gök kapıları açılmaz ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar Cennete giremezler."(6)

Âyette geçen “deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar Cennete giremezler” ifadesi, bazılarınca “Acaba deve iğnenin deliğinden geçer mi, yoksa geçmez mi?" şeklinde tartışma konusu olmuştur. Hâlbuki bu gibi ifadeler “asla mümkün değildir” anlamından kinaye olarak kullanılır. Türkçedeki “Balık kavağa çıkınca...” ifadesi de bu­nun gibidir.(7)

 

5. Belâğat, fasih bir sözün “muktezay-ı hâle mutabık” (halin gereğine uygun) olarak söylenmesidir. Mesela, âyette tevhid delilleri anlatılırken şöyle denilir:

“Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış?”(8)

Âyet metninde geçen “satıh” kelimesinden yola çıkarak, bazıları dünyanın düz olduğunu zannetmiş ve bunu Kur'ana dayandırmaya çalışmıştır. Ama âyette nazara verilen durum dünyanın düz olması değil, o kadar dağlar, vadiler arasında insanların kolayca istifade etmeleri için ova gibi düz yerlerin meydana getirilmesidir. Kaldı ki, Kur'anın maksadı insanlara dünyanın düz mü yoksa yuvarlak mı olduğunu bildirmek değil, dünyanın mahiyetini ve dünya içindeki insanın Allah'a karşı vazifelerini öğretmektir.

 

Dipnotlar:

(1) Mesela bk. Nur, 24/52.
(2) Mesela bk. Bakara, 2/88; Nisa, 4/46.
(3) Âl-i İmran, 3/113.
(4) Fussilet, 41/40.
(5) Beydâvi, III, 273.
(6) A'raf, 7/40.
(7) Yazır, III, 2161.
(8) Gaşiye, 88/20.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...