"Küre-i Arz rengârenk muhtelif ve küçük küçük cam parçalarından farzolunursa, her biri başka hâsiyetle levnine ve cirmine ve şekline nisbet ile şemsden bir feyiz alacaktır." devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Temsildeki renk, boyut ve şekil, hakikatte insanın manevi istidat ve kabiliyetlerini temsil ediyor.

Bir aynanın rengi parlak, boyutu büyük şekli güzel ise, güneşten aldığı feyiz de ona göre parlak, büyük ve güzel olacaktır.

Aynı şekilde insanın kalbi, ruhu, vicdanı ve duyguları hem gelişmiş hem derinleşmiş hem de genişlemiş ise, Allah’tan alacağı feyiz ve ilham da aynı şekilde gelişmiş, derin ve geniş olur.

Tabi insan ne kadar geniş ve parlak bir feyze de mazhar olsa, Allah’ın sonsuz cemal ve kemaline tam ve muhit bir şekilde mikyas ve ölçü olamaz. Çünkü sınırlı bir varlığın sınırsız bir varlığı kuşatarak yansıtması mümkün değildir...

Yeryüzü birbirinden farklı küçük cam parçalarıyla kaplanmış olsa, bunların her biri kendi rengine ve büyüklüğüne göre güneşten bir feyz alır, onun ışığıyla aydınlanır.

“Şu hayali feyiz ise, ne güneşin zatı ve ne de ayn-ı ziyasıdır.”

Bir çam parçasında tecelli eden akis, güneşin aynı olmadığı gibi, onun ışığı da güneşin ışığının aynı değildir. O cam parçasının kendi kabiliyetine ve rengine göre güneşten aldığı ışık esas alınarak güneşin o muhteşem ziyasını anlamak mümkün olmadığı gibi, aynadaki akisleri ölçü alarak güneşin zatını bilmek de mümkün değildir. Bu akisler güneşten haber verirler ama güneş değildirler.

On Altıncı Söz’deki harika temsilde Üstat hazretleri Güneşin hararetini kudrete, ziyasını ilme,..., benzetmişti. Örnek olarak kudret üzerinde konuşalım. İnsanın kudreti Allah’ın kudretinden haber verir, ama o kudrete hiçbir cihetle benzemez. Mahlûkların zatları Allah’ın zatına benzemediği gibi, sıfatları da O’nun kudsî sıfatlarına benzemezler.

Misâldeki cam parçalarının “Güneş benim gibidir.” demeleri mahlûkatın sıfatlarını ölçü alarak Allah’ın sıfatlarını mahiyetiyle bilmenin mümkün olmadığına işaret ediyor. “Güneş benim.” demeleri ise Hallacı Mansur’un “ene’l-hak” demesine işaret ediyor.

آنْ خَيَالَاتِى كِه دَامِ اَوْلِيَاسْتْ

عَكْسِ مَهْرُويَانِ بُوسْتَانِ خُدَاسْتْ

“Evliyaya tuzak olan hayaller, İlâhî bahçelerin ay yüzlü güzellerinin akisleridir.”

“Fakat ehl-i vahdetü’ş-şühûdun meşrebi fark ve sahvdır.”

Sahv; uyanıklık halidir. Cezbe ve istiğrak halinden çok farklıdır.

Fark ; vacibi vacib, mümkünü mümkün bilmek, Hâlık ile mahlûku birbirine karıştırmamak demektir.

“Ehl-i vahdetü’l-vücûdun meşrebi mahv ve sekirdir.”

Bu meşrepte, özellikle istiğrak halinde, kişi manevî bir sarhoşluğa maruz kalır, fark makamının gereğini yerine getiremez. Dilinden vacib ile mümkini birbirine karıştıran ifadeler dökülür. Sahv yâni uyanıklık haline döndüğünde bunları söylemez olur.

“Sâfi meşrep ise, meşreb-i ehl-i fark ve sahvdır.”

Safi meşreb, fark ve sahv meşrebidir. Vacible mümkini karıştırmaz, vacibi vacib, mümkini mümkin bilmektir. Eşyayı uyanık bir halde ve olduğu gibi değerlendirmektir.

تَفَكَّرُوا فٖىٓ اٰلَآءِ اللّٰهِ وَ لَا تَفَكَّرُوا فٖى ذَاتِهٖ فَاِنَّكُمْ لَنْ تَقْدِرُوا

حَقٖيقَتُ الْمَرْءِ لَيْسَ الْمَرْءُ يُدْرِكُهَا فَكَيْفَ كَيْفِيَّةُ الْجَبَّارِ ذِى الْقِدَمِ

هُوَ الَّذٖىٓ اَبْدَعَ الْاَشْيَاءَ وَ اَنْشَأَهَا فَكَيْفَ يُدْرِكُهُ مُسْتَحْدَثُ النَّسَمِ

- Allah’ın nimetlerini tefekkür edin; Onun zatını tefekkür etmeyin.

Çünkü buna güç yetiremezsiniz.

- İnsan kendi hakikatini kavrayamadığı halde, Kadim zat-ı Cebbar’ın keyfiyetini nasıl kavrasın?

- Bütün eşyayı yoktan var eden O’dur. Sonradan yaratılan O’nu nasıl kavrasın?

Alimlerimiz Allah’ın zatını düşünmeyi şirk saymışlardır. Zira, insan aklı Allah’ın zatı hakkında ne düşünse bunlar tamamen o insanın kendi aklının eseri olurlar. Putpererstler kendi elleriyle put yapıp sonra ona taptıkları gibi, burada da insan, kendi aklıyla bir ilah ortaya koymaktadır.

İnsan Allah’ın zatını düşünmeye güç yetiremez, zira Allah’ın bütün sıfatları sonsuz ve mutlaktır, insanın aklı ise sınırlı ve kayıtlıdır.

İnsan aklı kendi mahiyetini bilme konusunda da kayıtlıdır. Akıl kendi mahiyetini bilemezken, yaratıcısının mahiyetini ve keyfiyetini nasıl bilebilir!?. Bu, bir yazının hattatı anlamaya zorlanması, yahut bir binanın mimarı kavramaya çalışması gibidir, hatta onlardan çok daha ileri bir haddi tecavüzdür.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...