Eşyanın varlığı sabit midir, farazi midir, yoksa hayali midir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Eşyanın varlığı sabittir.” hükmü, bütün Ehl-i sünnet alimlerince kabul edilmiş bir hakikattir.

Allah’ın bütün isim ve sıfatları, kainat ve mevcudat aynasında tecelli ile görünürler. Bu görünmek ise, hayali ve vehmi olmayı kabul etmez. Zira, hakiki olan isim ve sıfatlar, hakiki bir aynada, hakiki olarak görünmek isterler. Bu noktadan insanın ve mevcudatın hayali ve farazi olması mümkün değildir.

Kainat ve mevcudat aynasında tecelli ile görünen isim ve sıfatların, kendileri ile tecellileri farklıdır. Ayna, bir zarf, ve içindeki güneşin görüntüsü ise, güneşten gelen bir tecellidir. Yani, Güneşin bir yansımasıdır. Ama, Güneşin kendisi değildir. Zira aynada yansıyan güneşin görüntüsü, ayna içinde bir varlık kazanıyor, zarfın içine giriyor. Güneşten farklı olarak, bir varlık oluyor. Ayna içindeki görüntüyü de resime aktarsak, ayrı ikinci bir varlık oluyor.

Yani, ortada üç ayrı varlık vardır. Birisi, güneşin kendi zatı ve sıfatları, diğeri, o sıfatların mahalli ve aynası olan mevcudat, üçüncüsü ise, sıfatların aynada ve mevcudatta kendine has görüntüleri ve yansımalarıdır.

İşte, hüküm bakımından, Güneşin kendi zatı ve sıfatlarını, aynadaki görüntüsü ile aynıdır, aynı şeylerdir demek, hata olur, yanlış olur.

Akis ile, aks edeni karıştırmak ve ikisi de aynıdır demek, buna benzer. Ama, aynadaki görüntünün varlığı ve devamı, güneşe bağlıdır. Güneş olmasa, o ayna ve görüntü de yok olur. Allah’ın isim ve sıfatları, kainat ve mevcudat aynasında parlak bir şekilde tecelli ile görünürler. Aynada görünen tecelli ile isim ve sıfatları ayrıdırlar. İkisini aynı kabul etmek olmaz. Mevcudat aynası ve içindeki isim ve sıfatların tecellisi, arızi, hâdis ve çok gölgelerden geçmiş zaif birer görüntüdürler.

İsim ve sıfatlar ise, ezeli ve ebedi, hakiki sıfatlardır. Mevcudatın devamı ve manası, isim ve sıfatların kayyumiyeti iledir.

Bizde farazi ve vehmi olan şey, enaniyetteki sahiplenme ve temellük duygusudur, yoksa enaniyetin mahalli olan vücudumuz ve eşya değildir. Eşya ve mevcudat hakiki ve gerçektir. Yalnız izafi olarak eşyanın varlığı Allah’ın varlığına kıyaslandığı zaman, gayet basit ve sönük bir varlık mertebesi olarak kalıyor.

Bazı evliyalar bu kıyasa ve işaret için mevcudat yok demişler. Yani Allah’ın ezeli ve ebedi varlığı yanında bir önemi yok anlamındadır, yoksa hakiki anlamda bir yokluk değildir. Güneşin şiddetli ışığı içinde mumun ışığı nasıl görünüp fark edilemiyor ise -ama yok olduğu anlamına gelmez- aynı şekilde Vacip olan Allah’ın vücudu yanında mahlukatın vücudu da yanı şekilde basit ve sönük kalıyor demektir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

erdal purc
aziz kardeşim üstadımız (hakaikul eşya sabitetün)diye risalelerde beyan ediyor yani eşyanın hakikati sabittir diyor. zaten mütekellimin bu konuda çok eserler yazmış ,yalnız şu kadar derizki, bizim mahiyetimizdeki duygular Mevlayı tanıyabilmemiz için bir vahidi kıyasi hükmündedir, yoksa bizim ve eşyanın vücutları esmai ilahiyyeye ayine olduğu cihetle varlığı sabittir hayal değil.mevlamızın kendi cemal ve kemalini hayali aynada temaşa ettiğini düşünmek O ZAT a bir hürmetsizliktir ayrıca esmai ilahiyeyi nin zıllini kabul etmeyip hayal derecesine indirmek son derece yanlış olur.elhasıl eşyanın hakikati ZAT ı Vacibül vücuda nispeten hayal veya gölge hükmündedir yoksa hakikatte varlığı sabittir çünki esmanıN tezahürüdür slm ve dua ile.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...