Kusurlu ve kemalsiz mevcudattan, Allah'ın isim ve sıfatlarının sonsuzluğuna ve kemaline nasıl intikal edilebilir?
Değerli Kardeşimiz;
"Birinci Vecih: Gecede zulümat nasıl nuru gösterir. Öyle de insan, zaaf ve acziyle, fakr ve hâcâtıyla, naks ve kusuruyla bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini, kuvvetini, gınâsını, rahmetini bildiriyor ve hâkezâ, pek çok evsâf-ı İlâhiyeye bu suretle âyinedarlık ediyor. Hatta hadsiz aczinde ve nihayetsiz zaafında, hadsiz a’dâsına karşı bir nokta-i istinad aramakla, vicdan daima Vâcibü’l-Vücuda bakar."
"Hem nihayetsiz fakrında, nihayetsiz hâcâtı içinde, nihayetsiz maksatlara karşı bir nokta-i istimdad aramaya mecbur olduğundan, vicdan daima o noktadan bir Ganiyy-i Rahîmin dergâhına dayanır. Dua ile el açar. Demek her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdad cihetinde iki küçük pencere, Kadîr-i Rahîmin bârgâh-ı rahmetine açılır, her vakit onunla bakabilir." (Sözler, 33. Söz, Otuz Birinci Pencere)
Risale-i Nur'da, bütün kâinatın bir bütün olarak Allah'ın sonsuz kemaline ve ilmine şahitlik etmesi şeklinde açıklanır. Tek tek varlıklar sınırlı olsa da onların bir araya gelerek oluşturduğu mükemmel sistem, kusursuz işleyiş ve sonsuz bir ilim ve hikmetle tanzim edilmiş düzen, tek bir zatın sonsuz ilim, irade ve kudretini gösterir.
Meselâ; bir fabrikanın her bir dişlisi tek başına manasız olsa da hepsi bir araya geldiğinde ortaya çıkan nizam ve mahsül, fabrikanın sahibinin ilmini, sanatını ve gücünü gösterir. Kâinat da her bir zerresinden en büyük galaksilere kadar, Allah'ın sonsuz ilmini hikmetini, kudretini ve cemali gözteren mükemmel bir fabrikasıdır.
Kâinattaki varlıklar kendi başlarına kâmil olmasalar da onlardaki güzellikler, intizamlar, hikmetler ve hatta kusurlar, sonsuz kemal sahibi bir yaratıcıya işaret eder. Bu varlıklar, Allah'ın isim ve sıfatlarının birer yansıması ve tecelligâhıdır. Bu yansımalar, aynanın kendisi sınırlı olsa da yansıttığı nurun sonsuzluğuna delildir.
Diğer bir husus eşyanın kusurlu oluşu nizam, sanat, güzellik, yapılış açısından değil, fenaya mazhariteyinden dolayıdır. Meselâ; bir çiçek sanat açısından kusursuz ve mükemmeldir ve bu yönü ile Allah’ın cemal ve kemaline işaret eder. Ama o çiçek kasıtlı bir şekilde ölüme ve fenaya programlandığı için kusurludur. Bu yönü ile de yine bekaya işaret eder. Eşya -hâşâ- Allah tarafından bozuk, kötü ve kusurlu yaratılmış değildir.
Bir çiçeğin, bir kelebeğin veya bir ağacın sanat bakımından planı, estetiği ve işleyişi açısından hiçbir kusur bulunmaz. Tam aksine, her bir detayında sonsuz bir ilim, hikmet, intizam ve sanat tecelli eder. Bu yönleriyle, yani yaratılışlarındaki mükemmeliyetle, doğrudan Allah'ın Cemal, Kemal, Sanî (Sanatkâr), Hakîm (Hikmet Sahibi), Müdebbir (Mükemmel idareci) gibi isimlerine işaret ederler. Meselâ; bir çiçeğin rengi, kokusu, yaprak düzeni, tohumlama mekanizması; hepsi muazzam olarak yaratılmıştır. Bu durum, eşyanın bizzat yaratılışının ne kadar mükemmel olduğunu gösterir.
Eşyanın "kusurlu" denilen yönü, fenaya (yok olmaya) ve ölüme mahkûm oluşlarıdır. Bir çiçek ne kadar güzel olursa olsun, ömrü çok kısadır ve solar. Bir insan ne kadar mükemmel yaratılmış olursa olsun, yaşlanır ve ölür. Bu fânilik, yaratılışındaki bir "bozukluk" veya "kötülük" değil, aksine ilahi bir hikmetin ve gayenin neticesidir.
“Kâinatın içindekiler kemal mertebede olmadıklarından, kusurlu ve kemalsiz mevcudattan” sizin bu ifadeniz eşyanın sanat ve hikmet yönüne temas edemez. Ancak fena ve zevale mahkûm oluş yönüne bakar. Dolayısı ile kâinatta her bir eşya mükemmel bir sanat olma açısından Allah’ın cemal ve kemaline birer aynadır. Bizler de bu aynalara bakarak, Allah’ın sonsuz kemaline intikal ederiz.
Özetle, eşyanın sanat cihetiyle kusursuz olması, Allah'ın yaratmadaki mükemmelliğini gösterir. Ancak fenaya mahkûm oluşları ise, yaratılışlarında kasıtlı bir "bozukluk" değil, daha büyük bir hikmetin, yani bekaya ve baki olana işaret etme gayesinin bir neticesidir. Üstad'ımız bu konuda şu enfes misali vermektedir:
"Ve hem nasıl ki yeryüzünde bulunan parlak şeylerin Güneş'in akisleriyle parlamaları ve denizlerin yüzlerinde kabarcıkları ziyanın lem’alarıyla parlayıp sönmeleri, arkalarından gelen kabarcıklar yine hayalî güneşçiklere ayinelik etmeleri bilbedahe gösteriyor ki, o lem’alar, yüksek bir tek güneşin cilve-i in’ikâsıdırlar ve Güneş'in vücudunu muhtelif dillerle yad ediyorlar ve ışık parmaklarıyla ona işaret ediyorlar." (Lem'alar, 30. Lem'a, Beşinci Nükte)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü