"Nasıl ki, mükemmel, muhteşem, münakkaş, müzeyyen bir saray mükemmel bir ustalık, bir dülgerliğe bilbedahe delalet eder..." Birinci hücceti izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Nasıl ki mükemmel, muhteşem, münakkaş, müzeyyen bir saray; mükemmel bir ustalık, bir dülgerliğe bilbedahe delalet eder. Ve mükemmel fiil olan o dülgerlik, o nakkaşlık; bizzarure mükemmel bir faile, bir ustaya, bir mühendise ve 'nakkaş ve musavvir' gibi unvan ve isimleriyle beraber delalet eder. Ve mükemmel o isimler dahi şüphesiz o ustanın mükemmel, sanatkârane sıfatına delalet eder. Ve o kemal-i sanat ve sıfat, bilbedahe o ustanın kemal-i istidadına ve kabiliyetine delalet eder. Ve o kemal-i istidat ve kabiliyet, bizzarure o ustanın kemal-i zatına ve ulviyet-i mahiyetine delalet eder." (Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.)

Daha sonra misal hakikate şöyle tatbik ediliyor:

"Aynen öyle de şu saray-ı âlem, şu mükemmel, müzeyyen eser; bilbedahe gayet kemaldeki efale delalet eder. Çünkü eserdeki kemalat, o efalin kemalatından ileri gelir ve onu gösterir. Kemal-i efal ise bizzarure bir fail-i mükemmele ve o failin kemal-i esmasına, yani âsâra nisbeten Müdebbir, Musavvir, Hakîm, Rahîm, Müzeyyin gibi isimlerin kemaline delalet eder. İsimlerin ve unvanların kemali ise şeksiz şüphesiz o failin kemal-i evsafına delalet eder. Zira sıfat mükemmel olmazsa sıfattan neşet eden isimler, unvanlar mükemmel olamaz. Ve o evsafın kemali, bilbedahe şuunat-ı zatiyenin kemaline delalet eder. Çünkü sıfatın mebdeleri, o şuun-u zatiyedir. Ve şuun-u zatiyenin kemali ise biilmelyakin zat-ı zişuunun kemaline ve öyle lâyık bir kemaline delâlet eder ki o kemalin ziyası, şuun ve sıfat ve esma ve efal ve âsâr perdelerinden geçtiği halde, şu kâinatta yine bu kadar hüsnü ve cemali ve kemali göstermiş."

"İşte şu derece hakikiî kemalat-ı zatiyenin bürhan-ı kati ile vücudu sabit olduktan sonra, gayra bakan ve emsal ve ezdada tefevvuk cihetiyle olan nisbî kemalatın ne ehemmiyeti kalır, ne derece sönük düşer, anlarsın." (bk. age.)

Üstad Hazretleri bu âlem için "kâinat kitabı", içindeki varlıklar için de "kelimat-ı kudret" ve "mektubat-ı Samedaniye" tabirlerini kullanıyor.

Bilindiği gibi, bir eserdeki kemal fiilin kemalini gösterir. Mesela, mükemmel bir hat, ancak hattatlık fiilinin mükemmel olmasının neticesidir. Bu fiilin kemali de hattatın kemalini gösterir. Mükemmel bir hat ancak mükemmel bir hattatın kaleminden dökülür.

İşte bu kâinat kitabı da Allah’ın yaratma, tanzim etme, suret verme, süslendirme, hayat verme gibi nice fiilleriyle ortaya çıkmıştır. Bu fiillerin mükemmel olmaları Allah’ın o fiilleri icra etmekle ilgili sıfatlarının kemalini gösterir. Mesela, yaratma fiilini icra etmesiyle Halık isminin kemali, canlıları yaratmasıyla Muhyi (hayat verici) isminin kemali kendini gösterir. Sonsuz denecek kadar çok olan ilahi fiillerin hepsi yedi sıfata (Maturudiye göre sekiz sıfata) dayanmaktadır. Yani, aynı yedi sıfatla Cenab-ı Hak yaratma fiilini icra ederse Hâlık ismi, suret verirse Musavvir ismi, hayat ihsan ederse Muhyi ismi, ölüm verirse Mümit ismi, izzet ihsan ederse Muiz, zillete düşürürse Müzil ismi tecelli eder.

Şu hadis-i kudsi ilahi şuunat için çok önemli bir misaldir:

“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeye muhabbet ettim ve mahlûkatı yarattım.” (Acluni, Keşfü'l-Hafa, II, 132.)

Demek ki mahlukatın yaratılmasının temelinde “bilinmeye muhabbet” vardır; bu ise şuunattandır. Sıfatların faaliyet göstermesi ve mahlûkatın yaratılması ikinci safhayı teşkil eder.

Dersin son kısmında yer olan şu ifade bize bu hakikati ders vermektedir:

"Ve o evsafın kemali, bilbedahe şuunat-ı zatiyenin kemaline delâlet eder. Çünkü sıfâtın mebdeleri, o şuun-u zatiyedir."

Bir sonraki cümlede, mahlukat âlemindeki bütün kemallerin Cenab-ı Hakk’ın kemaline nisbeten sönük bir gölge gibi olduğu kemaliyle ders verilmektedir:

"Ve şuun-u zatiyenin kemali ise biilmel yakin zat-ı zişuunun kemaline ve öyle layık bir kemaline delalet eder ki o kemalin ziyası, şuun ve sıfat ve esma ve efal ve âsâr perdelerinden geçtiği halde, şu kâinatta yine bu kadar hüsnü ve cemali ve kemali göstermiş." (Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...