"Makam-ı nübüvvete lâyık bir mânâ ile Peygambere müjde-i mağfiret ve âhirinde sahabelere mağfiret ile müjde etmekle, o imaya bir letâfet daha katar." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sûrenin başı -hakikî günahlardan mağfiret değil; çünkü ismet var, günah yok- belki makam-ı nübüvvete lâyık bir mânâ ile Peygambere müjde-i mağfiret ve âhirinde sahabelere mağfiret ile müjde etmekle, o imaya bir letâfet daha katar."(1)

Peygamber Efendimiz (asm) manen sürekli bir terakki ve tekemmül içinde olduğu için, her terakkisinde bir önceki makamı gaflet addediyor. Tabi bu gaflet nisbidir, bizim anladığımız bir gaflet değildir. Bu, makam-ı nübüvvete uygun bir gaflet telakkisidir. Hal böyle olunca tövbe ve istiğfar manası Peygamber Efendimizin (asm) manevî âleminde de bulunuyor. Ama onun gafletine çok büyük peygamberler bile yetişemiyor. Bu gaflet Allah ile Resulü (asm) arasında hususi bir makamdır. Yani Gaffar ve Settar isimleri mağfiret noktasından avamda başka, havasta başka tecelli ediyor.

Nitekim, akıl ve marifette en ileri, esmâ-i ilahiyenin en mükemmel aynası, saltanat-ı ilâhiyenin en büyük dellalı, ilâhi esrarların membaı ve iki âlemin güneşi olan Hazret-i Peygamber (asm.) “meratib-i kemalâtta seyr ü sülûkünden ibaret” olan miraç vasıtasıyla ferşten arşa yükseldi. Kâinatın en büyük hocası olan Allah Resulü (s.a.v) yedi kat semayı geçerek Sidret-ül Münteha ve Kab-ı Kavseyn, yani imkan ve vücub arası olan ilâhi visalin en mahrem bucağına erişti, cenneti ve cehennemi gördü, sonsuz sırlara vakıf oldu, zamandan ve mekândan münezzeh olan Cenab-ı Hakk’ı miraçtan başgözü ile gördü; buna rağmen şöyle buyurdu: “Subhâneke maarefnâke hakka marifetike ya maruf” (Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben seni tam bir marifetle bilemedim.)

"Makam-ı nübüvvete lâyık bir mânâ ile Peygambere müjde-i mağfiret"i bu şekilde yorumlayabiliriz.

(1) bk. Lem'alar, Yedinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
Efendimiz miractan sonrada terakkiye devam etmişmidir?Orası Cenab-ı Allahı bilmede zirve değilmidir?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mustafa kayapalı
Peygamberlerin Allah'ı idrak gibi bir vazifeleri yoktur ki o ihatasızlıktan dolayı onlarla alakalı bir gafletten bahsedilsin.Zaten enam suresindeki" Gözler Onu idrak edemez." ayeti bize de onlara da bu kapıyı kapatmıştır. Bu açıdan Peygamberlere gaflet izafesi çok uygun düşmemiştir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Peygamberlerin elbette Allah'ı bilme, tanıma, sevme, haşyet duyma anlamında idrak vazifeleri bulunuyor. "Gözler Onu idrak edemez." ayeti Allah'ın sonsuz bir şekilde ihata edilemeyeceği ile ilgilidir. Yani nazarı sınırlı olan insanın sınırsız olan Allah'ı sınırsız bir şekilde ihata etmesi mümkün değildir denilmek isteniyor. İkisi arasında çok fark var. Peygamberler de dahil bütün insanlar Allah'ı tanımak (İdrak) ile mükelleftir ama ihata ile mükellef değildir. Allah'ı tanımanın da hadsiz mertebeleri vardır. Bu mertebelerin bir altı bir üste göre gaflet sayılır yani burada ki gaflet göreceli gaflettir. İyi analiz yapmadan tenkit edilmemeli.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
RNKRNK

İdrak - Anlama. Akıl erdirme eksikte olsa kavrama

İhata -  Tam kavrayış. Tam anlayış

Allah razı olsun. İstifade ettik istifadenizden

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...