"Melekût" ve "Mülk" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımız'ın da ifade ettiği gibi, her şeyin dışına mülk içine melekût denilir. Buna göre yumurtanın kabuğu mülk, içi melekûttur. İnsanın şu görünen şekli mülk, iç organları melekût olur.

Bu tabirler hâdiseler için de kullanılır. Onların görünen halleri mülk, onların arkasında saklı olan hikmet yönleri ise melekût olur. Bizler normalde eşyanın ve hâdiselerin bize bakan mülk cihetini görüyoruz; melekût cihetini ise akılla ve iman nuru ile görebiliriz.

Risalelerde bu iki kavram ayna misaliyle çok güzel açıklanır. Bilindiği gibi, aynanın iki yüzü vardır: Biri şeffaf ve parlak yüzü, diğeri ise pürüzlü ve parlak olmayan kesif yüzü. Aynanın şeffaf ve parlak yüzünde her şey berrak ve net iken, pürüzlü ve kesif yüzünde her şey karmaşık ve bulanıktır. Mesela; aynanın şeffaf yüzüne baktığımız zaman, simamız kusursuz bir şekilde görünür, kesif ve pürüzlü yüzüne baktığımız zaman yüzümüz net görünmez.

Mülevven aynanın siyah tarafıdır ve hakikatte eşyanın mülk yüzünü temsil eder. Aynanın parlak yüzü ise, eşyanın melekût yani iç yüzünü temsil eder. Her şeyin dışına mülk içine melekût denildiğine göre, yumurtanın kabuğu mülk, içi melekûttur.

Hâdiselerin görünen yüzleri mülk, onların arkasında saklı olan hikmet ciheti ise melekûttur. Bizler sadece eşyanın ve hâdiselerin bize bakan mülk cihetini görüyoruz; melekût cihetini ise akılla ve iman nuru ile görebiliriz.

Burada farklı renkler ve görüntüler olabilir. Allah'a bakan yüzü ise aynanın şeffaf yüzü gibidir. Daima parlaktır. Meselâ; hastalık, ölüm gibi hâdiseler insana bakan yüzü ile karanlık görülebilir. Fakat Allah'a bakan yüzünde hiç bir karanlık söz konusu değildir.

"Her şeyin içine melekût, dışına da mülk denir. Bu itibarla insan ile kalb, birbirine hem zarf, hem mazruf olur. Çünki insan mülk cihetiyle kalbe zarf olur. Melekût cihetiyle de mazruf olur." (Mesnevi-i Nuriye)

Mazruf; zarfa konulan şeye deniliyor. Mülk âleminde, insanın kalbi, bedenin içinde yer almıştır. Yani beden zarftır, kalp ise mazruftur. Kalbi manevî yönüyle düşündüğümüzde, kalb zarf olur, beden ise mazruf. Yâni, bu defa manevi kalb bedeni kaplar.

İnsanın bedenine mülk, ruhuna melekût diyebiliriz. Ruh ile beden arasında mahiyet olarak çok büyük bir fark var. Ruhumuz bir yöne bakmak ister istemez yüzümüz hemen o yöne döner. Öte yandan, insanın bedeni tümüyle mülk kabul edildiğinde ruhu melekût olmuş olur. Aynı şekilde, bu âlemin de görünen kısmı mülk, onda vazife yapan manevi kanunlar ise melekût olurlar.

Melekût cihetinde ise kalb zarf olur, beden mazruf. Yani insanın manevî kalbinin, “bedenin bütün organlarını bilmesi, sevmesi, hikmetlerini kavraması, hayat sıfatının bütün hücreleri kaplaması” cihetiyle bu manevî kalb zarf olur, beden ise mazruf makamında kalır.

Kâinatın da melekûtiyet ciheti, yani onda hükmeden kanunlar manzumesi her varlığı kaplamış, hükmü altına almış bulunuyor. Ve her şey melekûtiyetten idare ediliyor. Buna göre yerküresinin yüzey kısmı mülk, içi ise tâ mağma tabakasına kadar melekûttur.

Melekûtun bir başka mânası da hâdiselerin bilemediğimiz hikmet yönü. Meselâ, hastalığın mülk ciheti yani görünen veçhesi ıstıraptır, acıdır, elemdir. Melekûtiyet ciheti ise günahlara kefaret olması, insanı manen yüceltmesi, kalbini dünyadan âhirete, halktan Hakk’a çevirmesi gibi nuranî meyvelerdir.

Melekûtun bir başka ciheti:

"Hakikî hakaik-i eşya, esma-i İlâhîyedir. Mahiyet-i eşya ise, o hakaikın gölgeleridir." (Sözler)

Eşyanın bir sureti, bir de hakikati var. Suret mülk ciheti, hakikat ise melekûtiyet cihetidir. Bütün hakikatler İlâhî isimlere dayandığına göre, melekûtiyet ciheti doğrudan doğruya esma-i İlâhîyeye bakar.

İlmî bir yazının mülk ciheti harflerdir, melekûtu ise mânası. İşte o mânadır ki, yazarına "âlim" dedirtir. Yani yazının melekût ciheti "âlim" ismine bakar, ona dayanır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...