"Belki bütün esbab-ı zahiriyenin vazifeleri, izzet-i rububiyetin perdeleridir." Bütün ifadesi, hayırlı işlerin de sebeplerini ihtiva eder mi? Hayırlı işlerde de izzetin perdesi var mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hayırlı işlerin çirkin ve tenkide mahal olacak bir hususu olmayacağı için, İzzet-i İlahiyeye perde olması mânasız olur. Hatta hamd ve şükrün önünde de bir engel teşkil eder. Bu yüzden, hayırlı ve her ciheti ile şeffaf olan nimetlerin sebepleri de gayet ince ve nuranî olarak tayin edilmiştir. Zahirde şer gibi görünen şeylerin sebepleri kesif iken, hayırlı şeylerin sebepleri gayet derecede nuranî ve latiftir. Üstad Hazretleri bu hususa şu şekilde işaret ediyor:

"Demek esbab vaz edilmiş, tâ aklın nazar-ı zahirîsine karşı kudretin izzeti muhafaza edilsin. Zira, aynanın iki veçhi gibi, her şeyin bir mülk ciheti var ki, aynanın mülevven yüzüne benzer; muhtelif renklere ve hâlâta medar olabilir. Biri melekût'tur ki, aynanın parlak yüzüne benzer. Mülk ve zahir veçhinde, kudret-i Samedâniyenin izzetine ve kemâline münâfi hâlât vardır. Esbab, o hâlâta hem merci, hem medar olmak için vaz edilmişler. Fakat melekûtiyet ve hakikat cânibinde her şey şeffaftır, güzeldir, kudretin bizzat mübaşeretine münasiptir, izzetine münâfi değildir. Onun için, esbab sırf zahirîdir; melekûtiyette ve hakikatte tesir-i hakikîleri yoktur."(1)

Aynanın bir şeffaf ve parlak yüzü var, bir de pürüzlü ve parlak olmayan kesif yüzü. Aynanın şeffaf ve parlak yüzünde her şey berrak ve bedihi iken, pürüzlü ve kesif yüzünde her şey karmaşık ve bulanıktır. Mesela; aynanın şeffaf yüzüne baktığımız zaman, simamız kusursuz bir şekilde görünür, kesif ve pürüzlü yüzüne baktığımız zaman yüzümüz net görünmez.

Mülevven aynanın siyah tarafıdır ve hakikatte eşyanın mülk yüzünü temsil eder. Aynanın parlak yüzü ise, eşyanın melekût yani iç yüzünü temsil eder. Her şeyin dışına mülk içine melekût denildiğine göre, yumurtanın kabuğu mülk, içi melekûttur.

Hâdiselerin görünen yüzleri mülk, onların arkasında saklı olan hikmet ciheti ise melekûttur. Bizler sadece eşyanın ve hâdiselerin bize bakan mülk cihetini görüyoruz; melekût cihetini ise akılla ve iman nuru ile görebiliriz.

Aynanın renkli yüzü çok farklı renklerde olabilir. Fakat bu farklılık parlak yüzüne tesir etmez, hatta bazen ona kuvvet verir. Arka yüzünü ne kadar koyulaştırsak ön yüz o derece parlak görünür. Onun gibi hâdiselerin de iki yüzü vardır. Bize bakan yüzü aynanın renkli kısmına benzer. Allah'a bakan yüzü ise aynanın şeffaf yüzü gibidir. Daima parlaktır.

Mesela; hastalık ve ölüm gibi hâdiseler insana bakan yüzü ile karanlık görülebilir. Fakat Allah'a bakan yüzünde hiç bir karanlık söz konusu değildir. Sıhhat rahmet olduğu gibi, hastalık da günahlara keffaret olması itibariyle rahmettir. Hayat rahmet olduğu gibi, ölüm de dünyadan daha güzel bir âleme gitmeye vesile olduğu için rahmettir ve güzeldir.

Arka yüz, eşya ve hâdiselerin bizim muhatap olduğumuz cihetleridir. Onların arkasında saklı güzellikleri göremeyince, hemen itiraz yahut şikâyet yolunu tutmayalım diye sebepler yaratılmıştır. Mesela ölüm, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âleme göç etmektir. Bu, ölümün melekût cihetidir. Bu güzelliğin ortaya çıkmasında Azrail aleyhisselam vazife yapmaktadır. Onun vazifesi de bir perdedir, ölümün hakiki güzelliği Cenab-ı Hakk’ın Mümit yani ölümü veren isminin güzelliğidir. Mahlûkatın ve hâdisatın melekût ciheti, onlarda tecelli eden İlâhî isimler ve sıfatlardır.

Bu güzellik aynanın arka yüzünde saklıdır; insanlar ise ön yüze muhatap oluyor ve ölümü bu dünyadan ayrılmak, bütün sevdiklerini terk etmek olarak görüyorlar. Eşyanın mülk yüzünde hayır -şer, iyi -kötü, güzel - çirkin beraber bulunduğu için, herkes her şeyin hayırlı ve güzel cihetini göremiyor. Bu sebeple görünüşte çirkin ve şer gibi duran şeylerin, Allah’a isnad edilmemesi için, Allah araya sebepleri koyuyor. Sebepler de birçok şeyin arkasındaki güzel ve nezih halleri perdeleyip örtüyor. Bu perde ve örtüler; ancak tahkikî bir iman ve tefekkür ile delinebilir. Ama eşyanın içyüzü olan melekût cihetinde ise, her şey güzel ve berrak olduğu için, orada sebepler değil, bizzat Allah’ın isim ve sıfatları hükmediyor.

“… Esbab sırf zahirîdir, melekûtiyette ve hakikatte tesir-i hakikîleri yoktur.” (Sözler)

Sebepler ancak eşyanın “mülk” cihetinde, yani dış yüzlerinde vazife yaparlar; eşyanın ve hâdiselerin “melekût” una, yani iç yüzüne karışamazlar.

Bir yazının melekûtu, onda kendini gösteren ilimdir. Kâğıt ve kalem yazının görünmesine birer sebep, birer vasıta ve birer perdedirler; bunlar sadece mülk cihetinde iş görürler, yazıdaki ilme el uzatamazlar.

Hâdiselerin de mülk ve melekût cihetleri vardır. Hastalığın mülk ciheti kederler, acılar, ızdırablardır. Melekût ciheti ise günahlara keffaret olması, büyük mükâfatlar kazandırmasıdır.

(1) bk. Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...