"Kudret-i ezeliye, en evvel eşyanın melekût, yani içyüzüne taalluk eder. Bu yüz ise ale'l-umum güzel ve şeffaftır..." Kudret-i ezeliyenin taalluku için bir sıralama var mı?
Değerli Kardeşimiz;
"Kudret-i ezeliye, en evvel eşyanın melekût, yani içyüzüne taalluk eder. Bu yüz ise ale'l-umum güzel ve şeffaftır. Evet, şems ve kamerin yüzleri parlak olduğu gibi, gecenin ve bulutların da içyüzleri ziyadardır."(1)
Buradaki “en evvel” ifadesi bir sıralama, tertip ve zaman aralığı manasında değil, mübaşeret manasında kullanılıyor. Yani ezelî kudret eşyanın içyüzü ile temas halinde olmayı mahzurlu görmüyor.
Allah zaman ve mekândan mukaddes ve münezzeh olduğu için, zaman ve mekân içinde vuku bulan mazi, hal ve istikbal, ezelî ve sonsuz kudret açısından birdir. Yani -hâşâ- Allah işleri bir sıraya koymaya muhtaç değildir. Sıralama bir acziyetten ileri gelir; Allah aczden münezzeh ve mukaddestir. İlahi kudretin yaratması ana bakar ve zamansızdır.
Ama eşyanın dış yüzünde durum farklıdır, çünkü eşyanın dış yüzünde zıtlar iç içedir ve birçok nahoş hâdiseler de vuku bulmaktadır. Bu çirkin ve nahoş durumlar ilahi isim ve sıfatlar ile uygun düşmemektedir. Dolayısı ile ezelî kudret eşyanın dış yüzü ile temasta görünmemek için araya sebepleri koyuyor ki insanların itirazları sebeplere takılıp kalsın. İlahi izzet bunu iktiza ediyor.
Hâdiselerin görünen yüzleri mülk, onların arkasında saklı olan hikmet ciheti ise melekûttur. Bizler sadece eşyanın ve hâdiselerin bize bakan mülk cihetini görüyoruz; melekût cihetini ise akılla ve iman nuru ile görebiliriz.
Hâdiselerin de iki yüzü vardır. Bize bakan yüzü aynanın renkli kısmına benzer. Allah'a bakan yüzü ise aynanın şeffaf yüzü gibidir, daima parlaktır.
Mesela; hastalık ve ölüm gibi hâdiseler insana bakan yüzü ile karanlık görülebilir. Fakat Allah'a bakan yüzünde hiç bir karanlık söz konusu değildir. Sıhhat rahmet olduğu gibi, hastalık da günahlara keffaret olması itibariyle rahmettir. Hayat rahmet olduğu gibi, ölüm de dünyadan daha güzel bir âleme gitmeye vesile olduğu için rahmettir ve güzeldir.
Arka yüz, eşya ve hâdiselerin bizim muhatap olduğumuz cihetleridir. Onların arkasında saklı güzellikleri göremeyince, hemen itiraz yahut şikâyet yolunu tutmayalım diye sebepler yaratılmıştır. Mesela ölüm, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âleme göç etmektir. Bu, ölümün melekût cihetidir. Bu güzelliğin ortaya çıkmasında Azrail aleyhisselam vazife yapmaktadır. Onun vazifesi de bir perdedir, ölümün hakiki güzelliği Cenab-ı Hakk’ın Mümit yani öldüren isminin güzelliğidir. Mahlûkatın ve hâdisatın melekût ciheti, onlarda tecelli eden İlâhî isimler ve sıfatlardır.
Güzellik aynanın arka yüzünde saklıdır; insanlar ise ön yüze muhatap oluyor ve ölümü bu dünyadan ayrılmak, bütün sevdiklerini terk etmek olarak görüyorlar. Eşyanın mülk yüzünde hayır -şer, iyi -kötü, güzel - çirkin beraber bulunduğu için, herkes her şeyin hayırlı ve güzel cihetini göremiyor. Bu sebeple görünüşte çirkin ve şer gibi duran şeylerin, Allah’a isnad edilmemesi için, Allah araya sebepleri koyuyor. Sebepler de birçok şeyin arkasındaki güzel ve nezih halleri perdeleyip örtüyor. Bu perde ve örtüler; ancak tahkikî bir iman ve tefekkür ile delinebilir. Ama eşyanın içyüzü olan melekût cihetinde ise, her şey güzel ve berrak olduğu için, orada sebepler değil, bizzat Allah’ın isim ve sıfatları hükmediyor.
Hâdiselerin de mülk ve melekût cihetleri vardır. Hastalığın mülk ciheti kederler, acılar, ızdıraplardır. Melekût ciheti ise günahlara keffaret olması, büyük mükâfatlar kazandırmasıdır.
(1) bk. İşârât-ül İ'caz, Bakara Suresi 7. Ayetin Tefsiri.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü