Block title
Block content

"Müessir-i Hakikî olan kudret-i fâtıranın ve irade-i ezeliyenin emirlerine tâbi bir nevi ibâdullahtırlar ki, ecrâm-ı ulviyenin herbiri onların birer mescidi, birer mâbedi hükmündedirler." Bu cümleyi izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu cümlede, önce meleklerin kendilerine verilen vazifeleri Allah’ın ihsan ettiği kudretle gördükleri ve yine bu işleri kendi isteklerine göre değil irade-i ezeliyenin emriyle yaptıkları ders veriliyor. Meselâ, meleklerin bazı kavimleri helak etmeleri, onların böyle bir güce sahip olduğunu göstermekle birlikte, tesir noktasında bir hisseleri yoktur; hakikî müessir ancak Allah’tır. Melekler o işi İlâhî iradeye göre icra etmişlerdir.

Cümlede verilen ikinci ders ise; yıldızların ve bütün ulvi âlemlerin boş olmayıp meleklerle dolu olduğu, onlara birer mescid ve mâbed görevi yaptıklarıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Maksat, İkinci Esas | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 152 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

oğuzhangözüpek

''Cümlede verilen ikinci ders ise; yıldızların ve bütün ulvi âlemlerin boş olmayıp meleklerle dolu olduğu, onlara birer mescid ve mâbed görevi yaptıklarıdır.'' Bu ifadeyi teyit eden bir AYET veya HADİS mevcutmudur yoksa ÜSTADIN kendi tespitimidir?

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

"Muhakkak sizin üzerinizde gözetici (hafız) çok şerefli yazıcılar vardır ki, bunlar yaptığınız amel ve işlerin hepsini bilirler." (İnfitâr Suresi, 82/10-12);

"Hatırla ki insanın hem sağında hem solunda oturan ve onun amellerini tesbit etmekte olan iki de (melek) vardır. O bir söz atmaya dursun, mutlaka onun yanında hazır olan gözcü (melek) vardır." (Kâf Suresi, 50/17-18).

"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun katındakiler O'na ibadet etmekte (asla) kibir göstermezler ve (asla) yorulmazlar. Gece ve gündüz durmadan (yorulmadan) O'nu tesbih (ve takdis) ederler." (Enbiyâ Suresi, 21/19 ve 20). 

“Yedi semavat, yeryüzü ve içindekiler Allah’ı tesbih etmektedirler. Hiçbir varlık yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin. Lakin siz onların tesbihlerini anlayamazsınız." (İsra Suresi, 17/44) 

"Gece bir takım melekler, gündüz bir takım melekler size gelirler. Bunlar, sabah ve ikindi namazlarında bir araya gelip buluşurlar. Sonra sizinle kalmış bu meleklerden yukarıya çıkanlara, Rableri -onların hallerini en iyi bilen olduğu halde- 'Kullarımı ne halde bıraktınız?' diye sorar. Onlar da namaz kılarlarken bıraktık; namaz kılarlarken kendilerine gittik derler." (Buhârî, Mevakid, 16; Bed'ül-Hakk, 6; Müslim Mesacid 210; Ahmed b. Hanbel, II, 257, 486; Nesâi, Salât, 21).

“Hiç bir yağmur damlası yoktur ki, belli ölçüler içerisinde bir meleğin elleriyle gelmiş olmasın. Hz. Nuh’un tufan günü hariç!” (bk. Taberi, İbn Kesir, Suyuti/ed-durru’l-Mensur, Hakka:6-12. ayetlerin tefsiri; Kenzu’l-Ummal, h. no:4679)

“Bazı melekler bulunur, kırk bin başı var. Her başta kırk bin ağzı var. Her bir ağzında kırk bin dil ile tesbihat yapar.” (bk. Et-Taberî, Câmi’u’l-Beyân 15:156; Ebu’ş-Şeyh, el-Azame 2:547, 740, 742, 747, 3:868; İbni Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân 3:62; İbni Hacer, Fethu’l-Bârî 8:402; el-Münâvî, Feyzu’l-Kadîr 2:82.)

Sözün özü: Şuursuz mahlûkatın bir nevi ibadetinin ve tesbihinin olduğunu ispat eden âleme dikkatli bir bakış ve Kur’an’ın ayetleri, aynı zamanda bu şuursuz mahlûkatın ibadet ve tesbihatını temsil edip, dergâh-ı İlahiyyeye arz edecek meleklerin varlığını da gerektirmektedir. Bu meleklerin vücudu da temsil ettikleri mahlûkun vücuduna münasip bir tarzda olacaktır. (bk. Nursi, Sözler, On Dördüncü ve Yirmi Dokuzuncu Söz; İlmedavet)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...