"Nafiz bir içtihada malik ve bir velayet-i kâmileyi haiz" İçtihad kapısı kapalı olduğuna göre, nasıl anlamalıyız? Bu asırda velayet-i kâmileyi şahs-ı manevînin kendinde göstermesi için şartlar nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri "içtihad kapısının açık olduğunu, fakat girmeye manilerin bulunduğunu" ifade ediyor. İçtihada manilerin bulunduğu kısım ahkâma dairdir. Sual metnindeki içtihaddan maksat, yeni ahkâm istinbat etmeye dair değildir. Mevzu, umumun itimadını kazanacak ve emniyet verecek bir tefsir manası olduğu ve me’haz da İşaratü’l-İ’caz olduğuna göre, kastedilen içtihad, istinbat-ı hakaik-i Kur’aniye ile alakalıdır ki bu kapı;

“Her asır nusus ve muhkematını teslim ve kabul ile beraber, tetimmat kabilinden hakaik-i hafiyesinden dahi hissesini alır; başkasının gizli kalmış hissesine ilişmez.”(1)

İfadesinin sarahatıyla, kıyamete kadar açıktır.

"Evet, Kur'ân-ı Azîmüşşanın müfessiri, yüksek bir deha sahibi ve nâfiz bir içtihada malik ve bir velâyet-i kâmileyi haiz bir zat olmalıdır. Bilhassa bu zamanlarda, bu şartlar ancak yüksek ve azîm bir heyetin tesanüdüyle ve o heyetin telâhuk-u efkârından ve ruhlarının tenasübüyle birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassuplarından âzâde olarak, tam ihlâslarından doğan dâhi bir şahs-ı mânevîde bulunur. İşte, Kur'ân'ı ancak böyle bir şahs-ı mânevî tefsir edebilir."(2)

“Yüksek ve azîm bir heyetin tesanüdüyle ve o heyetin telâhuk-u efkârı...” Bu cümlede her bir ilimde mütehassıs olan âlimlerin teşkil ettiği bir heyetin tefsir yapmasının lüzumuna işaret ediliyor. Mesela, Kur’an içinde arıdan bahseden ayet tefsir edilirken, hem Arapçayı iyi bilen hem de arıdan anlayan bir fen âliminden istifade ederek ayeti tefsir ederse, çok geniş ve harika bir tefsir olur.

“Ruhlarının tenasübüyle birbirine yardım etmesinden...” Bu heyetin ruhları, birbirine uygun ve uyumlu olmalıdır. Zira ahenk ve güzellik uyumlu olmanın bir neticesidir. "Aynı maksat için hareket eden ruhlar birbirinin aynı hükmündedir" mülahazasınca, bu heyet, bu mütesanid ruhla bu işi yaparsa daha semeredar daha güzel bir netice elde ederler. Yoksa dilci farklı, fenci farklı telden çalarsa, tefsir çalışması maksada ulaşamaz.

"Hürriyet-i fikirlerinden ve taassuplarından âzâde olarak tam ihlâslarından doğan dâhi bir şahs-ı mânevîde bulunur. İşte, Kur'ân'ı ancak böyle bir şahs-ı mânevî tefsir edebilir.”

Burada heyetin temel vasıfları zikrediliyor. Birincisi fikir hürriyetidir. Şayet bu heyet her hangi bir tazyik ve tahakküm altında kendi düşüncelerini ifade edemiyor ise, bu tefsir sıhhatli olmaz. "Şu ayeti -esasat-ı imaniye ve İslamiyeye muvafık olmak şartıyla- şöyle izah edersem, mevcut ulema, diyanet veya iktidar ile ters düşerim" diyen birisi böyle bir heyette vazife alamaz.

Taassub olmamalıdır. Yani heyet kendi meslek ve meşrebinin baskısı ve taraftarlığı ile meselelere bakmamalıdır. Taassup aklın ve ilmin önünde kalın bir perdedir. Mutaassıb birisi kolaylıkla farklı bir düşünceyi kabul edemez. Bu da ilim ve fikir zenginliğinin önünde bir engeldir.

Heyet ihlas ile hareket etmelidir. Yani heyet bu çalışmayı sadece Allah rızası için yapmalıdır. Yoksa şöhret, maddî bir menfaat gibi şeylerin saikı ile yapılırsa, bu çalışma hem tesirli olmaz, hem de insanlar ciddiyet ile istifade edemezler.

Bu heyetin ilmî ve manevî tenasübü, küllîbir içtihad aklını ve velayet manasını deruhte eder. Mesela, İmam-ı Âzam'da toplanan içtihad ve velayet vasfı, bu heyetin şahs-ı manevîsinde toplanabilir. Dolayısı ile heyetin her bir ferdinin bunda hissesi olur.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Birinci Kısım.
(2) bk. İşârâtü'l-İ'câz, İfadetü'l-Meram.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 5.078
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...