"Nasıl ki bir padişahın kendi hükûmetinin dairelerinde ayrı ayrı unvanları ve raiyetinin tabakalarında başka başka nam ve vasıfları ve saltanatının mertebelerinde çeşit çeşit isim ve alâmetleri vardır..." Temsili devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Birincisi: Yirmi Dördüncü Sözde izah edildiği gibi, nasıl ki bir padişahın kendi hükûmetinin dairelerinde ayrı ayrı unvanları ve raiyetinin tabakalarında başka başka nam ve vasıfları ve saltanatının mertebelerinde çeşit çeşit isim ve alâmetleri vardır. Meselâ, adliye dairesinde hâkim-i âdil ve mülkiyede sultan ve askeriyede kumandan-ı âzam ve ilmiyede halife ve hâkezâ, sair isim ve ünvanları bulunur. Her bir dairede birer mânevî tahtı hükmünde olan makam ve iskemlesi bulunur. O tek padişah, o saltanatın dairelerinde ve tabakat-ı hükûmetin mertebelerinde bin isim ve unvana sahip olabilir. Birbiri içinde bin taht-ı saltanatı olabilir. Güya o hâkim, her bir dairede şahsiyet-i mâneviye haysiyetiyle ve telefonuyla mevcut ve hazır bulunur, bilir. Ve her tabakada kanunuyla, nizamıyla, mümessiliyle görünür, görür. Ve her mertebede, perde arkasında hükmüyle, ilmiyle, kuvvetiyle idare eder, bakar. Ve her bir dairenin başka bir merkezi, bir menzili vardır. Ahkâmları birbirinden ayrıdır. Tabakatları birbirinden başkadır."

"İşte, böyle bir sultan, istediği bir zâtı bütün o dairelerinde gezdirip, her daireye mahsus saltanat-ı şahanesini ve evâmir-i hâkimânesini gösterip, daireden daireye, tabakadan tabakaya gezdirip, tâ huzuruna getirir. Sonra bütün o dairelere taallûk eden bazı evâmir-i umumiye-i külliyeyi ona tevdi eder, gönderir."

"İşte, bu misal gibi, Ezel ve Ebed Sultanı olan Rabbü’l-Âlemîn için, rububiyetinin mertebelerinde ayrı ayrı, fakat birbirine bakar şe’n ve namları vardır. Ve ulûhiyetinin dairelerinde başka başka, fakat birbiri içinde görünür isim ve alâmetleri vardır. Ve haşmetli icraatında ayrı ayrı, fakat birbirine benzer tecellî ve cilveleri vardır. Ve kudretinin tasarrufâtında başka başka, fakat birbirini ihsas eder unvanları vardır. Ve sıfatlarının tecelliyâtında başka başka, fakat birbirini gösterir mukaddes zuhuratı vardır. Ve ef’âlinin cilvelerinde çeşit çeşit, fakat birbirini ikmâl eder tasarrufâtı vardır. Ve rengârenk san’atında ve masnûatında çeşit çeşit, fakat birbirini temâşâ eder haşmetli rububiyeti vardır."(1)

Bir sultanın farklı dairelerde ayrı isimlerle zikredilmesi, bu dairelerde icra edilen işlerin farklılığından ileri gelir; adalet işlerinin görüldüğü dairede âdil ismiyle, orduda kumandan ismiyle zikredilmesi gibi...

Misâlin hakikate tatbiki:

Cenâb-ı Hakk’ın esmâsı ikiye ayrılıyor: Zâtî isimler, fiili isimler.

Fiilî isimlerin sonsuz olduğu söyleniyor. Yani ne kadar farklı fiil icra ediliyorsa, o kadar da farklı isim var demektir.

Meselâ, ihya yani hayat verme bir fiildir, bu fiilin icra edilmesiyle Muhyi ismi tecelli eder. İmate de ayrı bir fiildir, onun icrasıyla da Mümit ismi tecelli eder. Terzik yani rızıklandırma bir başka fiildir, onun icarasiyle de Rezzak ismi tecelli eder. Aynı şekilde tezyin fiilinden Müzeyyin ismi, tasvir fiilinden Musavvir ismi tezahür eder.

Bu tecelliler birbirine bakmaktadır. Meselâ, rububiyetin birbirinden farklı ve birbirine bakan hadsiz icraatları vardır. Bunun açık örneği gözlerin ve güneşin terbiyesidir. Güneşi terbiye etmek ayrı bir fiil, gözleri terbiye etmek yine bir başka fiildir. Bu terbiyelerle ayrı isimler tecelli eder ve bu tecelliler birbirine bakar. Yani güneş göze göre, göz de güneşe göre terbiye edilmiştir.

Keza, mideleri hazmedecek şekilde, gıdaları da hazmedilebilecek şekilde terbiye etmek ayrı birer fiildir ve bu terbiyeler birbirine bakarlar. Örnekleri artırdığımızda bir Rab isminin farklı tecellileriyle sonsuz denecek kadar çok ismin tezahür ettiğini biliriz. Bunlardan birkaçı Cevşen-i Kebir'de zikredilmiştir. (Mealen) Cennet ve narın Rabbi, nebilerin ve ahyarın Rabbi, küçüklerin ve büyüklerin Rabbi, sıddıkların ve ebrarın Rabbi, gece ve gündüzün Rabbi, sahraların ve çöllerin Rabbi gibi. Bu örneği diğer fiilî isimler için de düşündüğümüzde bu isimlerin sonsuz olduğunu açıkça görürüz.

Bir hükûmetin farklı dairelerinde görülen değişik faaliyetler aynı gaye için yapılmakta, birbirini desteklemekte ve birbirine yardım etmektedir. Bunlar ayrı hükûmetlerin müstakil faaliyetleri gibi değildirler. Aynen bu misâl gibi, ilâhî isimlerin ayrı tecellileri de birbirine bakmakta, o tecellilerin birlikteliği ile büyük neticeler ortaya çıkmaktadır.

Üstadımızın “nefsî tefekkürde tafsilatlı, afakî tefekkürde icmalî” yapma tavsiyesinden hareketle, bu hakikatı kendi varlığımızda tefekkür edelim. Rabbünnas (bütün insanları terbiye eden) isminin bir insanda çok farklı tecellileri vardır ve bunların her biri ayrı bir isim olarak da düşünülebilir. Gözü terbiye etme ile ayakları terbiye etme birbirinden çok farklıdır, ama birbirine bakmaktadır. Bu sayede insan, gözüyle gördüğü bir yolda ayaklarıyla yürür. Her organ ayrı bir terbiyeden geçmiştir, kalb, beyin, mide, böbrek, safra kesesi, pankreas, damarlar, sinir sistemi ayrı terbiyelerden geçtikleri hâlde, bütün bu terbiyeler birbirine ve insan bedeninin tümüne bakar.

İşte nefsimizi yani kendi beden ve ruhumuzu düşündüğümüzde rahatlıkla anladığımız bu hakikat, insan-ı ekber olan kâinatta da aynen geçerlidir. Ama biz bu büyük ve haşmetli faaliyetleri ancak icmalen bilebiliriz.

(1) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Birinci Dal.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...