"Nasıl Kur’ân-ı Hakîmin müteşâbihâtı var; tevile muhtaçtır veyahut mutlak teslim istiyor. Ehâdisin de, Kur’ân’ın müteşâbihâtı gibi, müşkilâtı vardır." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Âyetlerin müteşabihatı olduğu gibi hadislerin de vardır. Çünkü âyetlerde anlatılan konular, hadis-i şeriflerde daha tafsilatlılı olarak izah edilmiştir. Bundan dolayı Kur’ân âyetleri için geçerli olan bir şeyin hadisler için de geçerli olması gayet normaldir.

Çoğu, Allah’ın sıfatları, cennet ve cehennemin tasvirine dair olan bu hadisler âlimler tarafından tefsir edilmiştir. Fahreddin er-Râzî’nin "Esâsü’t-takdîs" isimli eseri âyetlerin yanı sıra müteşâbih hadisleri de ihtiva etmektedir.

Meselâ, âhir zamanla alâkalı hadislerin bir kısmı müteşâbihattır. Yani mânâsı sarih olmayan bir kısım teşbih ve temsillerle anlatılan mecaz ifadelerden ibarettir. Derin ve geniş mânaları ihtiva etmektedirler. Onun için muhkemât (dinin kesin emirlerini ifade eden âyet ve hadisler) gibi tefsir edilmez ve mânâsı herkesce bilinmez. Ancak ilimde derinlik kazananlar tevillerini yapabilirler. Vukûundan sonra da tevilleri anlaşılır.

Sonra gaybla alâkalı hâdiselerin bir kısmı Peygamber Efendimize (asm) tafsilatıyla, bir kısmı da mücmel olarak bildirilmiş, o da (asm) kendi içtihadına göre en uygun tarzda tasvir etmiştir.

Diğer taraftan, Resulullah Efendimiz (asm) birçok hakikatleri de teşbihler ve temsillerle anlatmış, bunlar da zamanla avam tarafından hakikat telakki edilmiştir; "Dünya öküzle balığın üzerindedir." hadis-i şerifi gibi.

Bazı hadisler sadece Müslümanları alâkadar ettiği, bazıları hilâfet merkeziyle tahdit edildiği hâlde, âlimlerce bütün dünyaya şâmil olacak tarzda değerlendirilmiştir. Zikirhânelerin kapatılacağı ve ezan ve kametten Allah kelimelerinin kaldırılacağını beyan eden, "Bir zaman gelecek, 'Allah Allah' diyen kalmayacak.'(1) rivâyetinde olduğu gibi.

İşte bu ve benzeri hususlar sebebiyledir ki, bu meselelerin içerisinden ancak ilimde derinlik kazanmış âlimler çıkabilir.

Evet, Resûlullah (asm) zaman olmuş teşbih ve temsillere başvurmuştur. Meselâ bir gün sohbet esnasındayken bir gürültü işitilmiş, ferman etmişlerdi:

"Bu gürültü, yetmiş seneden beri cehenneme yuvarlanan bir taşın, bu dakikada cehennemin dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür."

Beş altı dakika sonra birisi gelmiş,

"Yâ Resûlallah! Yetmiş yaşında bulunan filân münafık öldü, cehenneme gitti." (2)

demiş, Resûlullah (asm)'ın beliğâne kelâmının tevilini göstermişti.

Ancak, müteşabih bir âyetin veya hadisin eğer tefsiri, te’vili ve tabiri yapılmamışsa o zaman yapılacak şey, o âyet veya hadîse itiraz etmek değil, teslim olmak, “Allah’ın muradı ne ise onu kabul ediyorum.” demektir.

Râsih (ilimde derinleşmiş) âlimler müteşabihleri tevil eder, bununla beraber teslimiyet gösterir ve "Amenna, Rabbimiz ne murad etmişse inandık" derler.

İbni Abbas (r.a) ve Mücahid`den bu görüş nakledilir. Mücahid: "Râsih âlimler, te’villerini bilir ve bununla beraber 'Amenna' derler." der.

Demek ki buradaki teslimiyet, müteşabih âyet veya hadisi, zâhir mânâsıyla almak ve İslâm'a aykırı bir görüşe gitmek değildir. Tefsir, tevil ve tâbir edildiği hâlde, yine de Allah’ın muradını kabul etmek ve teslim olmaktır. Ya da tefsir, tevil ve tâbir olmasa bile kabul etmektir.

Nitekim bir âyette bu hakikat şöyle ifade edilir:

“Sana bu kitabı indiren O’dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te’vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Hâlbuki onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez. İlimde derinleşmiş (râsih) olanlar, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. (Bu inceliği)ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.” (Al-i İmran Suresi 3/7)

Diğer taraftan, Allah Teâlâ insanları tevazua yöneltmek, kendi mutlak ilmi karşısında acizliklerini ve kulluklarını hatırlatmak, onları imtihan etmek, teslimiyet göstermeye yöneltmek istemektedir. Allah’ın ilminde, kitabında ya da hadislerde olan her şeyi âlimlerin bilmeleri de gerekmez, hem de mümkün değildir. İlim ehlinin bilemedikleri nice şeyler vardır. Bu gibi konularda da Allah’ın muradına teslimiyet, ubudiyetin esasıdır.

Dipnotlar:

(1) bk. Tirmizî, Fiten: 35; Hakim, Müstedrek, IV/494.

(2) bk. Müslim, Cennet: 31 (H. 2844); Müsned, II/27.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...