Nil, Dicle ve Fırat nehirleri için "Mümkün değil, şu dağlar hakikî menbaları olsun." deniyor. Oysa bir uyumsuzluk görünmüyor?

Soru Detayı

- Fırat ve nil nehirlerinin toplama havzalarında (memba) meydana gelen yağış ile nehirlerde akan su arasında hidroloji ve iklim bilimine göre bir anlaşılmazlık bulunmuyor. Hatta Nil ve Fırat nehirlerinin kurak ve yağışsız kısımlarında bulunan insanlar membalarını görmedikleri için suyun cennetten geldiğini sandığı dönemler olmuş. Bu konuyu açıklayabilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad'ın "mümkün değil, şu dağlar hakikî menbaları olsun." ifadesi, Nil, Fırat ve Dicle nehirlerinin sularının sadece görünürdeki dağlardan gelmediği, aksine çok daha büyük ve derin bir kaynağa sahip olduğu fikrini vurgulamaktadır. Bu ifade, nehirlerin beslenme rejimini bilimsel bir analizden ziyade, bir ilahi kudret veya mucizevi bir kaynakla ilişkilendiren bir bakış açısını yansıtır.

Kâinatta her şey bir sebebe bağlanmış ve o sebep eli ile meydana getiriliyor. Sebep ile sebepten hasıl olan sonuç arasında yaratma açısından müthiş bir orantısızlık bulunuyor. Küçücük incir çekirdeği ile koca incir ağacı, bal gibi muhteşem bir nimet ile arı arasındaki ilişki bu inceliği gözler önüne seriyor.

Bu incelik ve ilişki, diğer nimetlerde de göze çarpıyor. Nehirlerin debisi ile gösterilen sebepler arasında da işin yaratılma ve planlanması arasında muazzam bir orantısızlık bulunuyor. Yani ufacık bir sebepten çok büyük ve kompleks bir sonucun ortaya çıkması, bu durumun ardında üstün bir yaratıcı kudretin ve ilahi bir planın bulunduğuna işaret ediyor. Risale-i Nur'da vurgulanmak istenen asıl nokta burasıdır.

Gerçekten de avucumuzda zor fark edilen küçücük bir incir çekirdeğinin, devasa bir incir ağacına dönüşmesi ve binlerce incir vermesi, sebep ile sonuç arasındaki orantısız güzelliğin en çarpıcı örneklerinden biridir. O çekirdeğin içinde, koca ağacın tüm genetik bilgisi, büyüme potansiyeli ve meyve verme programı kodlanmış durumda.

Ufacık bir arının, kilometrelerce uçarak binlerce çiçekten nektar toplaması ve ardından o eşsiz besin kaynağı olan balı üretmesi de benzer bir mucize. Balın kimyasal yapısı, besin değeri ve şifa verici özellikleri düşünüldüğünde, bunu yapan küçücük arının faaliyeti gerçekten de hayranlık uyandırıcı bir orantısızlık sergiliyor.

Dağlardaki kar erimeleri, belirli bölgelerdeki yağmurlar gibi "görünür sebepler", devasa nehirlerin yıl boyunca binlerce kilometrelik bir akışla hayat vermesini sağlıyor. Bir nehrin taşıdığı su miktarı (debisi) ve bu suyun geçtiği coğrafyalara sağladığı fayda (tarım, içme suyu, ekosistemler), bu "sebepler" ile kıyaslandığında muazzam bir orantısızlık gösteriyor.

Hatta nehirlerin akış hızları, yatakları, taşıdıkları alüvyonlar ve farklı mevsimlerdeki debi değişimleri bile öyle ince bir denge ve düzen içindedir ki, tüm bunların sadece rastgele doğal olaylarla açıklanması güçleşir. Bu durum, üstün bir planlama ve yaratma sanatının olduğunu düşündürüyor. Çünkü milyarlarca canlının yaşamı, bu nehirlerin istikrarlı ve düzenli akışına bağlıdır.

İşte gerek hadislerde gerek Risale-i Nur'da bu yaratılış ve İlahi programlama cennetten gelen bir damla metaforu ile ifade ediliyor olabilir. Ya da bizim sırrını çözemediğimiz çok ince bir ilişkiye işaret ediyor olabilir. Nitekim kâinat gaybi alemlerin üzerine serilmiş tenteneli bir perdedir. İki alem arasındaki alışverişi bizim kısa ve kısır aklımızla izah etmemiz her zaman mümkün olmayabilir.

Özetle; nehirlerin gerçek ve sonsuz kaynağı, maddi dünyadaki görünen sebeplerin ötesinde, Allah'ın sınırsız kudreti ve hazinesidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 330
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...