Su kaynakları için, "Hazine-i gaybdan akıttırıyor." ve "Âdet-i arziye fevkinde bir gaybî cennetten..." ifadeleri bilime zıt değil mi?

Soru Detayı
"...sırf hazine-i gaybdan akıttırıyor." Ve "...âdet-i arziye fevkinde..." ifadelerine inanmam çok zor. Çünkü Türkiyenin ve dünyanın su yükü (su potansiyeli) bellidir. Biliyorsunuz Hidrolik santralların kapasiteleri daha önce tespit edilmiş su verilerine göre hesaplanıyor. Dünyada "Su döngüsü" isimli Rabbimizin "Evamir-i tekviniye" si var. Su döngüsü kapalı bir sistem olup dünyadaki toplam su miktarı zamanla değişmez. Fiziki olarak Su yer ile gök arasında Adetullah kanunları çerçevesinde devri-daim eder. Yani adi ve tesadüfî değil, fakat tabiidir. Dağlar birer mahruti havuz değillerdir. Irmakları yer altı ve yer üstü (karlar, dağ buzulları ve yağmur) suları oluşturur. Yağışların senede birkaç sefer oluşması gelen - giden Su dengesini fazlasıyla sağlar, diye düşünüyorum siz ne dersiniz? Yani, bu görünen yer küresinde cennetten çıkan bır ırmak veya nehir yok diye inanıyorum.
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Şöyle azîm ırmakların, elbette mümkün değil, şu dağlar hakikî menbaları olsun. Çünkü faraza o dağlar tamamen su kesilse ve mahrutî birer havuz olsalar, o büyük nehirlerin şöyle süratli ve kesretli cereyanlarına, muvazeneyi kaybetmeden, birkaç ay ancak dayanabilirler. Ve o kesretli masarife karşı, galiben bir metre kadar toprakta nüfuz eden yağmur, kâfi varidat olamaz. Demek ki, şu enhârın nebeanları, âdi ve tabiî ve tesadüfî bir iş değildir. Belki pek harika bir surette, Fâtır-ı Zülcelâl onları sırf hazine-i gaybdan akıttırıyor." (Sözler, Yirminci söz, Birinci Makam, Üçüncü Nükte)

"...Cebel-i Kamer denilen bir dağdan, mütemadiyen küçük bir deniz gibi tükenmeden akıyor. Altı aydaki sarfiyatı dağ şeklinde toplansa ve buzlansa, o dağdan daha büyük olur. Halbuki o dağdan ona ayrılan yer ve mahzen, altı kısımdan bir kısım olmaz. Varidatı ise, o mıntıka-i hârrede pek az gelen ve susamış toprak çabuk yuttuğu için mahzene az giden yağmur, elbette o muvazene-i vâsiayı muhafaza edemediğinden, o Nil-i mübarek âdet-i arziye fevkinde bir gaybî cennetten çıkıyor diye rivayeti gayet manidar ve güzel bir hakikati ifade ediyor." (Şualar, Yedinci Şuâ, Âyetü'l-Kübra)

Bu soru çok seviyeli, yerinde ve samimi bir soru. Sizin hem çok ciddi teknik bilginiz var hem de metni ciddiye aldığınız gayet net anlaşılabiliyor. Böyle sorulara “kavramları yerli yerine koyarak” cevap vermek en sağlıklısı olur.

Size birkaç katmanlı çerçevede cevap vermeye gayret edeceğiz:

  • Risale-i Nur’daki “Hazine-i Gayb” ve “Âdet-i Arziye Fevkinde” İfadelerinin Hidrolojik Bağlamda Değerlendirilmesi

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, su döngüsüne dair ortaya koyduğunuz teknik izahlar hidroloji biliminin temel verileriyle uyumludur. Gerçekten de yeryüzündeki toplam su miktarı, kapalı bir sistem içerisinde buharlaşma, yoğunlaşma ve yağış süreçleriyle devr-i daim eder. Yeraltı suları, kar örtüsü, buzullar ve yüzey akışları nehir rejimlerinin temel belirleyicileridir. Bu açıdan bakıldığında, dağların “mahruti havuz” olmadığı ve nehirlerin yağış rejimiyle dengelendiği yönündeki tespitler ilmî olarak doğrudur.

Bununla beraber, yeryüzüne inecek su miktarı yıllık bazda sabit ise de hangi kara parçasına, ne zaman ve ne miktarda yağacağı belirli bir kaideye bağlı değildir. Güneş'in doğuşu ve batışı gibi sabit bir kaideye tabi değildir. Bunun için Allah kullarını her daim yağmur isteme noktasında huzuruna çağırır ve dua etmelerini ister.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur:

Bediüzzaman Said Nursî’nin ilgili pasajlardaki amacı bir hidroloji teorisi ortaya koymak değildir. Metin, fizikî mekanizmanın teknik açıklamasını yapmak için değil, o mekanizmanın varlık nedenini ve statüsünü tartışmak için kaleme alınmıştır.

1. Metnin Türü: Fiziksel Tasvir mi, Yoksa İlahi Program ve Rahmeti Hissettirmek midir?

Yirminci Söz’ün ilgili kısmı, sebep-sonuç ilişkilerinin bağımsız ve kendi kendine işleyen bir sistem olarak tasavvur edilmesine karşı geliştirilmiş bir tevhid argümanıdır. Dolayısıyla burada mesele:

Su döngüsünün var olup olmaması değil, bu döngünün müstakil bir fail olarak kabul edilip edilemeyeceğidir.

Metin, mekanizmayı değil, mekanizmanın “fail” olarak görülmesini tartışmakta ve failin kim olduğunu ortaya koymaktadır.

- Sebepler hakiki müessir midir, yoksa müessir-i hakikinin perdeleri midir?

Eş’arî ve Mâtürîdî gelenekte sebeplerin tesiri “âdetullah” çerçevesinde kabul edilir; fakat sebepler müstakil yaratıcı değildir. “İktiran” (eş zamanlılık) ile “tesir” (yaratma) ayrımı burada belirleyicidir.

Bediüzzaman’ın ilgili ifadeleri de bu mezheplerin fikirlerinin devamıdır.

“Hazine-i gaybdan akıttırıyor” cümlesi, fizikî bir kaynağa alternatif üretmez; sebebi müstakil fail olmaktan çıkarır.

Dolayısıyla mesele: Su döngüsünün varlığı değil, su döngüsünün irade sahibi bir failden bağımsızlığıdır.

2. “Hazine-i Gayb” Kavramının Anlamı

“Hazine-i gaybdan akıttırıyor” ifadesi, fizik ötesi yeni bir su kaynağı iddiası olarak anlaşılmamalıdır. Kur’an’da da benzer şekilde:

“Hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizim yanımızda olmasın.” (bk. Hicr, 15/21)

buyrulmaktadır. Buradaki “hazine”, metafizik bir depo olarak anlaşılmakla birlikte; ilahi ilim, kudret ve irade boyutunu ifade eden bir kavramdır.

Dolayısıyla “hazine-i gayb”: Hidrolojik sürecin fiziksel izahını iptal eden bir kavram değil, o sürecin nihai dayanağının ilahi tasarruf olduğunu vurgulayan inanç eksenli bir ifadedir.

3. “Âdet-i Arziye Fevkinde” İfadesi:

“Âdet-i arziye fevkinde” ifadesi de fizik kanunlarının inkârı anlamına gelmez. Bediüzzaman’ın terminolojisinde “âdetullah”, Allah’ın kevnî kanunlarıdır. Bu kanunlar düzenlidir, ölçülüdür ve süreklilik arz eder.

Ancak Risale’de vurgulanan nokta şudur: Kanunun varlığı, icra edici bir iradeyi ortadan kaldırmaz.

Başka bir ifadeyle: Su döngüsü vardır, fakat su döngüsü kendi kendine var olan bağımsız bir fail değildir.

Bu çerçevede “âdet-i arziye fevkinde” ifadesi, düzenin arkasındaki sonsuz iradeye dikkat çeken özel bir vurgudur; fiziksel yasaların askıya alındığı iddiası değildir.

4. Bilimsel Açıklama ile Teolojik Açıklamanın Ayrımı

Modern bilim “nasıl” sorusuna cevap verir.

Din namına konuları ele alan Kelâm ilmi ise “niçin?” ve “fail kimdir?” sorularını tartışır.

Hidrolojik modelleme:

• Debiyi hesaplar,
• Rezervuar kapasitesini belirler,
• Uzun dönem ortalama yağışı analiz eder.

Ancak bu düzenin varlık nedeni bilimsel yöntemin kapsam alanı dışındadır.

Bu nedenle: “Tabiidir” demek ile “Tesadüfî ve sahipsizdir” demek aynı şey değildir.

Risale’nin itiraz ettiği nokta, ikinci yaklaşımdır.

5. “Cennetten Çıkıyor” Rivayetinin Yorumu:

Nil hakkında nakledilen rivayetler, klasik İslâm düşüncesinde çoğu zaman literatür verilere dayanan coğrafî bilgi olarak değil, rahmetin ilahi kaynağına işaret eden temsili anlatımlar olarak değerlendirilmiştir. Bu tür ifadeler, metafizik bir nispeti sembolik bir dil üzerinden ifade eder.

Dolayısıyla bu anlatım: Fizikî coğrafyaya alternatif bir harita sunmaz, ilahi rahmetin sürekliliğini tasvir eder.

Sonuç:

Ortada bilimsel verilerle çatışan zorunlu bir durum bulunmamaktadır. Su döngüsünü kabul etmek, yeraltı suyu rezervlerini esas almak ve hidrolojik hesapları dikkate almak, Risale’nin tevhid perspektifiyle çelişmez.

Cennetten birer damla meselesine gelince; cennetten gönderilen bir maya gibi olabilir, bu da suyun tamamı anlamında değildir. Yani süte katılan az maya gibi, bu pınarlara da maya kabilinden cennet suyu gönderilmiş olabilir. Ayrıca bu durum dünyada suyun yaratılmaya başladığı zamandan itibaren devam ettiği için, su döngüsünde bir değişiklik yapmaz. Çünkü ilk sudan beri vardır.

Nasıl ki 19. Mektup’ta da geçtiği gibi Hz. Peygamber (a.s.m) ordu susuz kaldığında ilahi bir mucize eseri olarak mübarek parmaklarından su akıtmıştır. Bu su dünyada bulunan herhangi bir kaynaktan değil doğrudan Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşmiştir. Fakat yine de sebepleri tamamıyla yok saymamak için Peygamberimiz (asm) bir parça su istemiş ve bu suya dokunduktan sonra mübarek parmaklarından on musluklu bir çeşme gibi su akıtmıştır. (bk. 19. Mektup, Sekizinci İşaret)

Sözkonusu metinde de vurgu şudur: Doğal süreçler vardır; ancak bu süreçler kendi başına fail değildir.

Dolayısıyla mesele hidrolojik değil, varlık sebebine dayalı bir izahtır. Üstadımız fizikî mekanizmayı değil, mekanizmanın bağımsızlaştırılmasını reddetmektedir.

Bu şekilde okunduğunda, teknik bilim ile Risale metni arasında herhangi bir çatışma bulunmamaktadır.

- Nil, Dicle ve Fırat nehirleri için "Mümkün değil, şu dağlar hakikî menbaları olsun." deniyor. Oysa bir uyumsuzluk görünmüyor?

- Nil nehrinden "âdet-i arziye fevkinde" diye bahsedilmesini izah eder misiniz?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 221
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

artiha

Cehennem-i suğra nasıl ki arzın merkezi ile mutabakat sağlıyor, başka vecihlerle de ahiret ile geçişkenlik olabilir. Her şeyden önce yağış zaten perdesiz. Olmak zorunda imiş gibi görmek başlı başına sorunlu. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...