Nil, Dicle ve Fırat gibi büyük ırmaklar ile birbirine karışmayan denizler ve sular hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri, bazı ayetlerin bir manaya münhasır olmayacağına, çok küllî ve geniş manaları muhtevi olduğuna işaret ediyor. Bu gibi küllî manaları sadece bir cüz’î manaya hapsetmenin Kur’an belağatına uygun olmayacağına işaret ediyor ve misal olarak aşağıdaki ayeti veriyor.

"Allah iki denizi salıverdi ki, o denizler birbirleriyle karşılaşırlar. Aralarında ise bir engel vardır; birbirine karışmazlar." (Rahmân, 55/19-20)

Bu ayetin manası, dünya üzerindeki bütün suları içine alacak kadar geniştir. Bu yüzden Üstad sadece denizleri değil, deniz gibi kıymetli olan nehir ve ırmakları da ayetin muhtevasına dâhil ediyor. Bu ayetin sadece yeryüzünde olan denizlere değil, yer altında olan denizlere de işaret ettiğini ifade ediyor.

Bahr-i Rum ve Fars: Akdeniz ve Karadeniz.

Bahr-i Ahmer: Kızıl deniz. Afrika ile Asya (Arap Yarımadası) arasında yer alan, Hint Okyanusu'na bağlı bir denizdir. Uzunluğu yaklaşık 2000 km’dir. Bazı kaynaklarda 1900 km, bazılarında ise 2350 km. diye geçmektedir. Kuzeyde Mısır'daki Süveyş Kanalı ile fıtrî olmayan yoldan Akdeniz'e; güneyde ise Arap Yarımadası ucunda Babü'l-Mendeb (Bab el Mendeb) Boğazı ile Hint Okyanusu'na bağlanmıştır. Kızıldeniz kuzeyde, Sina Yarımadası ile ikiye ayrılır; kuzeydoğuya doğru Akabe Körfezi, kuzeybatıda ise Süveyş Körfezi vardır.

Süveyş Kanalı: Akdeniz ile Kızıldeniz'i birbirine bağlayan, Sina Yarımadası'nın batısında olup, 163 kilometre uzunluğunda, en dar yeri ise 300 metre genişliğindedir. Kanal, Afrika’yı dolaşmadan Asya ile Avrupa arasında deniz taşımacılığı yapılmasına imkân sağlamaktadır.

Fırat, Dicle, Nil gibi nehirler, deniz gibi insanlara fayda verdiği için tatlı deniz diye tabir ediyor.

Üstad Hazretleri, Bakara suresinin 74. ayetinin bir parçası olan “Öyle taşlar vardır, bağırlarından nehirler çağlar.” mealindeki cümleyi izah ederken; Nil, Dicle ve Fırat gibi nehirlere dikkat çektikten sonra, “Şu üç nehrin menbaları cennettendir.” hadisini kaydeder. Başta Sahih-i Müslim olmak üzere, hadis kitaplarının ekserisinde cennetten gelen dört nehirden bahsedilir. Bu hadisin meali şöyledir:

“Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil Cennet nehirlerindendir.” (bk. Müslim, Cennet: 26.)

Ebû Hüreyre’nin rivâyet ettiği aynı hadis-i şerifin Müsned’deki meâli de şöyledir:

“Dört nehir cennetten fışkırmıştır: Fırat, Nil, Seyhan, Ceyhan.” (Müsned, 2/261, 289, 440.)

Fahrüddin er-Râzî ise Mü’minûn suresinin 20. ayetinin izahında İbni Abbas’tan (r.a.) şu rivâyeti kaydeder:

“Cenab-ı Hak cennetten beş nehir indirmiştir: Seyhun, Ceyhun, Dicle, Fırat ve Nil.” (Futûhu'l-Gayb, 23:89.)

Sahih-i Buharî’de rivâyet edilen “İsrâ” hadisinde, Mi’rac Gecesinde Peygamber Efendimiz (asm.) Hz. Cebrail ile birlikte gezerlerken Sidretü’l-Münteha’ya gelirler ve Hz. Cebrail şöyle der:

“İşte bu Sidretü’l-Müntehâ’dır. Bu ağacın dibinden dört nehir kaynıyordu. İki nehir zâhir, iki nehir de bâtın idi." Resulullah, ‘Ey Cebrail, bu dört nehir nedir?’ diye sorar.

Cebrail (a.s.), ‘Bâtınî nehirler cennette iki nehirdir; zâhirî olan nehirler Nil ile Fırat nehirleridir.” (Sahih-i Buharf Tecrid-i Sarih tercemesi,10/71,)

Bütün bu hadis-i şeriflerin zahir manasından çıkan netice şudur: Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan ve Nil nehirleri cennetten gelmektedir, asıl kaynakları orasıdır.

Bu nehirlerin cennetten gelişleri hakkında Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurur:

“Şöyle azim ırmakların elbette mümkün değil, şu dağlar hakiki menbaları olsun. Çünkü faraza o dağlar tamamen su kesilse ve mahrûtî (konik) birer havuz olsalar, o büyük nehirlerin şöyle süratli ve kesretli cereyanlarına (akmalarına) muvazeneyi kaybetmeden birkaç ay ancak dayanabilirler. Ve o kesretli masârife karşı galiben bir metre kadar toprakta nüfuz eden yağmur kâfi vâridat olamaz. Demek ki, şu enharın nebeanları âdi ve tâbii ve tesadüfî bir iş değildir. Belki pek harika bir surette Fâtır-ı Zülcelal onları sırf hazine-i gaybdan akıttırıyor. İşte bu sırra işareten bu manayı ifade için hadiste rivâyet ediliyor ki, üç nehrin her birine cennetten birer katre (damla) her vakit damlıyor ve ondan bereketlidir...” (Sözler, Yirminci Söz.)

Evet, faydaları, vazifeleri, gelir ve giderleri sayısız hikmetlerle dolu olan bütün ırmakların, pınarların, çayların ve büyük nehirlerin Cenab-ı Hakkın rahmet hazinesinden çıktığı çok açık ve berraktır. Çünkü görünen sebeplerin çok üstünde olan bu akarsular “Manevi bir cennetin hazinesinden ve yalnız gaybî ve tükenmez bir menbaın feyzinden akıyorlar, demektir.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...