"Mahall-i iman olan batın-ı kalbe ilişip imanı zedeler..." cümlesini kalbin bu yönü ile izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İlm-i kelamda iman kalp ile tasdik, dil ile ikrar olarak tarif edilmiştir. Yani imanın tasdik edilip onaylandığı yer kalptir. Tasdik etme, onaylama, kabul etme vesaire işlemlerinin hepsi kalpte gerçekleşir.

Akıl araştırır, bulur, inceler sonra kalbe havale eder. Kalp ise aklın gönderdiği bu bilgiyi ya kabul edip tasdik eder ya da inkâr edip reddeder. Kalbin vazifesi tasdik ya da inkârdır.

Kalp insanın mahiyetinde bulunan, ruh, vicdan, akıl, latifeler vesaire gibi bütün duygu ve cihazların merkezi ve efendisi hükmündedir. Aklımız dâhil bütün duygularımız kalpten gelen emir komuta zincirine göre hareket eder ve onun sevk ve idaresi altındadır.

Mesela, kulak ezanı işittiğinde kalp kişiye namaz kılmasını emreder, göz harama denk geldiğinde kalp bakmaması gerektiğini ihtar eder, oruç ayında mide ve ağza yemek yememesi gerektiği direktifini verir vesaire.

Kalpteki iman ne kadar güçlü, sağlam ve tahkiki ise kalbin insanı iman çerçevesinde sevk ve idare etmesi de o kadar sağlam ve sağlıklı olur. Şayet kalpteki iman zayıfsa, kalbin insan üzerindeki etkisi de o nispette zayıf kalacaktır.

Akıl ve vicdan, kalbi besleyen ve kalbin olgunlaşıp sağlam olmasına vesile olan iç ve dış veri kaynaklarıdır. Vicdan kalbi içten besler, akıl da dışarıdan besler. Yani kalp her ne kadar duyguların efendisi ve merkezi olmuş olsa da kalbi oluşturan ve besleyen de diğer duyu ve duygulardan gelen verilerdir.

Dışarıdan kalbe gelen veriler kalbin içinde harmanlanır, sonra bu veriler işlenir. Sonra ya tasdik ya da inkâr edilir. Tasdik edilirse iman olur, inkâr edilirse küfür olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.035
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

mtahir42

 Öyle de, bizleri, günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hasıl olan vesveseler, şüpheler -neûzu billâh- mahall-i iman olan bâtın-ı kalbe ilişip imanı zedeler ve imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhanîsine ilişip zikirden nefretkârâne uzaklaştırarak susturuyorlar.

Üstad Hazretlerinin bu cümlesini örneklerle açıklar mısınız?  Birde burada günah ve yaralardan kasıt nedir bizim için? Örneklerle açıklarsanız memnun olurum.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Bediüzzaman Said Nursi’nin 2. Lem’a (Hz. Eyyûb aleyhisselamın kıssası) adlı eserinde geçen bu derin ifade, günahların insan psikolojisi ve maneviyatı üzerindeki yıkıcı etkisini harika bir analojiyle açıklar.

Sorduğunuz soruları, konuyu dağıtmadan kısaca ve örneklerle açıklayalım:

1. Günah ve Yaralardan Kasıt Nedir?

Buradaki "günah ve yaralar", sadece fıkhi birer suç değil; insanın ruh dünyasında, kalbinde ve zihninde açtığı derin manevi tahribatlardır.

Günah: Ruhun fıtratına, yani yaratılış ayarına aykırı her türlü yanlış harekettir (yalan, gıybet, harama bakmak, kul hakkı yemek vb.).

Yara: Bu günahların ruhumuzda bıraktığı kalıcı izler, suçluluk duyguları ve manevi sızılardır. Tıpkı fiziksel bir yaranın bedeni mikroba açık hale getirmesi gibi, günah yaraları da ruhu vesvese ve şüphelere açık hale getirir.

2. Cümlenin Örneklerle Açıklanması

Üstad bu cümlede, günahların adım adım insanı imandan ve ibadetten nasıl uzaklaştırdığını bir zincirleme reaksiyonla anlatır:

  • 1. Aşama: Günahların Vesvese ve Şüphe Doğurması

  • Açıklama: İşlenen her günah, kalpte siyah bir leke bırakır. İnsan o günahı savunamadığı için zamanla kendini rahatlatmak adına bahaneler aramaya, dini hükümleri sorgulamaya başlar.

  • Örnek: Sürekli kul hakkı yiyen veya haram kazanç elde eden birini düşünelim. Bu durumun verdiği içsel huzursuzluk (yara), zamanla onda "Acaba adalet gerçekten var mı?", "Ahiret ya yoksa?" gibi şüpheleri (vesvese) tetikler. Çünkü ahiretin varlığı, onun işlediği günahlar yüzünden artık ona korku vermektedir; ruhu bilinçaltında bundan kaçmak ister.

  • 2. Aşama: Şüphelerin Kalbe (Mahall-i İman) İlişip İmanı Zedelemesi

    • Açıklama: Bu şüpheler temizlenmezse (tövbe edilmezse), kalbin en derinindeki iman merkezine zarar vermeye başlar.

    • Örnek: Yukarıdaki şüpheler büyüdükçe, kişi artık yaratıcıya ve kadere karşı içten içe bir öfke veya güvensizlik duymaya başlar. İman kalpte parlayan bir ışıkken, bu şüphelerin isiyle üzeri örtülür ve zedelenir.

  • 3. Aşama: Dilin Manevi Zevkinin Kaçması ve Zikirden Uzaklaşarak Susması

    • Açıklama: Kalbi şüpheyle dolan insanın, imanın tercümanı olan dilinden dökülen dualar ve zikirler artık ona zevk vermez. İbadetler bir yük gibi gelmeye başlar ve en sonunda dili susar.

    • Örnek: Kalbi dünya sevgisi ve haramlarla yaralanmış bir insan, seccadenin başına oturduğunda veya "Süphanallah" dediğinde içsel bir bağ kuramaz. Namaz kılmak ona ağır bir angarya gibi gelir. Akşama kadar boş konuları saatlerce konuşabilen o dil, Allah'ı anmaya (zikre) gelince sıkılır, nefret eder gibi uzaklaşır ve sonunda tamamen susar (ibadeti bırakır).

Özetle

Üstad bize şunu söylüyor: Her bir günah, içinde küfre (imansızlığa) gidecek bir yol saklar. Eğer tövbe ile o yara tedavi edilmezse; günah yara açar, yara şüphe doğurur, şüphe kalpteki imanı kemirir ve en sonunda insan ibadetin zevkini kaybederek manen tamamen susar.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...