"Her iki parçayı istinsah ederken kalbime geldi ki, asıllarını taklit etmeyeyim." Mevzu nedir, izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Sevgili Üstad, her iki parçayı istinsah ederken kalbime geldi ki, asıllarını taklit etmeyeyim. Zira, üzerlerinde zahir olan ezhâr-ı tevafuku, cilve-i bedâyi başka tarzda kendini nasıl gösterecek dedim. Ve takdim-i âcizânem olan iki nüshadaki san’at-ı bedîa, akıl ve istidad-ı beşerden pek uzak bir tarzda, gûya tezgâhında ölçülerek, biçilerek, her harfi bir vezn-i kasdî ile zuhur ettiğini gösteriyor. Ve şu zamanın akıldan uzak eblehlerine mânen diyorlar ki, “Bizim halen üzerimizde tecellî eden cilve-i cemâli, aklınızla ölçemezsiniz. Yalnız gözleriniz varsa görebilirsiniz." (Barla Lahikası, 201. Mektup)
Hafız Ali Ağabey “On bir nükteyi hâvi Mirkatü’s-Sünne” adlı On Birinci Lem’ayı istinsah ediyor, yani el yazısı ile çoğaltıyor. Yazılması için kendisine gönderilen bu risalenin aslında keramet seviyesinde tevafuklar görülüyor.
Hafız Ali Ağabey asıl risalede görülen tevafukları birebir taklit ederek yazmak yerine; "Taklit etmeden yazarsam, aynı tevafuk yeni yazdığım risalede yine gözükecek mi?" diye Üstadımıza ifade ediyor.
Malum Risale-i Nur'u el ile çoğaltanlar bir asıl nüshaya bakarak çoğaltıyorlar. Asıl nüsha, ya Üstad'ın nezaretinde yazılmış ya da tecrübeli bir ağabeyin Üstada da takdim ederek çoğaltmış olduğu nüshadır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü