RİSALE-İ NUR VE EHEMMİYETİ

"Bu acip asırda ehl-i îman, Risale-i Nur’a ve ehl-i fen ve mektep muallimleri Asâ-yı Mûsa’ya şiddetle muhtaç oldukları gibi; hâfızlar ve hocalar dahi Zülfikar’a şiddetle muhtaçtırlar." (Asâ-yı Mûsa)

"Risale-i Nur, İslâmiyetin gayet keskin ve elmas bir kılıcıdır." (Sözler, Konferans)

"Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir." (Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a, Hususi Mektup)

"Risale-i Nur’un mesleği, nezihâne ve nazikâne ve kavl-i leyyindir." (Lem'alar, Yirmi Üçüncü Lem'a, Tabiat Risalesi)

"Risale-i Nur’un mesleği odur ki, zihinlerde bir iz bırakmamak için, sair ulemaya muhalif olarak, muarızların şüphelerini zikretmeden öyle bir cevap verir ki, daha vehim ve vesveseye yer kalmaz." (İşaratü'l-İ'caz, Tenbih)

"Ciddî bir alâkayla senin eskiden beri tekrar ettiğin ‘Bir ışık var, bir nur göreceğiz’ diye müjdelerin tevili ve tefsiri ve tâbiri, sizin hakkınızda belki iman cihetiyle, âlem-i İslâm hakkında dahi en ehemmiyetlisi Risale-i Nur’dur." (Sünûhat, Mukaddime)

"Risale-i Nur ekser muvazeneleriyle küfür ve dalâletin dünyadaki elîm ve ürkütücü neticelerini göstermekle, en muannid ve nefisperest insanları dahi o menhus, gayr-ı meşru lezzetlerden ve sefahetlerden bir nefret verip, aklı başında olanları tevbeye sevkeder." (Hutbe-i Şâmiye)

"Maksud-u bizzat olan ilimlere ulûm-u âliyeyi okumaksızın isâl edici bir yol buldum. Serîüsseyir olan bu zamanın evlâdına, kısa ve selâmet bir tarîki ihsan etmek rahmet-i hâkimenin şânındandır." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

"Tesadüf, şirk ve tabiattan teşekkül eden fesat şebekesinin âlem-i İslâmdan nefiy ve ihracına Risale-i Nurca verilen karar infaz edilmiştir." (Mesnevi-i Nuriye, Zerre)

"Resâili’n-Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir." (Şualar, Birinci Şuâ)

"Risaletü’n-Nur sair telifat gibi ulûm ve fünundan ve başka kitaplardan alınmamış. Kur’ân’dan başka me’hazı yok, Kur’ân’dan başka üstadı yok, Kur’ân’dan başka mercii yoktur." (Şualar, Birinci Şuâ)

"Risale-i Nur doğrudan doğruya Kur’ân’ın bâhir bir burhanı ve kuvvetli bir tefsiri ve parlak bir lem’a-i i’câz-ı mânevîsi ve o bahrin bir reşhası ve o güneşin bir şuâı ve o mâden-i ilm-i hakikatten mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i mâneviyesidir." (Şualar, Birinci Şuâ)

"O büyük dâvâyı yüzde doksanına kazandıran ve yirmi senede yirmi bin adama o dâvânın kazancının vesikası ve senedi ve beratı olan iman-ı tahkikîyi eline veren ve Kur’ân-ı Hakîmin mu’cize-i mâneviyesinden neş’et edip çıkan ve bu zamanın birinci bir dâvâ vekili bulunan Risale-i Nur’dur." (Şualar, On Birinci Şua, Dördüncü Mes'ele)

"Risaletü’n-Nur bu asırda, bu tarihte bir urvetü’l-vüskadır. Yani çok muhkem, kopmaz bir zincir ve bir hablullahtır." (Şualar, On Birinci Şuâ, On Birinci Meselenin Haşiyesinin Bir Lâhikası)

"Risale-i Nur Külliyatının umum eczaları, siyasî ve dünyevî maksatlardan ârî ve müberrâ olarak tamamen imanî ve uhrevî bir ruh ve mâhiyette telif edilmiştir." (Şualar, On Dördüncü Şuâ)

"Risale-i Nur benim bedelime sizlerle görüşür, derse müştak yeni kardeşlerimize güzelce ders verir. Nurlarla ya okumak veya okutmak veya yazmak suretindeki meşguliyet, tecrübelerle kalbe ferah, ruha rahat, rızka bereket, vücuda sıhhat veriyor." (Şualar, On Dördüncü Şuâ)

"Risalelerin heyet-i mecmuasına “Risale-i Nur” ismini verdim. Hakikaten Kur’ân’ın nuruna istinad edildiği için, bu isim vicdanımdan doğmuş." (Şualar, On Dördüncü Şuâ)

"Sarsılmaz bir iman isteyen ve dinsiz anarşistliğe karşı kırılmaz bir kılıç arayanlar, Âyetü’l-Kübrâ’ya müracaat etsinler." (Şualar, On Beşinci Şuâ, El-Hüccetü'z-Zehra'nın Birinci Makamı)

"Nur Risaleleri, geceden sonra gündüzün, kıştan sonra baharın gelmesi kat’iyetinde yüzer kuvvetli hüccetlerle haşir ve neşrin sabahını, baharını ispat etmişler." (Şualar, On Beşinci Şuâ, El-Hüccetü'z-Zehra'nın Birinci Makamı)

"Risale-i Nur, dinsizliğin belini kırmış ve temel taşlarını târümar etmiştir." (Tarihçe-i Hayat, Barla Hayatı)

"Risale-i Nur’u gaye-i hayat edinen bir Nur talebesi, yüz adam kuvvetinde olduğu ve yüz nâsih kadar iman ve İslâmiyete hizmet ettiği, ehl-i hakikatçe müsellem ve musaddaktır." (Tarihçe-i Hayat, Barla Hayatı)

"Risale-i Nur, nuru yerleştirerek zulmeti izale ediyor, yok ediyor. İyiyi öğreterek, fenayı fark ve tefrik ettiriyor ve vazgeçiriyor. Hakikati ders vermekle bâtıldan kurtarıyor ve bâtıldan mahfuz kılıyor." (Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)

"Risale-i Nur, bizatihî hüccet ve burhandır. Onu ve onun müellifini çürütmeye çalışanlar, çürümeye mahkûm olmuşlardır. Nümunesi, tarih muvacehesinde meydandadır. Ve hem de çürüyeceklerdir. Risale-i Nur’daki yüksek hakikat, Risale-i Nur’u ebede kadar payidar kılacaktır..." (Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)

"Bugün milyonlarca insanı coşturup, selâmete götüren bu Nur deryası daima kükreyecek, küfrü boğacak, zulmeti yırtacak, insanlığa hâmi ve halâskâr olacaktır." (Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)

"Risale-i Nur’un bütün eczaları, o Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın cadde-i nuranîsinde birer elektrik lâmbası hizmetini görüyorlar." (Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas)

"Kur’ân’dan gelen o Sözler ve o nurlar, yalnız aklî mesâil-i ilmiye değil, belki kalbî, ruhî, hâlî mesâil-i imaniyedir. Ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye hükmündedirler." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Üçüncü Mesele olan Üçüncü Risale)

"Sözler ve Kur’ân’dan gelen nurlar, aklıma ders verdiği gibi, kalbime de iman hali telkin ediyor, ruhuma iman zevki veriyor, ve hâkezâ..." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Üçüncü Mesele olan Üçüncü Risale)

"Ulûm-u imaniye, hususan doğrudan doğruya ihtiyaca binaen ve yaralarına devâen Kur’ân-ı Hakîmin esrarından mânevî ilâçlar alınsa ve tecrübe edilse, elbette o ulûm-u imaniye ve o edviye-i ruhaniye, ihtiyacını hissedenlere ve ciddî ihlâs ile istimal edenlere yeter, kâfi gelir." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Üçüncü Mesele olan Üçüncü Risale)

"Sözlerdeki hakaik ve kemâlât benim değil, Kur’ân’ındır ve Kur’ân’dan tereşşuh etmiştir." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Risale olan Yedinci Mesele)

"Sair kitapların mütalâasından bir men, bir mücanebet ruhuma verilmişti. Böyle gurbette medar-ı teselli ve ünsiyet olan mütalâayı bana terk ettiren, anladım ki, doğrudan doğruya âyât-ı Kur’âniyenin üstad-ı mutlak olmaları içindir." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Risale olan Yedinci Mesele)

"Risaleler, ekseriyet-i mutlakası, hariçten hiçbir sebep gelmeyerek, ruhumdan tevellüt eden bir hâcete binaen, âni ve def’î olarak ihsan edilmiş." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Risale olan Yedinci Mesele)

"Risaleler, fevkalâde bir sür’atle, hem idrakimi ve fikrimi müşevveş eden sıkıntılı inkıbaz vakitlerinde yazılması dahi, bir eser-i inâyet ve bir ikram-ı Rabbânîdir." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Risale olan Yedinci Mesele)

"Yazılan Sözler tasavvur değil, tasdiktir. Teslim değil, imandır. Marifet değil, şehadettir, şuhuddur. Taklit değil, tahkiktir. İltizam değil, iz’andır. Tasavvuf değil, hakikattir. Dâvâ değil, dâvâ içinde burhandır." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Mahrem bir suale cevaptır)

"Sırr-ı temsil dürbünüyle, en uzak hakikatler gayet yakın gösterildi. Hem sırr-ı temsil cihetü’l-vahdetiyle, en dağınık meseleler toplattırıldı." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Mahrem bir suale cevaptır)

"Sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi. Hem sırr-ı temsil penceresiyle, hakaik-i gaybiyeye, esâsât-ı İslâmiyeye, şuhuda yakın bir yakîn-i imaniye hâsıl oldu." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Mahrem bir suale cevaptır)

"Yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa, ancak temsilât-ı Kur’âniyenin lemeâtındandır. Benim hissem, yalnız şiddet-i ihtiyacımla taleptir ve gayet aczimle tazarruumdur. Dert benimdir, devâ Kur’ân’ındır." (Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Mahrem bir suale cevaptır)

"Neşrolunan Sözler, hakaik-i Kur’âniyenin birer anahtarı ve o hakaiki inkâr etmeye çalışanların başlarına inen birer elmas kılıçtır." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısım)

"Bir defa okumak kâfi değil. Hepsi yanında bulunup daima okumalıdır." (Barla Lâhikası, 51.Mektup)

"Risaleleri okudukça, şeytan-ı lâîn ve nefsin hilelerini ve evhamlarını Cehennemin dibine atıyordu." (Barla Lâhikası, 132.Mektup)

"Risaleleri ciddî okumak ve yazmak, yirmi sene medresede okumaktan fâiktir ve daha menfaatlidir." (Barla Lâhikası, 132.Mektup)

"Herbir risale, tek başıyla bir mürşid-i ekmeldir." (Barla Lâhikası, 132.Mektup)

"Kalbi bozulmamış herhangi genç, bir risaleyi alıp dikkatle ve teslimiyetle okusa, daire-i inkıyâda geliyor, ıslah oluyor." (Barla Lâhikası, 132.Mektup)

"Herhangi bir maddiyun bir risaleyi alıp okursa, iman etmezse de hiçbir bahane bulamıyor." (Barla Lâhikası, 132.Mektup)

"Herhangi bir dinsiz okusa ve tamam mânâsıyla anlasa, imana geliyor." (Barla Lâhikası, 132.Mektup)

"Herhangi bir feylesof okusa, “Bundan daha yüksek akıl olamaz ve akıllar toplansa bunun fevkine çıkamaz, akıl buna yol bulamaz” diyor." (Barla Lâhikası, 132.Mektup)

"Risaletü’n-Nur ve Mektubatü’n-Nur, yüz on dokuz adediyle, herbirisi birer mürşid-i ekmeldir ve aktabdır." (Barla Lâhikası, 132.Mektup)

"Risaleler ve Mektubatü’n-Nur velâyet-i kübrâ yollarını gösterir. Demir gibi kuvvetli, elmas mıhlar gibi hakikatin burhanlarını satışa çıkaran ve her risale bir kudsî dükkân hükmüne gelen bir meşher-i nuranîdir. O sergide imanî nurlar teşhir ediliyor." (Barla Lâhikası, 132.Mektup)

"Yazılanlar dalâlet bulutlarını dağıtmaya kâfidirler. Her derdin devâsı içinde var demeyeceğim; fakat mühlik dertlerin ağleb devâsı, yazılanlarda vardır." (Barla Lâhikası, 209.Mektup)

"İ’câz-ı Kur’ân’ın yüz cüz’ünden bir cüz’ü, şu tefsirine in’ikâs etmiş. Yalnız şu fark var ki, i’câz kastîdir, kasten de kimse muaraza edemez. Şu kitabın tevafuku ise, fıtrî, ihtiyarsız olmak cihetiyle harika olur, keramet sayılır. Kastî ve sun’î bir surette muaraza edilmez." (Barla Lâhikası, 277.Mektup)

"Risale-i Nur, bu Anadolu memleketine, belâların def’ine ehemmiyetli bir vesiledir." (Emirdağ Lâhikası-I, 14.Mektup)

"Risale-i Nur eczaları, elbette küre-i arz ve küre-i havâiyeyi kendi ile alâkadar eder ve bu asrı ve istikbali kendiyle meşgul edecek bir hakikat-i Kur’âniyedir ve ehl-i iman elinde bir elmas kılınçtır." (Emirdağ Lâhikası-I, 23.Mektup)

"Risale-i Nur, Kur’ân’ın malıdır. Benim ne haddim var ki, sahip olayım, tâ ki kusurlarım ona sirayet etsin. Belki o Nur’un kusurlu bir hâdimi ve o elmas mücevherat dükkânının bir dellâlıyım." (Emirdağ Lâhikası-I, 24.Mektup)

"Risale-i Nur kökleşiyor. İnşaallah, daha hiçbir şey onu koparamayacak; ensâl-i âtiyede devam edecek, gidecek." (Emirdağ Lâhikası-I, 35.Mektup)

"Risale-i Nur, sair ilimler ve kitaplar gibi okunmamalı. Çünkü ondaki iman-ı tahkikî ilimleri, başka ilimlere ve maariflere benzemez. Akıldan başka çok letâif-i insaniyenin kut ve nurlarıdır." (Emirdağ Lâhikası-I, 35.Mektup)

"Risale-i Nur’u senâdan maksadım, Kur’ân’ın hakikatlerini ve imanın rükünlerini teyid ve ispat ve neşirdir." (Emirdağ Lâhikası-I, 37.Mektup)

"İlm-i mantıkda; burhan-ı yakînî, hüsn-ü zanna ve makbul şahıslara bakmıyor, cerh edilmez delile bakar ki, bütün Risale-i Nur hüccetleri, bu burhan-ı yakinî kısmındandır." (Emirdağ Lâhikası-I, 53.Mektup)

"Risale-i Nur, ibadet yerinde, ilim içinde hakikate bir yol açmış." (Emirdağ Lâhikası-I, 53.Mektup)

"Risale-i Nur, nurdan bir ibrişimdir ki, kâinat ve kâinattaki mevcudatın tesbihatları onda dizilmiştir." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur âhize ve nâkile ile mücehhez bir radyo-yu Kur’âniyedir." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur mü’minlere; Kur’ân’dan hedâyâ-yı hidâyet, kevneyn-i saadet, mazhar-ı şefaat ve feyz-i Rahmândır." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur, kâinata baharın feyzini veren bir âb-ı hayat ve ayn-ı rahmet ve mahz-ı hakikat ve bir gülzar-ı gülistandır." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur lütf-ü Yezdan, kemal-i iman, tefsir-i Kur’ân ve bereket-i ihsandır." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur, kâfire hazân, münkire tufan; dalâlete düşmandır." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur bir kenz-i mahfî ve bir sandukça-i cevher ve menba-ı envardır." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur hakaik-i Kur’ân ve mirâc-ı imandır." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur Kur’ân ve hadisten sonra sertac-ı evliya, sultanü’l-eser ve zübdetü’l-meâni ve atâyâ-yı İlâhî ve hedâyâ-yı Sübhânî ve feyyaz-ı Rahmânîdir." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur bir bahr-i hakaik ve bir sırr-ı dekaik ve kenzü’l-maarif ve bahrü’l-mekârimdir." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur hastalara şifahane-i hikmet ve mâ-i zemzem, sağlara maişet-i hakikat ve rih-ı reyhan ve misk-i anberdir." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur mev’id-i Ahmedî (a.s.m.) ve müjde-i Haydarî (r.a.) ve beşaret ve teavün-ü Gavsî (k.s.) ve tavsiye-i Gazalî (k.s.) ve ihbar-ı Fârukîdir (k.s.)." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur Kur’ân semalarından bir sema-yı mâneviyenin güneşleri, ayları ve yıldızlarıdır." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risale-i Nur Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın taht-ı tasarrufunda olduğundan, ona uzanan, ilişmek isteyen her el kırılır ve her dil kurur." (Emirdağ Lâhikası-I, 60.Mektup)

"Risalei’n-Nur, sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur’ânî vazifesini görebilir." (Emirdağ Lâhikası-I, 63.Mektup)

"Bu memleketin vatanperver siyasîleri çabuk aklını başına alıp Risale-i Nur’u tab ederek resmî neşretmeleri lâzımdır." (Emirdağ Lâhikası-I, 63.Mektup)

"Risale-i Nur’un siyasetle alâkası yoktur. Fakat, küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşilik ve üstü olan istibdad-ı mutlakı, esasıyla bozar, reddeder. Emniyeti ve âsâyişi ve hürriyeti ve adaleti temin eder." (Emirdağ Lâhikası-I, 74.Mektup)

"Risale-i Nur, dünyada her cereyanın fevkinde bulunması ve umumun malı olması cihetiyle, bir tarafa tâbi ve dahil olmaz. Belki mütecaviz dinsizlere karşı haklı tarafa yardımcı olur ve dost olur ve ihtiyat kuvveti hükmünde onlara bir nokta-i istinat olur." (Emirdağ Lâhikası-I, 103.Mektup)

"Risale-i Nur bir vesile-i def-i belâdır; tâtile uğradıkça, belâ fırsat bulup gelir." (Emirdağ Lâhikası-I, 116.Mektup)

"Nurla iştigalin, ölümden başka her belâya, hastalıklara bir ilâç olduğu gibi, dehşetli ölümü de, Cennetin kapısı gösterip, ehl-i imanı heyecanla şevke getiriyor." (Emirdağ Lâhikası-I, 171.Mektup)

"Nurun fevkalâde perde altındaki fütuhatına kanaat ediniz. Şimdiye kadar hiçbir eserin böyle ağır şerait altında bu derece tesirli intişarını tarih göstermiyor." (Emirdağ Lâhikası-I, 195.Mektup)

"Çok enaniyetliler, eserlerini terviç etmek için, Nurların meydana çıkmalarına kıskanmak damarıyla taraftar olmuyorlar. Merak etmeyiniz, Nur galebe edecek." (Emirdağ Lâhikası-I, 195.Mektup)

"Risale-i Nur gizlenmiyor ve başka kitaplara benzemiyor ve temellük edilmiyor. Nerede bulunursa bulunsun, ben Nur’dan gelmişim der." (Emirdağ Lâhikası-I, 197.Mektup)

"Risale-i Nur benim değil, Kur’ân’ın malıdır; Kur’ân’ın feyzinden gelmiştir. Hiçbir kuvvet onu Anadolu’nun sinesinden koparıp atamayacaktır." (Emirdağ Lâhikası-II, 97.Mektup)

"Risale-i Nur’un herbir kitabı bir Said’dir. Siz hangi kitaba baksanız, benimle karşı karşıya görüşmekten on defa ziyade hem fâidelenir, hem hakikî bir surette benimle görüşmüş olursunuz." (Emirdağ Lâhikası-II, 116.Mektup)

"İhsan-ı İlâhî ile Risale-i Nur, başka ilimler gibi meşakkatli derslere muhtaç değil." (Emirdağ Lâhikası-II, 140.Mektup)

"Risale-i Nur hariçten hücum eden küfr-ü mutlaka karşı bu milleti ve âlem-i İslâmiyeti muhafaza edecek Kur’ân-ı Hakîmin mu’cize-i mâneviyesinden bir derstir ki, dinsiz feylesoflardan hiçbirisi ona karşı mukabele çaresi bulamadılar." (Emirdağ Lâhikası-II, 148.Mektup)

"Risaletü’n-Nur’un kitapları birbirine tercih edilmez. Herbirinin kendi makamında riyaseti var. Ve bu zamanı tenvir eden bir mu’cize-i mâneviye-i Kur’âniyedir." (Kastamonu Lâhikası, 4.Mektup)

"Ahmed-i Fârûkî Risale-i Nur hakkında demiş ki: 'Mütekellimînden biri gelecek, bütün hakaik-i imaniyeyi kemâl-i vuzuh ile beyan ve ispat edecek.' Zaman ispat etti ki, o adam, adam değil, belki Risale-i Nur’dur." (Kastamonu Lâhikası, 4.Mektup)

"Risaletü’n-Nur ise, Kur’ân’ın bir mânevî mu’cizesi olarak imanın esasatını kurtarıyor ve mevcut imandan istifade cihetine değil, belki çok deliller ve parlak burhanlarla imanın ispatına ve tahkikine ve muhafazasına ve şübehattan kurtarmasına hizmet ettiğinden, herkese bu zamanda ekmek gibi, ilâç gibi lüzumu var olduğunu dikkatle bakanlar hükmediyorlar." (Kastamonu Lâhikası, 5.Mektup)

"O divanlar derler ki: Velî ol, gör; makamata çık, bak, nurları, feyizleri al.

Risaletü’n-Nur ise der: Her kim olursan ol; bak, gör. Yalnız gözünü aç, hakikati müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar." (Kastamonu Lâhikası, 5.Mektup)

"Risaletü’n-Nur, en evvel tercümanının nefsini iknaa çalışır, sonra başkalara bakar. Elbette nefs-i emmaresini tam ikna eden ve vesvesesini tamamen izale eden bir ders, gayet kuvvetli ve hâlistir." (Kastamonu Lâhikası, 5.Mektup)

"Risaletü’n-Nur, sair ulemanın eserleri gibi, yalnız aklın ayağı ve nazarıyla ders vermez; ve evliya misilli yalnız kalbin keşf ve zevkiyle hareket etmiyor. Belki akıl ve kalbin ittihad ve imtizacı ve ruh ve sair letâifin teavünü ayağıyla hareket ederek evc-i âlâya uçar." (Kastamonu Lâhikası, 5.Mektup)

"Risaletü’n-Nur gittikçe parlak, harikane fütuhat-ı imaniye yapar. Kendi kendine, inşaallah her görenin kalbinde yerleşir, muannidleri susturur." (Kastamonu Lâhikası, 9.Mektup)

"Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor; belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kaleyi tamir ediyor." (Kastamonu Lâhikası, 23.Mektup)

"Risale-i Nur’un mu’cizâne mukavemeti ve satveti ve kıymeti tezayüt ediyor. Dalâletin temel taşı ve nokta-i istinadı olan tabiat tâğutunu dağıtıp, Kur’ân elinde bir elmas kılıç olarak her tarafta nurları saçar, zulümatı dağıtır." (Kastamonu Lâhikası, 29.Mektup)

"Hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzum yok." (Kastamonu Lâhikası, 35.Mektup)

"Risale-i Nur yüzünde irade-i âmme, inâyet-i hâssa, iltifatını tevafuk zarfıyla ihsan edilmiş. Elbette tevafuka dair tafsilât, tasvirat, fiilî teşekküratın bir nev’idir ve sevincin ve minnettarlığın heyecanlı tereşşuhatıdır." (Kastamonu Lâhikası, 39.Mektup)

"Risaletü’n-Nur hakaik-i İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor." (Kastamonu Lâhikası, 48.Mektup)

"İmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risaletü’n-Nur’dadır." (Kastamonu Lâhikası, 48.Mektup)

"Risale-i Nur’un fütuhatı ziyadeleşiyor. Ehl-i iman yaralarını hissedip ilâçlarını ondan buluyorlar." (Kastamonu Lâhikası, 51.Mektup)

"Risale-i Nur on beş senede kazanılan kuvvetli iman-ı tahkikîyi on beş haftada ve bazılara on beş günde kazandırdığını, yirmi senede, yirmi bin zât tecrübeleriyle şehadet ederler." (Kastamonu Lâhikası, 84.Mektup)

"Zaaf-ı imandan gelen tuğyan, ekseri musibet-i âmmeyi celb ettiği gibi, imanı fevkalâde kuvvetlendiren Risale-i Nur, o musibet-i âmmeyi dairesinin haricine bırakmaya rahmet-i İlâhiye tarafından vesile oldu." (Kastamonu Lâhikası, 90.Mektup)

"Risale-i Nur kendi kendine tevessü ediyor. Her tarafta fütuhatı var. Ehl-i dalâletin hileleri onu durdurmuyor; bilâkis çok dinsizler teslim-i silâh ediyorlar." (Kastamonu Lâhikası, 107.Mektup)

"Risale-i Nur’un bir vazifesi huruf-u Kur’âniyeyi muhafaza olduğundan yeni hurufa zaruret derecesinde inşaallah müsaade olur." (Kastamonu Lâhikası, 130.Mektup, Haşiye)

"Risale-i Nur’un mesâili, ilimle, fikirle, niyetle ve kastî bir ihtiyarla değil; ekseriyet-i mutlakayla sünuhat, zuhurat, ihtârât ile oluyor." (Kastamonu Lâhikası, 131.Mektup)

"İnsan için hakikî tesellîyi ve istinat ve istimdat noktalarını yalnız Kur’ân veriyor. En ziyade o tesellîye muhtaç bu zamandır. Bu asırda en ziyade kuvvetli bir surette o tesellîyi ispat eden, gösteren Risale-i Nur’dur." (Kastamonu Lâhikası, 135.Mektup)

"Risale-i Nur’un en bâriz hâsiyeti, usandırmamak. Yüz defa okunsa, yüz birinci defa yine zevkle okunabilir." (Kastamonu Lâhikası, 135.Mektup)

"Bu tarz-ı ifade ve ispat ve beyan hiçbir kitapta bulmamışız. Bu şerait içinde böyle eserler hiç kimseye müyesser olmamış." (Kastamonu Lâhikası, 150.Mektup)

"Mühim askerî paşaları, “Risale-i Nur iman kurtarıcıdır” diye takdirkârâne tam teslimiyetle okuyup istifade ediyorlar." (Kastamonu Lâhikası, 150.Mektup)

"Bu vatan, bu millet ve bu vatandaki ehl-i hükûmet, ne şekilde olursa olsun, Risale-i Nur’a eşedd-i ihtiyaçla muhtaçtırlar." (Kastamonu Lâhikası, 155.Mektup)

"Risale-i Nur’a ilişenler kat’iyen bilsinler ki, onların ilişmesi, anarşilik hesabına, vatan ve millete ve asâyişe düşmanlıktır." (Kastamonu Lâhikası, 155.Mektup)

"Risale-i Nur mağlûp olmayacak. Bu kuvvetli tesanüt onu daima yaşattırıp parlattıracak." (Kastamonu Lâhikası, 156.Mektup)

"Yirmi İkinci Söz tashih edilirken dinledim. Gördüm ki, içinde hem küllî zikir, hem geniş fikir, hem kesretli tehlil, hem kuvvetli iman dersi, hem gafletsiz huzur, hem kudsî hikmet, hem yüksek bir ibadet-i tefekküriye gibi nurlar var." (Kastamonu Lâhikası, 161.Mektup)

"Risale-i Nur’un müsbet mesleği, ehl-i bid’a ile değil fiilen, belki fikren ve zihnen dahi meşgul olmaya müsaade etmez. İhtiyat her vakit lâzım." (Kastamonu Lâhikası, 161.Mektup)

"Risale-i Nur’un mesleği ise, vazifesini yapar, Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmaz. Vazifesi tebliğdir; kabul ettirmek, Cenâb-ı Hakkın vazifesidir." (Kastamonu Lâhikası, 165.Mektup)

"Risale-i Nur’un her tarafta galibâne fütuhatı var." (Kastamonu Lâhikası, 165.Mektup)

"Risale-i Nur dünya işlerine âlet olamaz, dünya işlerine siper edilmez." (Kastamonu Lâhikası, 168.Mektup)

Okunma sayısı : 7.860
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...