"Malum olsun ki, esâlîb-i Arapta tecelli eden hüccetullahın miftahı, yalnız istiare ve mecaz üzerine müesses ve asl-ı i’câz olan belagattir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Malûm olsun ki, esâlîb-i Arapta tecellî eden hüccetullahın miftahı, yalnız istiare ve mecaz üzerine müesses ve asl-ı i’câz olan belagattir."
Arap üslubu içinde tecelli eden Allah'a ait deliller anlamına gelen hüccetullahın anahtarı, istiare ve mecaz üzerine kurulmuş ve mucizevi olan belagattir. Yani ayetlerin üstünlüğü ve mucizevi olması, belagat ciheti iledir.
Kur'an Arapça lisanıyla inmiştir. Arapça’da geçerli olan tarz, üslup ve kaidelerin Kur'an’da da yer alması gerekir.
Arapça dilindeki güzellik ve mükemmelliği sağlayan belagattir. Belagat ise, özellikle mecaz ve istiare üzerine kurulmuştur. Bu üslubun Kur'an’da yer alması, zor konuları muhatapların zihinlerine yerleştirmek gayesi yanında, bizzat Arap dilinin en mükemmel olan tarzını yansıtmak amacı da vardır.
"Yoksa, şöhret sebebiyle yalancı hadsle lâkîta olunan ve rızaları olmadığı halde esdâf-ı âyâtta saklanan boncuklar değildir." (Muhakemat, Birinci Makale, Dördüncü Mesele)
Arapça diline hakim olamayan, Arapçanın istiare, teşbih ve temsillerinin derinliğini kavrayamayan insanlar ayetleri izaha kalkışsalar, kabukta oyalanma gibi bir sığlığa mahkum olurlar. Özellikle İsrailiyat ya da Yunan felsefesinden elde edilen bilgi ve malumatlarla ayetleri tefsir etmek doğru ve sağlıklı bir yaklaşım değildir. İsrailiyat ya da Yunan felsefesinin malumatları boncuk değerinde iken ayetlerin lafızları ise inci gibi değerlidir. İncileri plastik boncuklarla süslemeye çalışmak incilere haksızlıktır...
İlave bilgi için tıklayınız:
- Muhakemat Dersleri, Kırkıncı Bölüm (Prof. Dr. Ş. DİLEK).
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"şöhret sebebiyle yalancı hadsle lâkîta olunan"
Mealini ve açıklamasını yazabilir misiniz
Yalancı hadsle lakita(buluntu)
Yani hads; kavrayış, güçlü intikal oluyor ama bu İsrailiyat tarzı ile konuya intikal, doğru olmadığı gibi adeta buluntu gibi değersiz hem de yalancı oluyor.
"Evet, lâfza ziynet verilmeli, fakat tabiat-ı mânâ istemek şartıyla. Ve sûret-i mânâya haşmet vermeli, fakat meâlin iznini almak şartıyla. Ve üslûba parlaklık vermeli, fakat maksûdun istidadı müsait olmak şartıyla. Ve teşbihe revnak vermeli, fakat matlûbun münasebetini göze almak ve rızasını tahsil etmek şartıyla."
İlk cümleyi 'tabiat-ı manayı istemek şartıyla' kısmını açıklayarak açıklar mısınız?
Mealen
Tabiat-ı mana:Mânânın tabiatı, doğallığı anlamında o zaman.
Allah razı olsun.