"Bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur." (Şualar, 11. Şua, Dördüncü Mesele)

Üstad'ımız İkinci Dünya Harbi münasebetiyle, Müslümanların bazen camiyi ve cemaati bırakıp, harp boğuşmalarını ve zalimlerin satranç oyunlarını radyo vasıtasıyla dinleme şevkine girmelerinin, kendilerini ciddi anlamda zarara uğratacağını ifade ediyor. Bu tarz davranışlarla Müslümanların, kendilerinin yaratılış vazifeleri olan farz ibadetlerini ciddi anlamda ihmal ettiklerini ve bu sebeple ciddi zarar ettiklerini ifade eder. Böylece hayat sermayemizin boş yere gittiğini, kıymetli ömrümüzün kıymetsiz şeylerde harcandığını hatırlatır.

Bununla beraber, bu harp boğuşmalarını takip etmekle bazen zalimlerin yanında yer alıp, onların zulümlerine de ortak olabilecekleri hususunda müminleri ikaz eder.

Üstad'ımızın bu gibi değerlendirmeleri aşağıdaki ayette aynen geçtiği gibi, bazı ayet ve hadislerde de sarih ve açıktan net ifade edilmektedir.

(Ey iman edenler! Yaptıklarına rıza göstermek suretiyle ya da başka şekillerde) Zulmedenlere (asla) meyletmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (ondan da) yardım göremezsiniz. Zulmedenlere eğilim göstermeyin." (Hud, 11/113)

Ayette de ifade edildiği gibi, zulme taraf olmak zulmü işlemekle aynı seviyededir. Öyle ise zalimin zulmüne taraf olmamak müminin bir şiarı ve bir özelliği olması icap eder. Bir şeye körü körüne taraftar olmak, o şeyin zulüm ve haksızlıklarını da hoş görmeye sebep olur. Müslüman sadece Kur’an’ın gözü ile olaylara bakar ve Kur’an ölçüleri ışığında taraf tutar. Siyasi veya başka tarafgirlikler gözü ile değil.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 1.655
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

2. "Daireler" öğretisi: Önceliği nerede kullanmalıyız?

“En küçük dairede en büyük ve daimî vazife var; en büyük dairede ise en küçük ve geçici vazife var.”

Burada Bediüzzaman zaman, dikkat ve ömür sermayesinin doğru kullanımı üzerinde durur. Onun nazarında:

Kalb, ruh, iman dairesi – en mühim dairedir.

Siyasî gelişmeler, dünya olayları – geçici ve tali dairedir.O yüzden Harb-i Umumî gibi dev bir olaya “haber değeri” açısından değil, imanî sorumluluklar bakımından bakar.

Bediüzzaman’ın dünyanın olup biteninden habersiz olmadığını, bizzat Risale-i Nur'daki ifadelerinden, tarihî tutumlarından ve talebeleriyle olan muhaberatından açıkça anlayabiliyoruz. İşte bunu destekleyen birkaç sağlam delil:

 Bizzat kendi ifadeleriyle:

Tarihçe-i Hayat’ta ve Lahika mektuplarında, zaman zaman dünya siyasetinden, içtimâî gelişmelerden ve harici meselelerden haberdar olduğunu gösteren cümleler vardır. 

Bu milletin başına gelen musibetlerin sebebi, Kur’an’ın terk edilmesi olduğu ifade edilip, musibetlerden haberdar olduğu anlaşılmaktadır. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Kullanıcı

Yani haber akışını izlemekte, fakat bunu imanî ve içtimaî ders çıkarmaya vesile etmektedir.

 Gençlik Rehberi'nde geçen cümleye dikkat:

> “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslam mukadderatıyla alakadar olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür... hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun…”

Ve cevaben diyor ki:

> “O harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur…”

Bak burada bir nüans var: Haberdar olmakla, merakla takip etmek ayrılıyor.Yani haberi olabilir; fakat onu kalben meşgul edecek şekilde takip etmiyor.

Tarihî belgeler ve mahkeme savunmaları

Afyon, Eskişehir ve Denizli Mahkemeleri’ndeki savunmalarında:

Dünya siyasetindeki gelişmelerden haberdar olduğunu,

Ama bunları Risale-i Nur hizmetinin önüne koymadığını, defalarca ifade eder.

> Mesela, Afyon Mahkemesi'nde savunmasında: “Ben dünyadan tecerrüt etmişim. Fakat küfrün tahribatına karşı Kur’an hakikatleriyle mücadele ediyorum.”

Bu ifadeler, onun neler olup bittiğini bildiğini ama yönünü sapmadan koruduğunu gösterir.Bediüzzaman habersiz değildi, bilinçli olarak ilgisizdi.

O, bilgi sahibi olmanın değil, kalbi neyle meşgul etmenin tehlikesine dikkat çeker.

Yani onun tavrı:

Bilgisizlik değil, bilgiye rağmen öncelik bilinci ile hareket etmektir.

Farkındalıkla, ama hikmetle yön tayin etmektir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...