"Ribanın kap ve kapıları olan bankaların nef’i, beşerin fenası olan gâvurlara ve onların en zalimlerine ve bunların en sefihlerinedir. Âlem-i İslam'a zararı mutlaktır…" Devamıyla izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Ribâ atâlet verir, şevk-i sa’yi söndürür. Ribânın kapıları hem de onun kapları olan bu bankaların her dem nef’i ise, beşerin en fena kısmınadır. Onlar da gâvurlardır. Gâvurlardaki nef’i en fena kısmınadır; onlar da zalimler. Her dem zalimlerdeki nef’i en fena kısmınadır. Onlar da sefihlerdir."
"Âlem-i İslâma bir zarar-ı mutlaktır. Mutlak beşer her dem refahı nazar-ı şer’îde yoktur. Zira harbî bir gâvur hürmetsiz, ismetsizdir, demi hederdir. Her de...m." (Sözler, Lemeat.)
Faiz, insanları tembelliğe sevk eden iktisadî bir kanserdir. İnsanların üretme ve çalışma azmini bitirir, kolay ve haksız kazanca teşvik eder. Faizin hükmettiği bir yerde üretim ve alın teri zayıflar, sönmeye yüz tutar. Bugün modern ülkelerde faiz nisbetlerinin düşük tutulması bundandır. Ama maalesef geri kalmış İslam ülkelerinde faiz nisbetleri çok yüksek, bankalar ise fazladır. Demek kurtuluş İslam’ın emirlerine sarılmak, yasaklarından kaçınmaktadır.
Üstelik faizin menfaati insanlığın yüzde birlik kısmınadır ki, bu kısım da ekseriyetle en âdi ve şerli tabakasıdır. Mesela, faizciliği geçim kapısı hâline getirenler ekseriyetle Yahudilerdir. Faize bulaşan kişi doğrudan ya da dolaylı olarak Yahudileri kalkındırmış oluyor.
Bu gâvurlar içinde faizden nemalananlar da en fena ve zalim kısımdır ki, bunlar İslam düşmanı olup İslam ve insanlığa savaş açmışlardır. Her daim savaş, kan ve gözyaşı dökenler bu alçak tabakadır ki, bunların en mühim sermayesi faizcilik ve haram yollardır.
İslam dini, insanlığın umumuna menfaati olan sistemi kabul eder, zararlı olanı ise reddeder. Hâlbuki şu faiz illeti insanlığın yüzde birine menfaat temin ederken, yüzde doksan dokuza kan kusturuyor. Bugün dünya çapında finans sektörü faiz sistemi üzerine değil de üretim sistemi üzerine kurulmuş olsa idi, insanlığın ekserisi menfaat görecekti. Başta Afrika ülkeleri olmak insanlar sefil duruma düşmezdi.
Harbî gâvur, İslam’a savaş açmış kâfirler demektir ki, İslam hukukuna göre bunların kanı helaldir, hayat hakları ve hürmetleri yoktur. Onların cezasını şahıslar değil, devlet verir. İşte faiz ekseri olarak böyle kâfirlerin kazanç yoludur.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
demi hederdir her
De..............................m.
(Sözler 730.sh - Risale-i Nur)
bu son kısım ne anlamda böyle noktalı yazılmış acaba başka bir mânâ daha mı var?
"Demi hederdir her De...m." sözüde bu anlama geliyor.
Anlamak istediğimiz de.....m den kastedilen deeeeeeem gibi mi??
Noktaların mahiyetinden bahis açmamışsıminız
Hmm şimdi anladım lakin (biraz boşboğazlık olacak ama, hepsi ilme meraktan) "her daim" yazmak varken neden "her de.....m" yazılmış?
“Mutlak beşer her dem refahı nazar-ı şer’îde yoktur.” ifadesini açıklar mısınız?
Bu ifade, Bediüzzaman Said Nursi’nin faiz (riba) ve iktisat üzerine yaptığı derinlikli analizlerin bir parçasıdır. Cümlenin tam manasını kavramak için hem kelime kelime incelemek hem de İslam hukukundaki (şer'î nazar) temel prensiplere bakmak gerekir.
İfadenin Kelime Anlamı ve Kavramsal Analizi
Mutlak beşer: Ayrım gözetmeksizin bütün insanlık, her bir fert.
Her dem: Her zaman, sürekli olarak.
Refahı: Maddi bolluk, rahatlık ve huzur hali.
Nazar-ı şer’îde: İslam hukukunun perspektifinden, dini ölçülere göre.
Cümle genel olarak şunu ifade eder: "İnsanlığın her bir ferdinin her an mutlak bir maddi refah içinde olması, İslam hukukunun (ve yaratılışın) hedefi veya bir gerçeği değildir."
Bu İfade Neyi Anlatmak İstiyor?
Bu derin cümleyi şu üç temel nokta üzerinden açıklayabiliriz:
İmtihan Dünyasının Doğası
Dünya bir imtihan meydanıdır. Eğer her insan, her an mutlak bir refah ve bolluk içinde olsaydı; sabır, şükür, yardımlaşma ve gayret gibi insani erdemler ortaya çıkmazdı. İslam hukuku, hayatı sadece "maddi bir zenginleşme süreci" olarak değil, manevi bir tekamül süreci olarak görür. Dolayısıyla herkesin her an zengin ve rahat olması, yaratılış hikmetine uygun değildir.
Faizin (Riba) Sahte Refahı ve Atalet
Metnin başında belirtilen "Ribâ atâlet verir, şevk-i sa’yi söndürür" ifadesiyle bağlantılıdır. Faiz, parası olanın çalışmadan kazanmasını sağlar. Bu durum, toplumun bir kısmını tembelliğe (atalete) iterken, diğer kısmını köleleştirir. İslam, "mutlak refah" adı altında sunulan bu haksız kazanç sistemini reddeder. Çünkü bu refah gerçek değil, bir sömürü düzenidir.
"Harbî" Kavramı ve Hukuki Statü
Metnin devamında gelen "Zira harbî bir gâvur hürmetsiz, ismetsizdir" ifadesi, bu genel kuralın hukuki bir istisnasını ve gerekçesini sunar. İslam hukukuna göre, İslam toplumuna savaş açmış (harbî) ve barış anlaşması olmayan kişilerin can ve mal güvenliği (ismet), Müslümanlarla aynı hukuki koruma altında değildir. "Mutlak beşer" derken, İslam'ın tüm insanlığı aynı ekonomik potada eritmediği, kişinin hukuk önündeki duruşuna (zalim mi, mazlum mu, barışçıl mı?) göre bir değer biçildiği vurgulanır.
Özetle "Mutlak beşer her dem refahı nazar-ı şer’îde yoktur" sözüyle; insanlığın tamamının, hiçbir bedel ödemeden veya haksız yollarla (faiz gibi) sürekli bir maddi bolluk içinde yaşamasının hem hayatın gerçeklerine hem de ilahi adalete uygun olmadığı belirtilmektedir. Gerçek refah, ancak meşru çalışma (sa’y) ve adil bir paylaşım ile mümkündür.
O zaman harbi gâvur diye bahsedilen hukukî kısım aşağıdaki cümlenin sadece bir örneğidi, gerekçesi değildir.
"Mutlak beşer her dem refahı nazar-ı şer’îde yoktur.”
Beşerin her zaman refah içinde olamayacağına bir örnek zira, harbi gavurun refah içinde değil, savaş halinde olduğunda öldürülmesidir.