"Mektupta, 'Senin ve Şerif Efendinin ifadeleri kısadır; bir şey anlaşılmıyor. Tenkit mi, takdir mi?' buyurdunuz... O izahta da muhtaç izah noktaları bulunuyor." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Soru-1: "Geçen hafta aldığım mektupta, “Senin ve Şerif Efendinin ifadeleri kısadır; birşey anlaşılmıyor. Tenkit mi, takdir mi?” buyurdunuz." Burayı izah eder misiniz?
Üstad'ımız, Re'fet ağabeye gönderdiği bir Risaleye yaptıkları değerlendirmeyi kısa ve muğlak bulduğunu ifade ediyor. Re'fet ağabey de bu eserleri her zaman takdirle karşıladığını ve böyle yüksek ve derin eserleri ne kendisinin ne de Ülkemizdeki alimlerin değerlendirme kudretine haiz olmadığını ifade ediyor.
"Aziz ve muhterem Üstad'ım Efendim;
Geçen hafta aldığım mektupta, 'Senin ve Şerif Efendinin ifadeleri kısadır; birşey anlaşılmıyor. Tenkit mi, takdir mi?' buyurdunuz. Bütün eserlerinizi takdir ve kemâl-i istihsanla karşıladığımız malûm-u âlileridir. Esasen tenkit edecek kudret-i ilmiye değil bizde, Türkiye ulemasında olmadığı, hâdisatla sâbittir." (Barla Lahikası, 161. Mektup: Re'fet Bey'in Fıkrasıdır)
Soru-2: "...Sizden bir meselenin izahını rica ediyorum. İzah ediyorsunuz. O izahta da muhtaç izah noktaları bulunuyor. Öyle lâtif ve şümullü cümlelerle cevap veriyorsunuz ki, o cümleleri de anlamak için sual icap ediyor." Aziz Üstad'ın izahlara karşı tutumu hakkında yaşanmış örnek verebilir misiniz? İstedikleri kadar soru sorup, anlayıncaya kadar anlatır mıydı? Örneğin en çok hangi risalelerle ilgili izah isterlerdi? Bu ve benzeri konular hakkında bilgi var mı?
Burada merhum Refet ağabey, Üstad'ımıza sorduğu sorulara karşılık aldığı cevapların çok geniş ve bazen latif ve öz olması hasebiyle verilen cevabın daha iyi anlaşılması için ikinci bir soruya ihtiyaç hissettiğini ifade ediyor. Bunun sebebi olarak da yine Refet ağabey kendi merakına ve hayretine kendisi cevap olarak şu sonuca ulaşıyor: "Bundan şu netice çıkıyor ki, Sözlerinizin her satırı, bir kitap teşkil edecek kadar şümullü ve manidardır. İstenildiği kadar izah olunabilecektir."
"Muhterem Üstad'ım; fakirin bir nokta çok hayretini mucip oluyor. Sizden bir meselenin izahını rica ediyorum. İzah ediyorsunuz. O izahta da, muhtaç izah noktaları bulunuyor. Öyle lâtif ve şümullü cümlelerle cevap veriyorsunuz ki, o cümleleri de anlamak için sual icap ediyor. Bundan şu netice çıkıyor ki, Sözler’inizin her satırı, bir kitap teşkil edecek kadar şümullü ve mânidardır. İstenildiği kadar izah olunabilecektir." (bk. age., a.y.)
Soru-3: Aziz Üstad'ın izahlara karşı tutumu hakkında yaşanmış örnek verebilir misiniz? İstedikleri kadar soru sorup, anlayıncaya kadar anlatır mıydı? Örneğin en çok hangi risalelerle ilgili izah isterlerdi? Bu ve benzeri konular hakkında bilgi var mı?
Aslında bu sorunun cevabı bütün Risalelerdir. Bir cihetle çok açık ve herkesin anladığı onular olarak görünse de her zaman mütalaa ve müzakereye ihtiyaç hissedildiğini görüyoruz. Yani Risalelerin her tarafı öyle olsa da özellikle, Kader Risalesi olan 26. Söz, Emanet-i Kübranın anlatıldığı 30. Söz'ün Birinci Maksad'ı, 29. söz, 31. Söz olan Mi'raç Risalesi gibi çok risaleler, çok dikkatli mütalaa edilmesi ve ciddi alt yapısı olanların bu yerleri açması ve meraklılara izah etmesi ihtiyacı hissediliyor. Bu konuda Üstad'ımızın şu ifadeleri çok yerlerde izaha olan ihtiyaçla ilgili iki numune hükmündedir.
"Ali köyünde Risale-i Nur şakirtlerinden Ali Efendi, münafıklar hakkında bir âyet-i kerimeyi soruyor. Şimdi zamanım izaha müsait olmadığı için, kısaca bir iki cümle beyan ediyorum." (Emirdağ Lahikası-I, 44. Mektub)
"Mübarek Sözler şüphesiz Kitab-ı Mübin'in nurlu lemaatıdır. İçinde izaha muhtaç yerler eksik olmamakla beraber küll halinde kusursuz ve noksansızdır. Beşerin her tabakası kendi fıtrî anlayışları nisbetinde hissemend ve faidemend olurlar. Şimdiye kadar tenkit olunmaması, her meslek ve mezhep ve meşrep ehline hoş gelmesi ve mülhidlerin dil uzatamayıp ebkem kalmaları, kanaatimizin sıhhatine delâlet etmeye kâfidirler." (bk. Barla Lâhikası, 1. Mektup: Hulusi'nin Birinci Fıkrasıdır)
İlave bilgi için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Hedeflere eriştikçe yeni hedeflerin tebarüz etmesi güzel. İzah sonucu yeni menfezlerle farklı mevçlere yelken açmakta ve kulaç atmakta fayda var. Hedef gösterir ve ufuk açar. İzaha muhtaç olması ise olumlu bir çağrışım yapmıyor. Serdedilen bir ifadenin iphama sebep olması nasıl anlaşılabilir?
Bir ifadenin izaha muhtaç olması, bazen derinliğinden, bazen de kapalılığından kaynaklanır.
Eğer ifade mânâ genişliği sebebiyle izah istiyorsa, bu olumlu bir şeydir çünkü o ifade yeni menfezler, yeni tefekkür sahaları açar.
Fakat ifham (kapalılık), mânânın güzelliğinden değil, beyan kusurundan doğarsa, o zaman mânâyı perdeleyen bir eksiklik olur.
Dolayısıyla, “serdedilen bir ifadenin ifhama sebep olması” iki türlü anlaşılır:
Hikmetli kapalılık: Bilinçli bir belâgat tarzıdır; maksadı, derin düşünmeye sevk etmektir.
Kusurlu kapalılık: Mânâyı karartan, muradı gizleyen anlatım zayıflığıdır.
Yani ifham, ya belâgatın hikmetli perdesidir, ya da beyanın yetersizliğinin sisidir fark, niyette ve usûlde gizlidir.
Bir yerde olabilir ve ifade derinliği fakat aynı bağlamda ikincisi muğlaklık ki, adetullaha muvafık değil ve buna da mahal kalmıyor