"Onda dahi, ru-yi zemin mescidinde, Kâbe-i Mükerreme etrafında dairevi saflar içinde kendimi gördüm." Ne demektir?

Soru Detayı

- Bediüzzaman hazretleri, namaz kılarken hayalen mi hakikaten mi orada kendini görüyor? İzah eder misiniz? Mânâsı ve hikmetini de açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Birden, bir perde daha inkişaf etti. Yani İstanbul’un bütün mescidleri ittisal peydâ etti. O şehir, o Bayezid Camii hükmüne geçti. Birden, onların dualarına ve tasdiklerine manen bir nevi mazhariyet hissettim.

Onda dahi, rû-yi zemin mescidinde, Kâbe-i Mükerreme etrafında dairevî saflar içinde kendimi gördüm. اَلْحَمْدُ ِللّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ dedim, benim bu kadar şefaatçilerim var, benim namazda söylediğim her bir sözü aynen söylüyorlar, tasdik ediyorlar." (Mektubat, 29. Mektup, Birinci Risale olan Birinci Kısım)

Bu ifadeler, Üstad Hazretlerinin namazdaki manevi tecrübesini anlattığı, derin ve yüksek bir makamın ifadesidir.

Bu cümle, genellikle namazın cemaatle kılınmasındaki hikmetleri anlattığı yerlerde geçer ve şunları ifade eder:

Rû-yi zemin mescidi:

Bütün yeryüzünü büyük bir mescit, bir ibadethane olarak tahayyül etme.

Kâbe-i Mükerreme etrafında dairevi saflar:

Kâbe'nin, tüm yeryüzü mescidinin merkezi olduğunu ve tüm müminlerin, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, namazda Kâbe'ye yönelerek devasa bir dairevi cemaatin parçası olduğunu hissetme.

Kendimi gördüm:

Namaz kılan kişinin, kendini bu muazzam küresel cemaat zincirinin içinde, omuz omuza duran bir fert olarak hissetmesi.

Namazdaki Hâl:

Hayalen mi hakikaten mi? Bu tecrübe, daha ziyade manevi ve kalbî bir müşahede (gözlem) veya yüksek bir hayalî (tefekkürî) idrak olarak ele alınmalıdır:

Namazın hakikati gereği, fiziken nerede olursa olsun, her mümin aslında Kâbe'ye yönelerek o büyük cemaatin bir parçasıdır. Yani manen ve hükmen hakiki bir durumun idrakidir.

Üstad'ın bu ifadeyle kastettiği, gaybî âlemleri sezen bir kalp gözüyle (müşahede / keşif) bu hakikati canlı bir şekilde görmesi ve hissetmesidir. Bu, sıradan bir hayal kurma değil, namazın manevi derinliğine dalınca ortaya çıkan yüksek bir tefekkür ve zevk-i ruhani hâlidir.

Manası ve Hikmeti

Bu müşahedenin en büyük manası ve hikmeti şudur:

İttihad ve Vahdet (Birlik):

Namazın manevi atmosferinde bütün müminlerin omuz omuza, tek bir safta ve tek bir hedefe (Kâbe ve dolayısıyla Allah'ın rızasına) yöneldiğini hissetmek, İslam ümmetinin birlik ve bütünlüğünü idrak etmektir.

Azamet ve Şevk:

Rû-yi zemin kadar büyük bir mescitte, geçmişten günümüze tüm müminlerle aynı anda ibadet etme şuurunu yaşamak, namazın manevi hazzını ve Allah katındaki değerini kat kat artırır. Bu, cemaatin azametinden kuvvet almaktır.

Bireysellikten Kurtuluş:

Kişinin kendi dar dünyasından sıyrılarak, bütün kâinatı kuşatan o büyük ibadet halkasına dâhil olduğunu hissetmesi, ihlası artırır ve benlik duygusunu kırar.

Kısaca bu, namazın manevi hakikatini ve ümmet birliğini kalp gözüyle idrak etme hâlidir. Bedenen değil, manen ve tefekkürle o büyük cemaat zincirinin içinde olduğunu derin bir şuurla hissetmektir. Ebdal denilen mübarek şahısların aynı anda birkaç yerde bulunma hâli gibi de olabilir. Bediüzzaman Hazretleri bu harikulade hale mazhar olan büyük evliyalar gibi maddi ve bedeni de bu olayı yaşamış olabilir. "Dairevi saflar içinde kendimi gördüm" demesini hem bizzat hem ruhen hem niyet ve düşünce olarak anlaşılabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 163
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...