"Zat-ı Hayy-ı Kayyum, insanı bütün kainata bir merkez, bir medar yaparak, kainat kadar geniş bir sofra-i nimet insana açtığının..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"İşte, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insanı bütün kâinata bir merkez, bir medar yaparak, kâinat kadar geniş bir sofra-i nimet insana açtığının... Ve kâinatı insana musahhar ettiğinden ve kâinatın insan ile mazhar olduğu sırr-ı kayyûmiyetle bir cihette kaim olduğunun hikmeti ise, insanın mühim üç vazifesidir: ..." (Lem'alar, 30. Lem'a, Altıncı Nükte)
Zât-ı Hayy-ı Kayyum ve İnsanın Merkez Olması
Cümle, yaratıcının iki büyük ismine vurgu yaparak başlar: Hayy (ezelî ve ebedî hayat sahibi) ve Kayyum (her şeyi varlıkta tutan, düzenleyen).
Buradaki "merkez ve medar" ifadeleri, insanın fiziksel olarak evrenin tam ortasında durması demek değildir. İnsan, sahip olduğu akıl, kalp, ruh ve duygular sayesinde kâinattaki ilahi sanatları, isimleri ve gayeleri anlayabilecek tek varlıktır. Kâinat bir daire ise, o dairenin anlam kazanmasını sağlayan pergelin sabit ayağı insandır.
Kâinat Kadar Geniş Bir Sofra-i Nimet ve Müsahhar Olma
Yaratıcı, kâinatı öyle bir şekilde tasarlamıştır ki; Güneş'ten ışık ve ısı, bulutlardan yağmur, topraktan meyveler süzülür. Evrendeki her bir unsur, insana hizmet eden birer hizmetçi gibi çalıştırılır. İşte bu durum kâinatın insana müsahhar edilmesidir. İnsan tek bir meyveyi yerken, aslında arkasında Güneş sisteminin, mevsimlerin ve elementlerin çalıştığı evrensel bir sofradan beslenmektedir.
Nimetlerin İplerinin Uçlarının İnsanın Başına Bağlanması
Bu harika teşbih, evrendeki devasa ekolojik ve kozmik dengelerin nihai amacının insana ulaştığını anlatır.
Güneş milyonlarca kilometre ötede yanar, ama ucu insanın gözüne ve cildine bağlanmıştır.
Bulutlar gökyüzünde toplanır, ama ucu insanın susuzluğuna ve tarlasına bağlanmıştır.
Kâinatta dağınık halde bulunan bütün bu nimet türleri, insanın ihtiyaçlarına göre tanzim edilmiş ve âdeta her bir nimet ipliği insanın hayatına düğümlenmiştir.
Rahmet Hazinelerinin Umum Çeşitlerine Bir Liste Olmak
İnsan, kâinattaki en zengin donanıma sahip varlıktır. Bizde yüzlerce duygu, hissiyat ve ihtiyaç vardır. Açlık hissederiz; ilahi rezzakiyet hazinesini anlarız. Görme ihtiyacımız vardır; görsel güzellikler hazinesini keşfederiz. Sevme, şefkat, merak gibi manevi duygularımızla da ilahi rahmetin en ince tecellilerini tadabiliriz.
Eğer insandaki bu geniş tat alma, hissetme ve anlama duyguları olmasaydı, evrendeki milyarlarca farklı rahmet tecellisi gizli kalacaktı ve anlaşılamayacaktı. İnsan, kendi mahiyetiyle o devasa rahmet kütüphanesinin fihristi ve özeti hükmündedir.
Özetle cümle şunu der:
Kendini küçük ve aciz gören insan, aslında Hayy ve Kayyum olan Yaratıcı'nın ufkunda kâinatın en nazlı, en donanımlı ve en muhatap alınan misafiridir. Bütün kâinat, insanın ilahi rahmeti tanıması, şükretmesi ve bu muazzam sofranın sahibini bilmesi için onun etrafında döndürülmektedir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü