"Evet, herbir eser, hususan zîhayat olsa, kâinatın küçük bir misal-i musağğarıdır ve âlemin bir çekirdeğidir ve küre-i arzın bir meyvesidir." cümlesini nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“İnsan şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi”dir. Kâinat insan için yaratılmıştır ve her şeyi ile ona hizmet ediyor. Kâinat en mükemmel meyve olan insanı netice vermek için tanzim edilmiştir.

Kâinatın yaratılmasındaki asıl maksat insan olduğundan, Cenab-ı Hak her şeyi insana ve onun istifadesine göre terbiye edip tanzim etmiştir.

“Zât-ı Hayy-ı Kayyum, insanı bütün kâinata bir merkez, bir medar yaparak, kâinat kadar geniş bir sofra-i nimet insana aç”mış, “kâinatı insana müsahhar et”miş, “kâinatta münteşir bütün enva'-ı nimeti insanla tanzim” edip, “nimetlerin iplerinin uçlarını insanın başına bağla”mış, “rahmet hazinelerinin umum çeşitlerine insanı bir liste hükmüne getir”miştir.

Cenab-ı Hak evvela Resul-i Kibriya (asm)'ın nurunu (ruhunu) yaratmıştır. Çekirdek olarak kâinata ilk mebde’ onun nurudur. O çekirdek, sonradan bir ağaç olmuş ve kâinat teşekkül etmiştir.

“Şu kâinatın Sânii, şu kâinatı, bir saray suretinde yapmış ve tezyin etmiştir. O makasıdın medarı, Zât-ı Ahmediye (A.S.M.) olduğu için, kâinattan evvel Sâni-i Kâinat’ın nazar-ı inayetinde olması ve en evvel tecellisine mazhar olmak lâzım geliyor. Çünkü bir şeyin neticesi, semeresi; evvel düşünülür. Demek vücuden en âhir, manen de en evveldir. Hâlbuki Zât-ı Ahmediye, (A.S.M.) hem en mükemmel meyve, hem bütün meyvelerin medar-ı kıymeti ve bütün maksadların medar-ı zuhuru olduğundan en evvel tecelli-i icada mazhar, onun nuru olmak lâzım gelir.” (Sözler)

İşte bu cihetten bakar isek âlem-i ekber olan kâinatın özü ve hülasası, onun küçük bir misali olan insanda dercedilmiş. İnsan kelimesi genel ve mutlak nazara verildiğinden, kemali anlaşılır. O da Resul-i Kibriya (asm)’dır. Bizlerde de o sır "alâ meratibihim" mevcuttur. Fakat kâinatın kemaliyle misal-i musağğarı Hz Muhammed (asm)’dır. Dolayısıyla Peygamber Efendimiz (asm.) kâinatın hem çekirdeği, hem nuru, hem esası hem de en mükemmel meyvesidir.

Üstad Hazretleri insan için; “Misâl-i musağğar” tabirini kullanır: “Misal-i musağğar”; küçültülmüş misâl, numune, maket demektir. Yani bu kâinatın küçültülmüş şekli. Küçültme (tasgir) fiili âlemde öyle harika bir şekilde icra edilmiş ki, şu muhteşem âlem, mevcut hâlini yine muhafaza etmekle birlikte, ondan onu temsil edecek küçük âlemler süzülmüş. Ağacı süzüp meyveye sıkıştıran kudret ve hikmet eli, aynı kanunla nice âlemleri insana yerleştirmiş.

Nasıl ki bir meyvenin veya çekirdeğin içinde temsil ettiği ağacın bütün hususiyetleri ve güzellikleri nüve, plan ve proje olarak mevcut ise, kâinatın çekirdeği ve meyvesi olması hasebiyle insanda da, bütün âlemlerin numunesi plan ve fihriste olarak mevcuttur.

İnsan, okuduğu bir eserin özetini çıkarır. Bu özet asıl eserin küçük bir misâlidir. Ama “şu özet yardımıyla eserin tamamını yeniden ortaya koy” deseniz bundan âciz kalır. Fakat bir çekirdek öyle mi? Toprağa attığınızda ağacının tamamını yeniden size takdim edebiliyor.

“Küçültülmüş misâl” ifadesini şöyle de anlamak mümkün: Âlemlerde tecelli eden İlâhî isimler, insanda da tecelli etmiş. Bu tecelliler de kâinattaki hadsiz tecellilerin bir küçük misali gibi...

Meselâ, her varlığa bir suret. Bir şekil takılmış, Musavvir isminin bir cilvesi ile... İşte, Güneşe, Aya, dağa, dereye, her ovaya, her deryaya ve nihayet her bitki ve hayvana ayrı bir sûret takan Allah, bu suretler âleminin bir küçük misalini de insana lütfetmiş. Onun da gözünün sureti, kulağınınkine benzemiyor; kalbinin şekli böbreğininkine...

Muhyi, yâni hayat verici isminin tecellisiyle meleklerden cinlere, hayvanlardan insanlara kadar nice varlıklar hayat nimetine kavuşmuşlar. Bu tecellilerin bir küçük misali de insana lütfedilmiş insan, hayat sahibi bir ruha kavuşmuş ve o ruhun hayat sıfatıyla bedenin bütün hücreleri hayattar olmuşlar.

Zâhir ve Bâtın isimlerinin cilveleriyle, her şeyin bir iç, bir de dış yüzü halkedilmiş. Denizin içi balıklarla şenlendirilmiş; sema ülkesi meleklerle. Bunun bir küçük misâli de insanda görülüyor. Onun da bir görünen vechi var, bir de görünmeyen iç âlemi...

İlâhî isimlerin tecellilerinde bir perde daha ileri gittiğimizde, İlâhî sıfatları tefekkür edebiliriz. Bu sıfatlardan misâl olarak ikisi üzerinde kısaca duralım.

Güneş yapmak ancak İlâhî kudretle olabilir, bunun yanında Güneşe de bir kuvvet bahşedilmiş. Keza atom yaratmak da ancak Allah’a mahsus ve o atoma da bir kuvvet yerleştirilmiş. İşte bu mânânın, bu kanunun bir küçük misâli de yine insanda mevcut, sonsuz kudretiyle yarattığı âlemlerden, insanı yine sonsuz bir hikmetle süzen Allah, o şerefli mahlûkuna da bir kudret lutfetmiş. İşte bu kudret, âlemdeki varlıklara dağıtılan kuvvetlerin bir küçük misâli.

İrade sıfatı da öyle. Her şey İlâhî iradeyle idare ediliyor, insan da her şeyiyle O’nun tedbir ve tasarrufunda. İnsan, kendi vücudunda yine kendi iradesi dışında cereyan eden sonsuz faaliyetlerle de âlemdeki İlâhî tasarrufların bir küçük misâlini sergilemekte. Ve o, kendisini iradesiz varlıkların üstüne çıkaran ayrı bir ihsana mazhar olmuş; cüz’î iradeye sahip kılınması sûretiyle.

“Evet, nasıl ki, insanın anasırları, kâinatın unsurlarından; ve kemikleri, taş ve kayalarından; ve saçları nebat ve eşcarından; ve bedeninde cereyan eden kan, ve gözünden, kulağından, burnundan ve ağzından akan ayrı ayrı suları, arzın çeşmelerinden ve madenî sularından haber veriyorlar, delâlet edip onlara işaret ediyorlar. Aynen öyle de, insanın ruhu âlem-i ervahtan, ve hâfızaları levh-i mahfuzdan, ve kuvve-i hayâliyyeleri âlem-i misâlden... ve hakeza, herbir cihazı bir âlemden haber veriyorlar.” (Lem’alar)

Bu hikmetli ifadelerden aldığımız derse göre, insan kendinde mevcut, madde ve mânâ âlemleriyle, kâinattaki âlemlere bir küçük misal gibi... Şehadet ve gayb âlemlerinin, yâni görünen ve görünmeyen âlemlerin birer küçük misali: Beden ve ruh...

Şu görünen insan bedeni, görünmeyen bir ruh kanunuyla sevk ve idare edildiği gibi, şu muhteşem kâinat da nice kanunlarla sevk ve idare ediliyor.

Meselenin bir de şu yönü var: Kâinattaki birçok hakikatın insan ruhunda benzer tezahürleri görülüyor. Âlemde eşya için kullandığımız, yumuşak-sert, alçak-yüksek gibi ifadeleri, insanın iç dünyası, seciye ve ahlâk âlemi için de kullanırız.

Aynı şekilde, insandan önce bu âleme misafir gelen hayvan ve bitkilerin de birtakım hususiyetleri insan ruhunda bir başka şekilde kendini gösterir. Bukalemun gibi renk değiştiren, tilki gibi kurnaz, canavar gibi insafsız, gül gibi şirin, diken gibi iğneleyici mizaçlar insanlık âleminde ayrı ayrı şahıslarda kendini gösteriyorlar.

Yine, insanın ruh dünyası, âlemdeki muhtelif mahlûkatın yaptıkları ayrı ayrı tesbihlerin, hamdlerin, tekbirlerin, ibadetlerin de bir küçük misalidir. Mahlûkatın hal diliyle yaptığı nice tesbihleri insan, kal diliyle de terennüm ederek, âlemle bütünleşir.

Şu görünen âlemin yaptığı bütün tesbihleri temsil eden, onlardaki kemalâtı, güzellikleri temaşa eden bir melekler âlemi mevcut. Herbiri ayrı vazifelerde çalışan bu nuranî varlıkları da insanın his dünyası temsil ediyor. Böylece âlemin meyvesi olan insanda, melekler âlemi de bir bakıma temsilcilerini bulmuş oluyorlar.

Âlemdeki iğrenç manzaralar, pis kokular, leşler, bataklıklar da en ileri seviyesiyle yahut seviyesizliğiyle yine insanda ifadesini buluyor.

Ve bize kötülüğü aralıksız telkin eden nefsimiz şeytandan haber veriyor.

İnsanın kâinata misal-i musağğar olmasının birkaç numunesi ise şudur:

1. Kâinatta ahiret âlemi var. İnsanda ise; ebed duygusu ve ihtiyacı var.

2. Kâinatta cennet ve cehennem var. İnsanda, memnuniyet, keyf, şefkat, sevgi ile birlikte gadap, öfke, kin, adavet ve hırs var.

3. Kâinatta misal âlemi var; insanda hayal kuvveti var.

4. Kâinatta levhi mahfuz var, insanda hafıza var.

5. Kâinatta arş ve kürsi var, insanda kalb ve akıl var.

6. Dünyada sular var, insan da 4/3 ü su olmak kaydıyla aynı.

7. Kâinatta madenler, elementler var. İnsanda da bunların numunesi vardır vs. misaller çoğaltılabilir.

Bu nokta-i nazardan bakılırsa, insan hakikaten büyük âlem olan kâinatın bir küçük numunesi, özü ve çekirdeğidir...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Gökyüzü
Kainat ile insan kiyaslama bölümü gercekten cok güzel olmus.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Eneskanaat
Bitkiler hayat itibariyle cansızlardan üstündür. Hayvanlar ise ruh taşımaları bakımından ve biyolojik yönden bitkilerden üstündür. İnsanlar ise akıl, manevi hisler ve istidadlar yönünden hayvanlardan üstündür. Yani bu silsile insanda olgunlaşır, bu nedenle insan kainat ağacının meyvesidir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...