"İnsanların teveccühü, o teveccüh-ü rahmetin inikâsı ve gölgesi olmak cihetiyle makbuldür; yoksa arzu edilecek bir şey değildir. Çünkü kabir kapısında söner, beş para etmez." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Evvela rıza-yı İlahi ve iltifat-ı Rahmânî ve kabul-ü Rabbânî öyle bir makamdır ki, insanların teveccühü ve istihsânı, ona nisbeten bir zerre hükmündedir. Eğer teveccüh-ü rahmet varsa, yeter. İnsanların teveccühü, o teveccüh-ü rahmetin inikâsı ve gölgesi olmak cihetiyle makbuldür; yoksa arzu edilecek bir şey değildir. Çünkü kabir kapısında söner, beş para etmez." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale.)
Bazen insanların teveccüh ve alakası Allah’ın rızasının bir alameti olabiliyor. Şayet insanların teveccühüne sadece Allah’ın rızasına bir işaret olarak bakılıp, bundan memnun olunursa bunun bir zararı olmaz. Çünkü esas olan Allah’ın rızasıdır, insanların rızası ve teveccühü sadece Allah’ın rızasına bir işaret olduğu için seviliyor. Şayet Allah’ın rızası esas olmaksızın sadece insanların teveccühü aranılırsa, o zaman gizli bir şirk olan riyaya kapı açılmış olur.
Nasıl ki elma nimetine vesile olan elma ağacının arkasında ilahi kudret hükmediyorsa, insanların alaka ve teveccühünün arkasında da Allah’ın rızası ve teveccühü hükmediyor. Eğer kişi, insanların teveccühünün arkasındaki bu ilahi teveccühü sarih bir şekilde görebiliyorsa, bu inşallah ona bir zarar vermez. Yani insanlar beni övüyor dememeli, Allah bunların eli ile bana iltifat ediyor, deyip ve şükretmelidir.
Netice olarak, insanların muhabbet ve teveccühüne mana-yı ismi ile yani insanlar hesabına değil, mana-yı harfi ile yani Allah hesabına bakmalıyız.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü