"Esmâ-i Hüsnânın kayıtsız ve hadsiz cilvelerine hadsiz ve kayıtsız bir meydan açmak için o küllî âdetullah düsturlarının ve o umumî kanunların şüzuzâtıyla,.." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ve fâil-i muhtar olduğunu ve her bir şeyin her bir işi, onun meşîetine bağlı bulunduğunu ve umum kanunları dahi daima irade ve ihtiyarına tâbi bulunmalarını ve o kanunların tazyikinden feryat eden fertleri, bir Rabb-i Rahîm dinlediğini ve imdatlarına ihsanıyla yetiştiğini göstermekle; esmâ-i hüsnânın kayıtsız ve hadsiz cilvelerine hadsiz ve kayıtsız bir meydan açmak için o küllî âdetullah düsturlarının ve o umumî kanunların şüzuzâtıyla ve hem, şerli cüz'î neticeleriyle, hususî ihsanat ve hususî teveddüdat, yani sevdirmekle hususi tecelliyat kapılarını açmıştır."(1)

Allah kâinatta muazzam bir nizam kurmuş ve umumî sünnetullah kanunları koymuş. Bu umumî ve küllî kanunları hiç kimse değiştirmeye muktedir değildir. Bütün mevcudat ezelden ebede bu kanunlar istikametinde hareket etmektedir. Buna sünnetullah yani Allah’ın sünneti, kanunu da denmektedir. Bu kanunlar ekseriyetle muazzam bir fayda ve hikmetle yoğrulmuştur.

Bir devlet başbakanı, kanunlar çerçevesinde bazı şahıslara devlet bütçesinden yardım edemez ve para aktaramaz, ama kendi kesesinden muhtaç birisine yardımda bulunabilir. Tabiri caiz ise, Allah bazı kullarının hatırı için kâinatta hükmeden umumî kanunlarını bozmaz ya da değiştirmez. Ama o umumî kanunun onun altında ezilen ve bunalan bazı kullarına hususî bir iltifatta bulunuyor, şefkat elini uzatıyor ve onları o vaziyetten kurtarıyor; onların o umumî kanunların çarkları altında ezilmesine müsaade etmiyor.

Umumî kanunlar, gayet zayıf ve sonsuz aciz olan insanı, kudreti nihayetsiz olan Allah’a iltica ettirir, O’nun sonsuz şefkat ve merhamet kucağına atar. İnsan açısından her bir musibet ve ağırlığa bu nazarla bakabiliriz.

Mesela, yağmursuzluk veya kuraklık bazen ağır bir kanun olur, insan onun altında ezilir, sonra ellerini açıp; “her şeyin dizgini elinde ve her şeyin hazinesi yanında” olan Allah’a dua etme ve O’ndan medet dileme ihtiyacı hisseder. Şayet kuraklık gibi musibetler ve onun ağır yükü olmasa, insan Allah’a iltica etme ihtiyacını hissetmeyecekti. İşte bu yüzden Allah, kâinatta umumî kanunlar koymuş, insanları isim ve sıfatlarına iltica ettiriyor. Zaten ibadet ve kulluğun esası da bu noktadır.

Aslında o çarkın ağır olmasının bir hikmeti de insanı hususî şefkate ve iltifata tevcih etmektir. Yani insan o kanunların baskısı altında kalmaktan bunalıp, İlahî rahmet ve şefkate firar ediyor ve Allah’ı isimleri ile tanıma fırsatı buluyor.

"Allah’ın, daha önce gelip geçenler hakkındaki nizamı budur. Allah’ın nizamında asla bir değişiklik bulamazsın." (Ahzab, 33/62)

(1) bk. Şualar, İkinci Şua, Üçüncü Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 3.590
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

fakirullah

Birkaç hafta önce burası mütalaa edilmişti kardeşlerle, muazzam bir mana çıktı, onu paylaşayım: Şimdi Cenabı Hak bizi hususi bir tecelliye ihtiyaçlı hale getiriyor, ta ki biz O'nun bize teveccühünü taleb edelim. Dua ediyoruz hususi halimizi arz ediyoruz , bize yardım gelmesi için bütün bizi sıkıştıran kanunların fevkınde, ayrı bir muamele taleb ediyoruz. İşte bu şuurumuzda 2 şey açılıyor: 1- Cenabı Hak bana, kalbime her an teveccüh ediyor, kalbimdeki hatıratıma nazar ediliyor ve Rabbim olduğu için imdadıma yetişiyor. Böylece bana olan teveccüh-ü ehadiyetini fark ediyorum: benim Rabbim bana karib, sair eşya beni O'nun nazarından setretmiyor.
2- İhtiyacım olan durum öyle ki kainatta işleyen kanunların bitip, bir yerde sınırlanıp benim imdadıma yetişecek hususi bir muamele gerekiyor. Rabbimin bana has Rububiyeti, kainata umumi olan Rububiyetini, kanunları değiştirebiliyor. Yani ehadiyeti ile bizzat yaptığı tasarrufu, umumi kanunları delip geçme hasiyetine sahip! Maşallah di mi. İşte bu kul olarak en çok sevineceğimiz bir şey. İyi ki Rabbimiz Ehad. Hem bize hususi teveccühü var, hem umum kanunların fevkınde tasarruf edebilir eğer bizim için hayr olacaksa. Mesnevi'deki "kalbi kırık masumun hatırına denizin fırtınası dinmesi" gibi. Bir de nefisteki şerre istidad insanı helak edecekken, ata kanunuyla Cenabı Hak kula hayırları yaptırıyor, bu da hususi ihsanat ama "ata kanunu" şekline girmiş yani bir iki cüzi hadisede değil de umumi olarak her hayrımızda işleyen bir hususi muamele.
Şimdi bundan sonra -anladığımız kadarıyla- 3.bir adım daha var ki hususi ihsanatın kainattaki kanuniyet hallerini görmek; ata kanunu gibi. O kanunu kendi alemimizde bulup işletirsek "teveccüh-ü ehadiyet"ine işlerimizi havale ederek her an kainatı, kanunları arkaya atıp yani geçip Rabbimizin hususi muamelelerine muhatap olabiliriz. Zaten ancak bu şekilde esmanın sınırsız ve nihayetsiz tecelliyatını görebiliriz; esma-yı hüsnanın kafamızdaki kayıtlarının yok olduğunu müşahede ederiz. Hac veya umrede açıkça yaşanır, onca insan bir yana sen bir yanaymışsın gibi, Rabbin tek kulu senmişsin gibi misafir edilirsin, her isteğin kalpten geçirmekle yerine getirilir hani. İşte o hususi muamele Ehadiyetinden gelir, O'nu bulmak duasıyla..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
behiyek
gene sayeizde istifade ettim cok tesekkurler Allah razi olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...