Peygamber Efendimiz miraçta neden Allah'a selam vermemiş de mahlûkatın tesbihat ve ibadetlerini takdim etmiş?
Değerli Kardeşimiz;
Selam; Arapça "S-L-M" kökünden bir mastar olup, Lugatte; maddî ve manevî sıkıntılardan kurtulmak, sulh ve sükuna kavuşmak demektir. "es-Selam", isim olarak ise; selam, selamet, sulh ve emniyet mânasına gelir. Bir fıkhî ıstılah olarak Selam; karşılaşan iki Müslümanın birbirine yaptıkları dua cümlesinden ibarettir. Fakat aynı duanın Cenab-ı Hak için yapılmasının hiçbir şekilde mana ve hakikati yoktur ve olamaz.
"Es-selamu aleyküm (Allah'ın selamı sizin üzerinize olsun)" ifadesinin Allah için kullanılamayacağı İslam alimlerinin ortak görüşüdür. Zira Selam; "benden sana zarar gelmez", "benden emin olabilirsin" gibi manalara da geldiğinden; bunu Allah için kullanmak caiz olmaz. Çünkü Allah'ın bizim zararımızdan emin olması noktasında herhangi bir teminata ihtiyacı yoktur.
Selâm ismi, bizi Dârü’s-Selâm’a çağırır ve o âleme uygun bir hayat geçirmemizi ihtar eder. Cenab-ı Hakka böyle bir mana ile selam vermek de uygun değildir.
Bu nedenle namazlarımızdan sonra, Efendimiz'in (a.s.m) Es Selam ismiyle ilgili yaptığı şu manidar duayı hepimiz yaparız: Allah'ım sen Selamsın ve Selam sendendir. Hz. Sevbân (radıyallâhu anh) anlatıyor:
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) selam verip (namazdan çıkınca) üç kere istiğfarda bulunup: "اَللّٰهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ وَمِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ Allahümme ente'sselâm ve minke'sselâm tebârekte ve teâleyte yâ ze'lcelâli ve'l-ikrâm. (Allah'ım sen selamsın. Selamet de sendendir. Ey celâl ve ikrâm sâhibi sen münezzehsin, sen yücesin)" derdi." [Müslim, Mesâcid 135, (591); Tirmizî, Salât 224, (300); Ebû Dâvud, Salât 360 (1513); Nesâî, Sehv 80, (3, 68).]
Bu nedenle Efendimiz (a.s.m) mi'raçta bu hassas dengeyi muhafaza etmek gaye ve hikmetiyle selam yerine 'ettahiyyat, el mübarekat, essalavat, ettayyibat' demiş. Çünkü bütün mahlukat Efendimize (a.s.m), bizzat kendi mübarek ağzı ve geniş kalbiyle Cenab-ı Hakka arz etmesi için bütün tesbihat ve ibadetlerini emanet olarak kendisine tevdi etmişlerdi.
Üstadımız bu hakikati şöyle dile getiriyor: "İşte, çendan o bir abddir ve o seyahat bir mirac-ı cüz’îdir. Fakat bu abdin, bütün kâinata taallûk eden bir emanet beraberindedir." (31. Söz) Efendimiz de (a.s.m) bu mübarek emaneti, böyle geniş ve mübarek ifadelerle Allah'a selam yerinde arz etmiştir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar