"Bir adam kemâl-i imanı kazandığına, avâm-ı nâsın akıllarının tavrı haricindeki yüksek hallerini mecnunluk, divanelik saymaları, onun kemâl-i imanına ve tam itikadına delâlet eder." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Eski zamanlardaki kâmil insanlar, öyle çok ibadet ediyorlardı ki bu, avam insanların tâkatini çok çok aşan bir durumdur. Öyle ki bir gecede iki bin rekât namaz kılanlar, yılın büyük bir kısmını oruçlu geçirenler olmuş. Eline geçen malı ve parayı biriktirmeden tasadduk etmişler. Avam insanlar onların bu hallerini fevkalade olarak görüyorlar.
Dünya hayatına düşkün insanların, böyle müttaki ve abid insanları mecnun ve divane görmesi gayet tabidir. Hatta avamın bu bakış açısı, o insanlar tarafından makbul olmanın bir alameti olarak değerlendirilmiş.
Bu ölçü bu zaman için de geçerlidir. Lakin bu zamanda hem avamın seviyesi hem de havas insanların seviyesi eski zamanlara göre çok farklı olduğu için ifadeler de ona göre olmuştur.
Mesela, bu zamanda farzları yapan ve büyük günahlardan kaçan bir insan bile mecnun sayılabiliyor. Yani bu zamanda çıta biraz daha aşağıya inmiştir. Malının çok az bir kısmını Allah yolunda harcayan insanlara bile deli denilebiliyor. Eski zamanda malının tamamını harcamak delilik olarak ifade ediliyordu...
"Hadîs-i sahihte vardır ki, 'Bir adam kemâl-i imanı kazandığına, avâm-ı nâsın akıllarının tavrı haricindeki yüksek hallerini mecnunluk, divanelik saymaları, onun kemâl-i imanına ve tam itikadına delâlet eder.' diye ferman ediyor." (1)
Kâmil bir mü’minin imanına delalet eden bazı haller vardır. Bunlardan bir tanesi de, onun bir kısım tavır ve davranışlarının; taklidî imana sahip avam mü’minler tarafından, akıllı bir insandan beklenmiyen davranışlar olarak değerlendirilmesidir.
Yani avam mü’minler; kâmil mü’minin sergiledikleri bazı fiillerine ve işlerine akıl erdiremezler, demektir. Akıl erdiremedikleri için de; onları delilik ve mecnunlukla ittiham ederler.
Bu kâmil mü’minler; her asırda olduğu gibi, bu asırda da fazlasıyla mevcuttur. İsterseniz bunların delilik diye vasıflandırılan bir kısım hallerinden bahsedelim.
Mesela; sahabe efendilerimizin yaptığı gibi; yurdunu, yuvasını, malını ve ailesini bırakıp hiçbir maddî beklentisi olmadığı halde, denizler aşırı ülkelere hicret edip gitmek delilik değilde nedir? "Bu milleti sen mi kurtaracaksın; sana mı kalmış?.." diyen mü’minlerin nazarında, bundan daha büyük bir delilik olmaz.
Sırf “hizmetime engel olmasın” diye; evliliğini beş on sene ertelemek veya hiç evlenmemek, birçok dünyevî makam mansıb kapısını çaldığı hâlde, “davama mâni olur” mülahazasıyla elinin tersi ile itmek, “örtümü açmaktansa üniversiteyi terk ederim” deyip, tahsilini yarıda bırakmak gibi durumlar çoğu mü’minin nazarında en büyük divanelik ve akılsızlıktır.
Devlet memuru iken, masadan aldığı toplu iğneyi kullandığı için müdürün odasına gidip;, "Efendim, toplu iğneyi kullandım, hata yaptım, ne yapmam lazımsa yapayım" diyen Zübeyir Gündüzalp'ın bu hareketi ekser insanlar tarafından delilik olarak görülür.
Başta Peygamber Efendimiz (asm) olmak üzere, -hâşâ ve kellâ- hemen hemen bütün peygamberler; mecnunlukla ittiham edilmişlerdir.
(1) bk. Şualar, On Üçüncü Şua.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Vallahi, yetmiş Bedir’liye yetiştim, çoğu kez giydikleri sof idi. Eğer siz onları görseydiniz deli sanırdınız. Onlar da sizin iyilerinizi görselerdi "bunların ahirette bir nasibi yok" derlerdi. Kötülerinizi görselerdi, "bunlar hesap gününe inanmıyorlar" derlerdi." Hasan-i Basri