"Seninle görüşen muvakkat bir dirhem ders ve nasihat alsa, Risale-i Nur’dan, bir cüz’ünden yüz dirhem ders alabilir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Sen nasıl dünya işlerinde hasları tevkil ettin, erkânların meşveretlerine bıraktın ve isabet ettin. Aynen öyle de uhrevî ve Kur’ânî ve imanî ve ilmî işlerinde dahi Risale-i Nur’u ve şakirtlerinin şahs-ı mânevîlerini tevkil eyle; o hâlis, muhlis hasların şahs-ı mânevîleri senden çok mükemmel o vazifeni kendi vazifeleriyle beraber yaparlar. Hem daima da şimdiye kadar yapıyorlar. Meselâ, seninle görüşen muvakkat bir dirhem ders ve nasihat alsa, Risale-i Nur’dan, bir cüz’ünden yüz dirhem ders alabilir. Hem senin yerinde ondan nasihat alır, sohbet eder. Hem Nur şakirtlerinin hasları, bu vazifeni her vakit yapıyorlar. Ve inşaallah pek yüksek bir makamda bulunan ve duası makbul olan onların şahs-ı mânevîleri, daimî beraberlerinde bir üstad ve yardımcıdır diye ruhuma hem teselli, hem müjde, hem istirahat verdi."(1)
Bu paragrafta iki hususa dikkat çekiliyor.
Birincisi, bir şahsa bedel, kolektif bir akıl ve şuurun oluşması hedefleniyor. Çünkü şahıslar ve meziyetleri gelip geçicidir, ama cemaat ruhu hem daimi hem de daha tesirlidir. Bu yüzden, Üstad Hazretleri şöyle buyurur:
"Zaman şahıs zamanı değil cemaat zamanıdır."
"Bâkî bir hakikat, fânî şahsiyetler üstüne bina edilmez."
İkincisi, bütün dikkat ve alakanın Risale-i Nur üzerine çevrilmek istenmesidir. Zira Risale-i Nurlar bu zamanın manevî bir hekimi ve müessir bir ilacıdır. Bu zamanda bütün fikirler ve ideolojiler mecmua ve telifler ile yayılmaktadır. Şahıslar her ne kadar harika ve meziyetli de olsalar, tesirleri belli bir zamanla belli bir mekânla kayıtlıdır. Ama eserler her zamana ve her mekâna hükmedebilirler.
“Benimle hakikat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek isteyen adam, hangi Risaleyi açsa; benimle değil, hâdim-i Kur'an olan üstadıyla görüşür ve hakaik-i imaniyeden zevkle bir ders alabilir.” (Kastamonu Lahikası)
(1) bk. Şualar, On Dördüncü Şua.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü