"Hem mevcudat ayinelerinde cemâllerini gösteren bütün esmâ-i kudsiye-i İlâhiyeyle beraber istiyor." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Acaba bütün benî Âdemi arkasına alıp, şu arz üstünde durup, Arş-ı Âzama müteveccihen el kaldırıp, nev-i beşerin hülâsa-i ubudiyetini câmi hakikat-i ubudiyet-i Ahmediye (a.s.m.) içinde dua eden şu şeref-i nev-i insan ve ferîd-i kevn ü zaman olan Fahr-i Kâinat ne istiyor, dinleyelim. Bak, kendine ve ümmetine saadet-i ebediye istiyor, beka istiyor, cennet istiyor. Hem mevcudat aynalarında cemallerini gösteren bütün esmâ-i kudsiye-i İlâhiyeyle beraber istiyor, o esmâdan şefaat talep ediyor, görüyorsun."(1)

Ahiretin varlığını Allah’ın isimleri iktiza ediyor.

Bu âlemde bütün işler hikmet ve adâlet ölçüsü ile yapılıyor. Kâinatın netice ve meyvesi ise insandır ve insan hayatının en büyük gayesi ve neticesi ise iman ve ubudiyettir.

Üstadımızın buyurduğu gibi; “Başka bir âlemin mahsulâtının tezgâhı hükmünde çarkları dönüyor.” (Sözler, 29. Söz)

Bu dünya hayatının mahsulleri bir başka âleme gönderilmese, o zaman bu kâinat kendi mahsulünü yine kendi içinde mahvedip ortadan kaldıran hikmetsiz bir fabrika gibi olur. Buna akıl ve hikmet müsaade etmediğine göre “Kâinat ağacının en son ve en mükemmel meyvesi” olan insanlardan, Allah’ın emirlerine göre hareket edenlerin mükâfat göreceği, isyan edenlerin de cezalandıracağı bir başka âlem olacaktır.

Cenab-ı Hak, bu kâinatı ve içindekileri hep insana hizmetkâr kılmış, her şeyi onun istifadesine göre tanzim etmiştir. Öyle ise insan, iman ve ibadeti terk ederse, hem hikmetsiz iş yapmış hem kâinata ihanet, hem de onda tecelli eden isimlere hürmetsizlik etmiş olur. Allah’ın adâlet ve hikmetine en uygun davranış, iman ve ibadettir.

Adâlet ve hikmetin muktezasınca insanların iman ve ibadetinin mükâfata, isyan ve inkârının ise mücazata tâbi tutulması gerekiyor. Hâlbuki bu dünyada ne mücazat, ne de mükâfat görünmüyor. Demek ki bunların kemaliyle tecelli edeceği bir dâr-ı âhiret olacaktır.

Allah’ın Adl ismi, kâinattaki sonsuz adalet tecellisi ile hem Allah’ın varlığını ispat eder hem de ahiretin varlığını. Zira bu dünyada mazlum hakkını almadan, zalim de cezasını çekmeden göçüp gidiyorlar. Hâlbuki sonsuz adalet bu haksızlığa müsaade etmez. Demek bunların hesabının görüleceği başka bir diyar var.

Allah’ın Rahman ve Rahîm isimleri cennet ve cehennemin varlıklarını gerektiriyor. Zira insanların ve diğer mahlûkların ebedî olarak yokluk kuyusuna atılması, Cenab-ı Hakk’ın sonsuz şefkat ve merhameti ile bağdaşmaz.

Bazı isimlerin ahireti iktiza etmesi dolaylı ve üstü kapalı olduğu için, kuvvetli bir tefekkür ve dikkatli bir nazarla bakmak gerekiyor. Manalar bir örgü gibi zincirleme gittiği için, onu takip etmekle neticeye varılır.

Hikmet, adalet, lütuf ve şefkat; ahiretin vücudunu kat’î olarak iktiza ediyorlar. Bütün esmâ o beka âleminde ebedî olarak ve kemaliyle tecelli edeceklerdir. Dünyada tecelli eden hikmet, adalet ve şefkat yüz cüz’ünden bir cüz’üdür. Yani bir numune ve zayıf bir tecellidir. Öyle ise asıl tecelli ahirette olacaktır.

İşte Allah’ın her bir ismi hem tecelli etmek hem de kendi hüküm ve manasını sürekli göstermek bakımından ahireti iktiza edip istiyorlar. Peygamber Efendimiz (asm) de duası ile ahireti ve bekayı talep ediyor.

Buna göre “esma ile beraber istemek”, o esmadan şefaat talep etmek manasına geliyor. Meselâ, bir mü’min “Ya Rab! İsm-i Azâm’ın hürmetine şu duamı kabul et” dediğinde, duasının kabulüne ism-i azamı şefaatçi yapmış olur.

Sualde geçen ifadeyi, “Peygamber Efendimizin (asm.) mevcudat aynalarında ahkâmını gösteren, yani varlık âleminde tecelli eden bütün isimleri şefaatçi yaparak dua ediyor” şeklinde de anlayabiliriz.

“… Çok esmaya mazhar ve çok vazifelerle mükellef ve çok düşmanlara mübtela olan insan, münacatında, istiazesinde çok isimleri zikreder. Nasılki nev-i insanın medar-ı fahri ve elhak en hakikî insan-ı kâmil olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, Cevşen-ül Kebir namındaki münacatında binbir ismiyle dua ediyor; ateşten istiaze ediyor.”(24.Söz)

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

cayci

Peygamberimizin sav yaptigi bu dualara Kurani Kerim'den, hadislerden ornekler vermek mumkunmudur.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Peygamber Efendimizin yapmış olduğu bütün ibadetler, dua ve zikirler zaten dolaylı bir şekilde beka istemektir. İlahi rıza ve cennet için yapılan her bir dua ve ibadetin altında ve özünde zımnında beka talebi vardır.

Mesela acıktığın zaman zengin ve cömert birinden ekmek istediğinde şunu demek istiyorsundur ben ekmek yemezsem ölürüm varlığım yok olur bana ekmek ver ki hayatımı devam ettirebileyim. Ekmek isterken altında bu niyet ile istersin.

Peygamberlerin bütün dua ve ibadetlerinin özünde ve temelinde beka zımnen talep edilen bir gaye bir amaçtır. Allah’ım bana cennet ver diye dua eden bir Peygamber zımnen bana beka ver demek istemektedir. Bu sebeple Peygamber Efendimizin bütün dualarının özünde beka talebi vardır.

Allâh’ım, bana öyle bir îman, öyle bir yakîn ver ki, artık bir daha küfür (ihtimâli) kalmasın. Öyle bir rahmet ver ki, onunla, dünya ve âhirette Sen’in nazarında kıymetli olan bir mertebeye ulaşayım.” (Tirmizi, Deavât 30/3419)

“Ey bu eksiksiz dâvetin ve kılınan namazın Rabbi! Hazret-i Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm-’a Vesîle’yi ve fazîleti ver. O’nu va’dettiğin Makâm-ı Mahmûd’a ulaştır!”

“Allahım! Verdiğin nimetin yok olup gitmesinden, lutfettiğin âfiyetin bozulmasından, ansızın vereceğin cezâdan ve senin gazabını üzerime çekecek her şeyden sana sığınırım” (Müslim, Zikir 96)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...