İmanın eşya arasında "Hakikî bir uhuvveti, irtibatı, ittisali ve ittihad rabıtalarını" tesis etmesi ile Küfrün "Bürûdet gibi bütün eşyayı birbirinden ayrı" göstermesi ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu cümle, varlık âlemine iman nazarıyla bakışı ders vermektedir.

Eşya arasında hakikî bir “uhuvvet” vardır, yani hakiki mânada birbirinin kardeşidirler. Bu kardeşlik sebebiyle aralarında “irtibat” mevcuttur, birbirlerine bağlıdırlar. Bu bağlılık o dereceye varır ki birbirleriyle bitişirler, “ittisal” peyda ederler ve tek bir şey gibi olurlar. Böylece birbirleriyle “ittihat” ederek aynı gayeye birlikte hizmet ederler.

Nur Külliyatı'nda kâinat bazen muhteşem bir saraya, bazen en mükemmel meyvesi insan olan bir ağaca, bazen bütün çarkları aynı gayeye hizmet eden bir fabrikaya benzetilir. Bu sarayın müştemilatı, bu ağacın dalları, yaprakları, meyveleri ve bu fabrikanın aletleri arasında tam bir tesanüd ve kardeşlik vardır. Bu sayede varlıkları devam ve hedefleri tahakkuk eder. Şu var ki, cansızlar âlemi bu yardımlaşmayı şuurları taalluk etmeksizin yaparlar. Ancak el ele verip büyük bir nizam ve intizam ile çalışmalarıyla bu mânayı açıkça ders verirler.

Uhuvvet, kardeşlik demektir ve “bütün müminlerin birbirinin kardeşi olduğunu” beyan eden âyet-i kerîmeyi hatırlatır. Üstad Hazretleri, bu ayetin tefsiri mahiyetindeki Uhuvvet Risalesinde mü’minler arasındaki ittihad münasebetlerini şöyle dile getirir:

“…her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir, bir, yüze kadar bir, bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir, bir.”(1)

Biz bu ittifak rabıtalarıyla bütün mü’minlerle kardeş olduğumuz gibi, kâinattaki bütün eşya da aynı İlâhî isimlere ayna olmaları cihetiyle birbirleriyle kardeştirler. Diğer taraftan, bizim de kâinattaki her varlıkla bu mânada bir kardeşliğimiz vardır. Cansızlar âlemiyle Hâlık’ımız bir, Rabb’imiz bir, Malik’imiz birdir. Canlılar âlemiyle ittifak rabıtalarımız daha da artar; Muhyi’miz (hayat verenimiz bir), Rezzak’ımız bir, Basîr’imiz, Semi’imiz, Kerim’imiz birdir.

Tabiat sevgisi, hayvan sevgisi ve en mühimi insan sevgisi ancak bu şuurla ulvî bir mahiyet kazanır. Bu şuura eren bir insan kimseye düşman olamaz; her şeyi ve herkesi Allah’ın eseri olarak görür, O’nun isimlerinin aynaları olarak seyreder.

Nefis ve şeytanın aldatmalarıyla ortaya çıkan kötü neticeler karşısında bize düşen vazife, kendini zayi’ etme yoluna giren o gafil aynalara acımak, elimizden geliyorsa ıslahlarına çalışmaktır. Tesadüfen var olduklarına inanan yahut kendilerini tabiatın veya maddenin eseri olarak gören kimselere karşı tavrımız da yine onları aldanmış kullar olarak görüp, kendilerine hak ve hakikati en güzel şekilde tebliğ etmek olmalıdır.

Bir ayet-i kerimede şöyle buyurulur:

“Kötülüğe, en güzel bir şekilde, iyilikle cevap ver. ( eğer böyle yaparsan) Seninle arasında büyük bir düşmanlık olan kişi, senin en sıcak (en samimi) dostun haline gelir.” (Fussilet, 41/34).

Dostluk sıcak alakayla tahakkuk eder. Soğuk davranmak ise aldırmazlık ile başlayıp düşmanlığa kadar varabilir.

Bütün varlık alemi mahluk olmada birleşirler.
Bütün canlılar, hayat sahibi olmakta ortaktırlar.
Bütün insanlar, akıl sahibi olmakta birleşirler.
Bütün müminler de imanda müşterektirler.

İman birleştirir, küfür ise ayrıştırır. Çünkü iman bütün kalpleri ve akılları bir Allah’a, bir Peygambere, bir hedefe tevcih ederken, küfür ise; kalb ve akılları sebeplerle ve batıl inançlarla dağıtıyor ve ayrıştırıyor. Kalb ve akıllar dağılıp ayrışınca zıtlıklar, düşmanlıklar, kavgalar ve nizalar ortaya çıkıyor.

İnsanın kalb ve ruhu, dünya ve onun içindeki her şeyle alâkadardır. Ruh ve kalbin bu alâka ve teveccühü, eşya ile insan arasında bir ünsiyet ve ülfet meydana getiriyor. Hâlbuki bu eşya çok süratli bir şekilde ölüme ve zevale gidiyor. Bu da insanın kalb ve ruhunda ciddî rahnelere ve üzüntülere sebep oluyor.

İşte eşyanın ölüm ve zevalinden gelen bu ciddi yara ve üzüntülerden kurtulmanın en güzel ve en tesirli yolu, iman ve ibadettir. İman ve ibadet insanın kalb ve ruhunu kesretten vahdete, yani eşyadan eşyanın hakiki sahibi olan Allah’a çeviriyor.

Evet, hakiki saadet, eşyanın üzerinde akseden güzelliklere müptela olup onların kaybolmaları ile üzüntü ve kedere düşmek değil, o eşyada yansıyan ve tezahür eden güzelliklerin hakiki kaynağı olan sonsuz cemal sahibi Allah'ı bulup, O'na iman ve ibadet ile bağlanmaktır.

Kâinattaki bütün güzellik ve mükemmellikler, Allah’ın sonsuz cemal ve kemalinden nebaen ediyor. Her şeye tevhid nazarı ile bakıldığında, o cüz’î olan cemal ve kemal, sonsuz bir cemal ve kemalin müjdecisi, habercisi oluyor. Ve insana tatlı bir heyecan veriyor. Çünkü o cüz’î cemal ve kemal tecelileri böyle güzel ve böyle mükemmel ise, onların asıl menbaı olan sonsuz cemal ve kemal nasıldır dedirtiyor, cennete ve rü’yete büyük bir iştiyaka vesile oluyor.

(1) bk. Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 5.112
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...