"Zâhirî âsâyiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet mânâları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem her bir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlâhî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhirî âsâyiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet mânâları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar."(1)

İnançsızlığı esas alan bir medeniyetin zahiri her ne kadar güzel, intizamlı gibi görünse de hakiki yüzü çirkindir, karışıktır, vahşettir ve yalnızlıktır. Bu medeniyette kanuna itaat yapmacıktır ve mecburiyetten dolayıdır. Kişi yalnızken ya da kanunun elinin yetişmediği yerlerde hakiki yüzünü gösterir.

Ama iman, itikad ve güzel ahlakın hâkim olduğu cemiyetlerde kanuna itaat gönülden ve samimi bir şekilde olur. Çünkü İslam ve iman kalbe bir yasakçı koyar. Kişi suça tevessül ettiğinde önce kalbinde ve vicdanında bir yanma hisseder, sonra kanunun caydırıcı cezasını düşünür ve o işten vazgeçer.

Vahşet, burada kişilerin yalnızlık duygusu içinde ızdırab duymasını ifade ediyor. Yani zahiren kalabalıklar içinde, ama gönül ve kalb noktasında müthiş bir yalnızlık ızdırabı çekiyor. Bu medeniyette insanların birbiri ile olan münasebetleri o kadar resmî ve yapmacıktır ki, belli bir yaştan sonra baba evladına, evlat babasına yabancılaşıyor. Hatta öyle ki evinde yalnız yaşayıp ölen bir baba, öldüğü iki hafta sonra fark edilebiliyor. Kalbinde Allah sevgisi olmayan birisinin her hususta vahşete yani yalnızlığa düşmesi kaçınılmazdır.

İslam hem kalbe hem de bedene hükmeder. Avrupa medeniyeti gibi sadece bedene hükmetmez. Üstad Hazretleri bu iki medeniyetin farklarını şöyle ifade etmektedir:

“İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Kâfirlerin medeniyetiyle mü’minlerin medeniyeti arasındaki fark:

Birincisi, medeniyet libasını giymiş korkunç bir vahşettir. Zâhiri parlıyor, bâtını da yakıyor. Dışı süs içi pis, sûreti me’nus, sîreti mâkûs bir şeytandır...

İkincisi, bâtını nur, zâhiri rahmet, içi muhabbet, dışı uhuvvet, sûreti muâvenet, sîreti şefkat, câzibedar bir melektir.”

Evet, mü’min olan kimse, îmân ve tevhid iktizasıyla, kâinata bir mehd-i uhuvvet nazarıyla baktığı gibi; bütün mahlûkatı, bilhassa insanları, bilhassa İslâmları birbiriyle bağlayan ip de, ancak uhuvvettir. Çünkü îmân bütün mü’minleri bir babanın cenâh-ı şefkati altında yaşayan kardeşler gibi kardeş addediyor.

Küfür ise, öyle bir bürûdettir ki, kardeşleri bile kardeşlikten çıkarır. Ve bütün eşyâda bir nevi ecnebilik tohumunu ekiyor. Ve her şeyi her şeye düşman yapıyor. Evet, hamiyet-i milliyelerinde bir uhuvvet varsa da, muvakkattır. Ve ezelî, ebedî iftirak ve firak ile muttasıl ve mahduttur.

Amma kâfirlerin medeniyetinde görülen mehâsin ve yüksek terakkiyât-ı sanâyi’, tamamen medeniyet-i İslâmiyeden, Kur’ân’ın irşâdatından, edyân-ı semâviyeden in’ikas ve iktibas edildiği “Lemeat” ile “Sünûhat” eserlerimde istenildiği gibi izah ve ispat edilmiştir...” (Mesnevi-i Nuriye)

Medeniyet, insanların birlikte yaşamaları, dayanışma ve yardımlaşma ile birbirlerine yardımcı olmaları, vazife taksimi yaparak cemiyetin bütün ihtiyaçlarını elbirliği ile karşılamaları, böylece mes’ud bir cemiyet hayatı teşkil etmeleri demektir. Vahşet ise medeniyetin zıddı olup, canavarlar gibi yalnız yaşamakla ve sadece kendi menfaatini esas alıp diğer insanlara düşman gözüyle bakmakla ortaya çıkan mücadeleci cemiyet yapısıdır.

Bir ülkede yaşayan insanlar, sadece kendi menfaatlerini düşünüp başkalarıyla münasebetlerini sadece menfaat üzerine bina etmişlerse, o ülkenin fertleri fen ve teknikte ne kadar ileri giderlerse gitsinler hakikatte vahşidirler.

Üstad Hazretleri bunların halini, “dışı süs içi pis, sûreti me’nus, sîreti mâkûs bir şeytan” olarak tavsif ediyor.

Mü’minlerin medeniyeti ise, merhamet, sevgi, kardeşlik, yardımlaşma, şefkat gibi nuranî meziyetler taşıyan “câzibedar bir melektir.”

(1) bk. Şualar, On Birinci Şua, Sekizinci Meselenin Bir Hülasası.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...