"Daire-i kesretin müntehasında ve en dağınık cüz'iyatında, sırr-ı vahdetle bin bir esma-i İlahiye, zihayat denilen küçücük mektuplarda temerküz edip..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"İşte, daire-i kesretin müntehâsında ve en dağınık cüz'iyâtında, sırr-ı vahdetle bin bir esmâ-i İlâhiye, zîhayat denilen küçücük mektuplarda temerküz edip açık okunduğundan, o Sâni-i Hakîm, zîhayat nüshalarını çok teksir ediyor. Ve bilhassa zîhayatlardan küçüklerin taifelerini pek çok tarzda nüshalarını teksir eder ve her tarafa neşreder." (Şualar, İkinci Şua, Birinci Makam.)
Daire-i kesret veya dağınık cüz’iyat, kâinat ve içindeki bütün mahlukattır. Müntehası ise hayattır, yani insandır.
"Kâinat bir şeceredir, anasır onun dallarıdır. Nebatat yapraklarıdır. Hayvanlar onun çiçekleridir. İnsanlar onun semereleridir." (Mesnevi-i Nuriye, Şemme)
“Kesretin müntehası” bütün insanlar, hayvanlar ve bitkiler. İnsan kâinatın meyvesidir ve ağacın en uzak yeri de meyvesidir.
Evet, kâinat ağacının meyvesi, neticesi ve hülasası hayattır. Bu sebeple Allah hayatı kesretle yaratıyor. Çünkü Allah’ın isim ve sıfatları en bariz en parlak ve en mükemmel olarak hayatta hususan insanda tecelli ediyor.
Hayat, bütün kâinat fabrikasının çarklarının işlemesinden hasıl olan cami’ bir hülasa, eşsiz ve en mükemmel meyvedir.
Mesela, bir arının hayata mazhar olabilmesi için, bütün kâinat çarklarının işlemesi, Güneş, su, hava, toprak ve diğer elementlerin hassas bir nizam ile hareket etmeleri gerekir. Bu sebeplerden bir tanesi vazifesini terk etse hayat vücut bulmaz.
Dağda hayat bulunmadığı için, sadece bulunduğu mekân ile alakadardır. Ama arı, hayat sayesinde bütün kâinatla irtibatlıdır. Zira hayat, o kadar çok şartın bir araya toplanması ile teşekkül ediyor ki, bu şartlardan birisi sönse, hayat da söner.
Bu da gösteriyor ki, hayat bütün kâinattan süzülüp gelen bir hülasa ve neticedir. Küçük bir arı hayat sayesinde bütün kâinatla alakadar olup, bütün sebeplerin bir muhassalası ve bir neticesi oluyor. Yani arı basit bir cüz iken, hayat ile bütün kâinatla alakadar külli hükmüne geçiyor. Arı, hayat sayesinde bütün o küllî unsurlara efendi oluyor, o azametli şeyler arıya hayat sayesinde hizmet ediyor.
Allah’ın bütün isim ve sıfatları hayat sayesinde görünüyor ve biliniyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Buradaki sırrı vahdet ile tevhid sırrı arasında fark varmıdır yoksa sırrı tevhid ne demek
Sırr-ı Tevhid Allah'ın bir ve tek olduğunu, yani şeriki (ortağı) olmadığını ifade eden temel imânî prensiptir. "La ilahe illallah" kelimesinin ifade ettiği hakikattir. Bu, Allah'ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bir ve tek olduğunu anlatır. Örneğin, bu kâinatın bir tek yaratıcısı vardır ve birden fazla ilah olması imkânsızdır demek gibi.
Sırr-ı Vahdet kâinattaki bütün şeylerin, her bir varlığın tek bir zat tarafından yaratıldığını ve hepsinin birbiriyle bütünsel bir bağ içinde olduğunu ifade eden sırdır. Bu, bütün mevcudatın birbiriyle olan münasebetini ve tek bir elden çıktığını gösterir. Kısacası, kâinatın bütün cüzleri (parçaları) ve küllîleri (bütünleri) birbiriyle tam bir uyum içindedir ve bu uyum, onların tek bir yaratıcının eseri olduğunu gösterir.
Yani, tevhid Allah'ın birliğini, vahdet ise bu birliğin yansımalarını ve eserler arasındaki bütünlüğü ve uyumu ifade eder.
İkinci Şua'nın birinci meyvesinde geçen "Sırr-ı Vahdet" cümlesinde anlatılan, kâinatın büyük bir kitabı andırdığı ve bu kitabın her sayfasının (her bir varlığın), hatta her harfinin (her bir zerrenin) diğerleriyle bağlantılı olduğu hakikatidir.
Bu sırra göre, mesela:
Bir elma, sadece bir meyve değildir. Onun içinde topraktan, sudan, havadan ve güneşten gelen maddeler vardır. Bu maddelerin her biri, elmanın yapısına girer. Bu durum, elmanın sadece ağacın değil, aynı zamanda toprağın, suyun, güneşin ve havanın da yaratıcısıyla ilişkili olduğunu gösterir.
Her bir ağaç, bütün bir ormanla, her bir hayvan bütün bir ekosistemle ve her bir insan, kâinatın tümüyle İlahi bir bağ içindedir.
Bu bütünlük, yani Sırr-ı Vahdet, şunu gösterir: Bütün bu unsurları bir araya getiren ve bu uyumu sağlayan ancak tek bir yaratıcı olabilir. Eğer farklı yaratıcılar olsaydı, bu parçalar arasındaki mükemmel ahenk ve bağlantı imkansız olurdu.
İkinci Şua'da bahsedilen Sırr-ı Vahdet, kâinatın bir bütün olarak tek bir yaratıcının eseri olduğunu ve bu bütünlüğün, Allah'ın birliğine (tevhide) delil olduğunu anlatan önemli bir hakikattir.
Bir elmayı icat edebilmek ancak bütün kainatı idare edip elinde tutmak ile mümkündür yoksa elmaya sahip olmak yani elmayı yaratmak imkansızdır.
Elma ağacının topraktan aldığı mineraller, kökleri aracılığıyla suya erişimi, yapraklarının Güneş'ten aldığı enerji ve havadaki karbondioksiti kullanmasıyla oluşur. Bu süreçlerin her biri, kainatın farklı unsurlarının birbiriyle uyum içinde çalışmasını gerektirir.
Elmanın içindeki atomlar, protonlar, nötronlar ve elektronlar, kainatın her yerindeki maddelerle aynı kanunlara tabidir. Elmanın çekirdeğindeki genetik kod, dünyadaki yaşamın devamı için gereken sistemle bütünleşiktir. Güneş'in ışığı olmasa fotosentez gerçekleşmez; Dünya'nın belli bir yörüngede dönmesi olmasa elma ağacı var olamazdı.
Bu zincirin bir parçası olan elma, ancak bu zincirin tamamını elinde tutan, bütün kanunları koyan, her şeyi birbiriyle ilişkilendiren tek bir Zat tarafından var edilebilir. Eğer elmanın yaratıcısı ayrı, Güneş'in yaratıcısı ayrı, toprağın yaratıcısı ayrı olsaydı, bu kadar mükemmel ve kusursuz bir uyum imkansız olurdu. Farklı iradeler çatışır ve bütünsel bir eser ortaya çıkmazdı.
Sonuç olarak, bir elma, sadece bir meyve değil, bütün kainatın küçük bir numunesi ve tek bir yaratıcının mühürlü bir sanat eseridir. Bu nedenle, elmanın sahibi, bütün kainatın da sahibidir. Elmanın varlığı, tüm kainatın bir tek elden çıktığının en basit ama en güçlü delillerinden biridir.
İşte, daire-i kesretin müntehâsında ve en dağınık cüz'iyâtında
burada dağınık ne demek ne kast ediliyor biraz açarmısınız
Buradaki "dağınık" kelimesi, bir düzensizliği veya intizamsızlığı değil, mekânsal olarak geniş bir alana yayılmış olmayı ifade eder.
Dağınıklıktan Kastedilen Nedir?
Bu bağlamda "dağınık" tabiri şu üç ana noktayı anlamamıza yardımcı olur:
Coğrafi Yayılım: Bir türün (nev'in) bireylerinin dünyanın her tarafına, farklı kıtalara ve iklimlere dağılmış olmasıdır. Örneğin, çiçekli bitkilerin veya karıncaların dünyanın her yerinde eş zamanlı olarak bulunması "dağınık bir nev" olduklarını gösterir.
Ayrı Ayrı Mekânlar: Aynı türün fertlerinin birbirinden uzak, aralarında hiçbir bağ veya iletişim yokmuş gibi görünmesidir. İnsan bakışıyla bu bir "dağınıklık" gibi görünse de, aslında her bir ferdin aynı merkezden idare edildiğini gösteren bir durumdur.
Vahdet ile Bağlantısı: Metinde vurgulanan asıl mesele şudur: Bu kadar geniş bir alana yayılmış (dağınık) olan milyonlarca ferdin, sanki tek bir elden çıkmışçasına mükemmel, ölçülü ve sanatlı yapılması, ancak bir Vahid (tek bir yaratıcı) ile mümkündür. Eğer iş sebeplere kalsaydı, bu kadar uzak mesafelerdeki varlıkların aynı standartta ve kolaylıkta (suhulet) icadı mümkün olmazdı.
Nasıl Anlamalıyız?
Buradaki "dağınıklık", kaos veya ölçüsüzlük değildir. Aksine, "her yere yayılmışlık" anlamına gelir.
Cenab-ı Hak, bir türü (mesela meyve ağaçlarını) yeryüzünün her tarafına "dağıtarak" aslında şunu ilan eder: Bu varlıkları her yerde aynı kolaylıkla yaratan zat, her yerin hakimidir. Yani bu dağınıklık, aslında tevhidin bir delilidir. Çünkü uzaklıklar ve farklı mekanlar, O'nun kudreti için bir engel teşkil etmez.
Allah razı olsun çok teşekkür ederim bu emeğinizden dolayı