"Nurlarla ya okumak veya okutmak veya yazmak suretindeki meşguliyet, tecrübelerle kalbe ferah, ruha rahat, rızka bereket, vücuda sıhhat veriyor." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Kur’an bütün manevî dertlere derman olduğu gibi, maddî dertlere de şifadır. Kur’an'ın dertlerin dermanı olması hususunda Fussilet suresinin 44. ayetinde geçen “...De ki: O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır...” cümlesi, bunu açıkça beyan etmektedir.
Manevî dertlerin dermanı olması zaten bellidir. Mesela, küfür ve inkâr hastalığından, batıl itikatlardan ve gafletten bizleri muhafaza ettiği, birçok ayette, hadislerde ve İslam âlimlerinin eserlerinde sabittir. Bu meyanda bir ayette de şöyle buyuruluyor:
"Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir."(Yunus, 10/57)
Kur’ân, Allah’ı unutan, haramların, günahların hatta gaflet ve dalaletlerin istilasına uğrayan kalplere birer şifa kaynağı olduğu için kendisine verilen “şifa” yakıştırması gayet muvafık düşmüştür.
Peygamber Efendimiz (asm)'in hem kendisine hem de hasta olan kimselere Kur’ân’dan Âyetü'l-Kürsi, Felak, Nas, Fâtiha gibi bazı sure ve ayetleri şifa için okuduğuna dair rivayetler vardır. Ayrıca bununla ilgili çok kıssa da anlatılır.
Bir hadis-i şerif’te, Hz. Âişe (ra) anlatıyor:
"Hz. Peygamber (asm), yatağına girdiği zaman, Kul Hüvallâhü Ehad’i ve Muavvizateyn’i (Felak ve Nas surelerini) okur, ellerine üfleyip yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi.” (1)
Risale-i Nurlar ayet ve hadis tefsiri olduğu için, okunmasının maddî ve manevî dertlere derman olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu konuda Üstadımız şöyle buyurur;
“Eczahane-i Kübray-ı İlâhiye olan Kur’ân-ı Hakim’in tiryaki ilaçlarından Risâle-i Nur eczalarının kavanozlarından alarak belki bin manevi dertlerime, bin kudsi şifayı buldum. Ve Risâle-i Nur Şakirdleri dahi buldular. Ve fenden ve felsefenin bataklığından çıkan ve tedavisi çok müşkil ve zındıka hastalığına müptela olanlardan çokları onunla şifalarını buldular.” (2)
Üstad Bediüzzaman Hazretleri Yirmi Sekizinci Lem'a’da ayetlerin maddî hastalıklara da derman olacağını şöyle ifade etmektedir: “Demek o hurufların okunmasıyla ve yazılmasıyla maddî ilaç gibi şifa ve başka maksatlar hasıl olabilir."
Yine aynı risalede denilir ki;
“Havada sebatsız vücudları bulunan hurûfâtın, (Kur’an harflerinin) kudsiyet keyfiyetiyle, bu sırr-ı imtisâle göre, çok tesirât-ı hâriciyeye ve hâsiyât-ı maddiyeye mazhar olabilirler. ..."
"İşte, havanın bu hasiyetine binâendir ki, mevcudât-ı havâiye olan hurûfât, kudsiyet kesb ettikçe, yani, âhizelik vaziyetini aldıkça, yani, Kur’ân hurûfâtı olduğundan âhizelik vaziyetini aldığı ve düğmeler hükmüne geçtiği ve sûrelerin başlarındaki hurûfat daha ziyade o münâsebât-ı hafiyenin uçlarının merkezî ukdeleri, düğümleri ve hassas düğmeleri hükmünde olduğundan, vücud-u havâîleri bu hâsiyete mâlik olduğu gibi, vücud-u zihnîleri (hafızadaki vücudları) dahi, hattâ vücud-u nakşiyeleri (yazı olarak) de bu hâsiyetten hassaları ve hisseleri var. Demek o harflerin okumasıyla ve yazmasıyla, maddî ilâç gibi şifâ ve başka maksatlar hâsıl olabilir."(3)
"Kur’ân, kulûbe kut ve gıda ve ukûle kuvvet ve gınâ ve ruha mâ ve ziya ve nüfusa devâ ve şifa olduğundan usandırmaz." (25. Söz)
Kur’an kalplerin manevî gıdasıdır. Nasıl bedenimiz gıdasız yaşayamaz ise, insanın manevî kalbi de Kur’an hakikatleri olmadan yaşayamaz.
Kur’an, insanın aklına nur olur, zenginlik katar ve onu tamamlar. Kur’an’sız akıl nâkıstır, hakikatleri kendi başına idrak edip hazmedemez. Nasıl elektronik bir eşya, elektrik olmadan çalışamaz ise, Kur’an’sız bir akıl da manevî şeyleri anlama noktasında çalışmaz ve noksan kalır.
Kur’an, ruha su ve ziya gibidir. Nasıl insanın bedeni su ve ışık olmadan yaşayamaz ise, insanın ruhu da su ve ışık ehemmiyetinde olan Kur’an olmadan yaşayamaz, tekâmülünü tamam edemez.
Kur’an, aynı zamanda nefsin hastalık ve afetlerine karşı şifa ve devadır. İnsan ancak Kur’an’ın terbiyesi ile nefsini ıslah edip temizleyebilir.
Kur’an hakikatleri ekmek ve su gibi olup, insanı usandırmaz. Daima tekrar edilse de, insan bundan lezzet alır. Açlığın devamlı olması, ekmek ve suyun devamlı olmasını nasıl iktiza ediyor ise, insanın kalb, ruh ve vicdanının açlığı da Kur’an gıdasının devamlı olmasını iktiza ediyor. Kur'ân hakikatleri meyve gibi bir defa tadılacak gıdalardan değil, ekmek ve su gibi zarurî gıdalardandır.
Üstad Hazretlerinin Kur’an ayetleri için ifade buyurduğu bu mana ve hakikat, hadisler için de bu iki kudsi kaynaktan beslenen Risale-i Nurlar için de geçerlidir. Risale-i Nurlar maddî ve manevî hastalıklara şifadır.
Risale-i Nur tahkiki iman dersi veren manevî bir tefsirdir. Bu risaleler okundukça insanın kalbinde, ruhunda ve sair latifelerinde bir terakki ve inşirah hâsıl olur. Malum, insan ne kadar huzur ve ferah içinde ise, cismi de o nispette bundan feyizyabtır.
İman ve marifete ait birer mücevherat hazinesi olan Risale-i Nurlar, akılları, ruhları ve fikirleri tenvir eder, vicdanları ziyalandırır, kalplere ve gönüllere feyyaz nurlar, âli hisler ve tatlı zevkler bahşeder. İnsana, huzur ve sefa verir, canlara can, neşe ve zevk katar. İnsan bu eserleri mütalaa ettikçe, kalbinde, fikrinde ve ruhunda marifet nurları letafetli goncalar gibi açılır. Bu ulvi hakikatlerin her bir kelimesi ayrı ayrı birer barika-i hikmettir. Risale-i Nur bütün ümitlerin kat kat fevkinde umumi bir teveccühe mazhar oldu, hiç bir milletin tahammül edemeyeceği katmerli cehalet bulutlarını izale etti, bahar güneşi gibi insanların feyiz ve bereketine vesile oldu, ilim, irfan ve marifet sahasında büyük bir teceddüd yaptı, ulvi tekâmül kapılarını açıp, onları zulmetten nura, cehaletten, feyiz ve marifete çıkardı. Risale-i Nur sayesinde söndürülmeye çalışılan çırağ-ı umudu yeniden ışıklanmaya başladı.
Bunun dışında Risale-i Nur'un iman dersleri insanı ibadete teşvik eder, ibadetlerin ise maddî ve manevî sayısız hikmetleri vardır. Abdest ve namazın insan bedenine ne kadar faydalı olduğunu bugün bilim de ifade etmektedir.
Risale-i Nur'un parlak iman dersleri kalbe direkt gıda olurken, bedene de dolaylı sıhhat oluyor vesselam...
Dipnotlar:
(1) bk. Buhari, Fedailü'l-Kur’ân, 14; Müslim, Selam, 50.
(2) bk. Şualar, Birinci Şua, On Altıncı Ayet.
(3) bk. Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a, Yirminci Nükte.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü