Yirmi Altıncı Söz, Üçüncü Mebhas, Mukaddemenin giriş kısmını açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"MUKADDEME: Her şey vücudundan evvel ve vücudundan sonra yazıldığını, وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ gibi pek çok âyât-ı Kur’âniye tasrih ediyor. Ve şu kâinat denilen, kudretin Kur’ân-ı Kebîrinin âyâtı dahi, şu hükm-ü Kur’ânîyi, nizam ve mizan ve intizam ve tasvir ve tezyin ve imtiyaz gibi âyât-ı tekvîniyesiyle tasdik ediyor. Evet, şu kâinat kitabının manzum mektubatı ve mevzun âyâtı şehadet eder ki, her şey yazılıdır."(1)

Kader, ilm-i ezeliden geldiğinden ezel de mazi, müstakbel ve hâli birden ihata ettiğinden her şey hem vücudundan evvel hem de vücudundan sonra da Allah’ın ezelî ve muhit ilmiyle biliniyor, kader kalemiyle yazılıyor ve zamanı geldiği zaman da varlık sahasına çıkarılıyor.

Burada "yazmak" denildiğinde, hemen aklımıza harflerden veya cümlelerden müteşekkil kayıtlar gelebilir. Cenab-ı Hakk’ın (cc) zatı, sıfatı, şuunatı mahhlukata benzemediği gibi, efali de mahlukatın efaline benzemez. İnsanda bile yazmanın ve tespit etmenin birçok çeşidi vardır ki, bu da kadere ve kaderin tespitine ayrı bir ışık tutar.

Manaları harflerle tespit etmek bir yazıdır. Bizim harflerle tespit ettiğimizi Çinliler ve Japonlar şekillerle yaparlar. Bilgisayarın bilgileri tespit etme özelliği bizim yazdıklarımıza kesinlikle benzemez. O başka bir mahiyette ve keyfiyette tespit eder. Hafıza da bilgileri bir şekilde kendisinde hem tespit hem de muhafaza eder. Fakat biz bu yazının mahiyetini ve keyfiyetini idrak edemeyiz.

İşte Cenab-ı Hakk’ın ulûhiyetine mahsus bir şekilde her şeyi ezelde kader kalemiyle yazması, bilmesi, hikmetli, ölçülü, mizanlı yaratması Güneş gibi aşikârdır. Bizim bu yazının mahiyetini bilmememiz bu hakikati iptal etmez ve esasına zarar vermez.

Cenab-ı Hak 70.000 perde arkasından konuşur, bilir, yazar, takdir eder, yaratır, efal ve asar-ı ilahiyeyi bir tenezzülat-ı ilahiye ile yani insanların idrakine ve fehimlerine uygun şekle getirerek ihdas eder. Her şeyin bize bakan veçhesi 70.000 perdeden geçmiş halıkıyetin mertebeleridir.

Mesela, Allah bilir, akıldan münezzehtir. Allah görür, gözden münezzehtir, Allah işitir, kulaktan münezzehtir, Allah konuşur harften, sesten ve cümlelerden münezzehtir.

Kâinatta her şey mucizedir, sanatlıdır, harikadır. Her şey Cenab-ı Hakk’ı tavsif eder, onun varlığını ve birliğini gösterir.

Yukarıdaki ayet-i kerimede “yaş ve kuru her şeyin kitab-ı mübinde” olduğu ifade edilmektedir. Yaş kuru demek çokluktan kinaye olup, Kur'an'da her şeyin -fakat işin erbabına- var olduğu anlaşılmaktadır. Herkes istidat ve kabiliyetine, ilim ve marifetine göre ondan istifade ve istifaze eder. Bazıları sarahaten, bazıları remzen, bazıları işareten, bazıları imaen fakat her şey mevcuttur. Bu da işin ihtisasını yapan meslek sahiplerine ve o alanın hususi insanlarına manevi rızık olarak takdim edilmiştir.

Bu hakikat, kader için de aynen caridir. Hangi asrın hangi insanlarına nasıl bir din, şeriat, kitap veya suhuf ineceği, kimin hangi asırda dünyaya geleceği İlm-i ilahide takdir edilmiştir.

İşte zerreden şemse, sineklerden gezegenlere, çekirdeklerden ağaçlara, nutfelerden bütün canlı mahlukata kadar kâinatta görünen nizam, intizam, hikmetli efal, ahval ve asar, hiçbir yerde bir arıza bir noksanlığın bulunamaması, her şeyin mükemmel ve kusursuz yaratılması bir planı, bir programı, külli bir ilmi, ezelî takdiri göstermektedir.

İşte kâinatın bu hâl ve ahvali hem kaderi hem külli iradeyi ispat etmektedir.

1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Üçüncü Mebhas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.176
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...