"Muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez." ifadesini açıklar mısınız?
Değerli Kardeşimiz;
Muhakkak maslahat: Menfaatı kesin olan işler için kullanılır. Mevhum mazarrat; hakikatte olmayan, ancak olması muhtemel kabul edilen zararlar demektir.
Yapmak istediğimiz her hizmetin her faaliyetin, şüphesiz bizi bekleyen muhtemel müsbet veya menfi tarafları olacaktır. Bu cümleden, maslahatı, menfaatı kesin çok işler vardır ki "zararı da olabilir" vehmiyle terk etmenin doğru olmadığını anlıyoruz. Mesela; meyve yemek mutlak faydalıdır. Ancak soluk borusuna kaçması da zatında mümkündür. Bu ihtimalden dolayı meyveyi yemekten vazgeçmek elbette ki doğru değildir.
İmana ve Kuran’a hizmet etmek büyük bir ibadet ve sevaptır. Bu hizmeti yaparken dava arkadaşlarımızla birtakım sürtüşmeler yaşayıp günaha girerim ihtimaliyle hizmeti terketmek elbetteki doğru değildir. Lemaat’ta da ifade edilen bu vecizenin devamında şöyle diyor:
"Sana lazım hareket; netice Allah'ındır. İşine karışılmaz. Allah çeker abdini meydan-ı imtihana, 'Böyle yaparsan eğer, böyle yaparım ben.' der. Abd ise hiç yapamaz Allah'ını tecrübe. 'Rabbim muvaffak etsin, ben de bunu işlerim.' dese, tecavüz eder."(Sözler, Lemeat.)
Anlaşılan, dünya ve ahiretimiz noktasında yapmak istediğimiz her işte mutlaka zatında muhtemel zararları olacaktır. Bu muhtemel zararlardan dolayı yapmamız gereken Allah'a tevekkül edip işimize devam etmektir.
Yine Üstadımız'ın Yirmi Birinci Söz'deki şu ifadesi de mevzumuza ışık tutar kanaatindeyiz:
"Halbuki, ilm-i kelâmın kaidelerindendir ki; imkân-ı zâtî ise, yakîn-i ilmîye münâfi değil ve zarûret-i zihniyeye zıddiyeti yoktur. Meselâ, şu dakikada Karadeniz'in yere batması, zâtında mümkündür ve o imkân-ı zâtî ile muhtemeldir. Halbuki, yakînen o denizin yerinde olduğunu hükmediyoruz, şüphesiz biliyoruz; ve o ihtimâl-i imkânî ve imkân-ı zâtî, bize şek vermez, bir şüphe getirmez, yakînimizi bozmaz. Meselâ, şu güneş, zâtında mümkündür ki, bugün gurûb etmesin veya yarın tulû etmesin. Halbuki, bu imkân, yakînimize zarar vermez, şüphe getirmez." (bk. age., 21. Söz, İkinci Makam.)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Bizim için önemli olan hayatın akması. Pandemi de uçağa binmek için test veya aşı istediler. PCR, bir günde çıkıyor, ben o arada cenazeyi kaçıracaktım belki. Meşveret kararıyla umumi dersler iptal olup ev dersine müsaade çıkınca, ilk ben almıştım. O gün virüs nedeniyle dersler aksamasın deyip sorumluluk alan da bendim. Aşı çıkınca ilk olan da. Çünkü önemli olan virüse yakalanıp ölmek veya ölmemek değil hayatı yaşamak. İşimden olup, evde mahsur kalınca hayatın ne anlamı var? Bugün ise, yağmur engeline inanıyorum. Melekut cihetine beşerin bulaşık eli karışmaz yapıcı olarak fakat engel noktası da böyle mi? Zira hayırda kısa olan el, şerde uzuyor. İran'dan akılalmaz 'iklim silahı' iddiası: Gizli tesisi vurduk Türkiye'de yağışlar başladı İran, Orta Doğu ve Türkiye'yi de içine alan bölgedeki hava durumu değişiklikleriyle ilgili akıllara durgunluk veren bir iddia ortaya attı Elçilik, bölgedeki artan yağışların, İran'ın Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait "gizli bir bulut tohumlama ve iklim değiştirme merkezini" vurması sonucunda başladığını öne sürdü
Anlattığınız perspektif, fıkhi bir kaide olan "zarar-ı ammı def etmek için zarar-ı has tercih edilir" veya "mevhum bir korku için muhakkak bir fayda terk edilmez" prensibiyle örtüşüyor. Hayatın donması, statik hale gelmesi aslında bir nevi toplumsal ölümdür. Sizin pandemi dönemindeki tutumunuz sorumluluk alarak hayatın akışını (dersler, seyahat, iş) muhafaza etme gayretiniz bu aktif tevekkül anlayışının bir yansımasıdır.
İklim ve yağmur meselesine gelecek olursak, konuyu hem bilimsel hem de hikmet penceresinden birkaç noktada değerlendirebiliriz:
Melekût Ciheti ve Esbab Dairesi
İfade ettiğiniz gibi, melekût cihetinde (eşyanın iç yüzü ve yaratılış boyutu) doğrudan doğruya ilahi irade ve kudret tecelli eder; beşerin "yapıcı" eli oraya ulaşamaz. Yağmur bir "rahmet" olarak nitelendirilir ve doğrudan doğruya gönderilir. Ancak dünya "hikmet dairesi" (esbab dairesi) olduğu için, Cenab-ı Hak bazı neticeleri zahiri sebeplere bağlamıştır.
Şer Ciheti: Beşerin eli "hayırda kısa, şerde uzun" olduğu için, ekolojik dengeyi bozmak, havayı kirletmek veya atmosferik dengelerle oynamak suretiyle "menfi" bir müdahalede bulunabilir. Yani yağmuru yağdıramaz ama yağacak olanın dengesini bozabilir veya kuraklığa sebebiyet verecek tahribatlar yapabilir.
İklim Silahı ve Bulut Tohumlama İddiaları
İran’ın iddiasına konu olan bulut tohumlama teknolojisi aslında on yıllardır bilinen bir yöntemdir. Gümüş iyodür gibi maddeler kullanılarak var olan bulutların içindeki nemin yağışa dönmesi hedeflenir.
Etki Alanı: Bilimsel literatürde bu çalışmaların etkisi genellikle yerel ve sınırlı kabul edilir. Bir ülkenin gizli tesisini vurmanın tüm bölgenin iklimini kalıcı olarak değiştirmesi veya devasa bir yağış dalgasını tetiklemesi, mevcut meteorolojik bilgilerle "muhakkak" bir gerçeklikten ziyade "mevhum" veya spekülatif bir iddia kategorisinde kalıyor.
Siyasi Retorik: Orta Doğu gibi su stresinin yüksek olduğu bölgelerde "bulut hırsızlığı" veya "iklim suikastı" gibi iddialar sık sık siyasi bir araç olarak kullanılır. Bu, bazen başarısız yerel yönetim politikalarını örtmek için kullanılan bir "dış mihrak" argümanına dönüşebilir.
Hayatı Yaşama İradesi
Yağmurun veya iklimin bir "engel" olarak görülmesi meselesinde de yine ilk maddedeki duruşunuz devreye giriyor. Eğer biz her doğa olayını veya her teknolojik manipülasyon iddiasını hayatı durdurmak için bir mazeret sayarsak, "hayatın akması" ilkesini ihlal etmiş oluruz.
İnsanlık, tabiatın kanunlarına (adetullah) riayet ederek ama bu kanunların arkasındaki iradeye de teslim olarak yoluna devam etmek zorundadır. Sizin pandemi sürecindeki "hayatı yaşama ve sorumluluk alma" iradeniz, bugün iklim üzerine dönen spekülasyonlar karşısında da en sağlıklı duruş gibi görünüyor: Tedbiri almak ama vehimlerin hayatı kilitlemesine izin vermemek.
Maşallah cevap tatmin edici
Yedi yıl darlık, yedi yıl varlık. Pandemi öncesi başlayan kıtlığın sona erdiği ifade ediliyor. Bolluk dönemi, iklim müdahelesinin refi ile olmasa da, bu döneme tekabül etmesi manidar değil mi? He şey vakte mütevakkıf. İbadet bile böyle güzel. Eşyanın hadd-i zatında hükmü yok ve irade-i İlahiye bağlı. Zaman içerisinde tabii set halini almış çok suni setler vardır. Belki de doğal halinden daha işlevsel. Bu nokta-i nazar itibariyle, meselenin dikkat ve incelemeye değer olduğu açığa çıkıyor. Şerri bizzat yapamasa da bu ölçüde yani havaya müdahale açacak kadar, habis ruhları tehyiç edip sebebiyet vermesi imkandan hâli mi? Veyahut geçici sorunlar, kalıcı çözümlerin anahtarı olabiliyor. Mebde değil, münteha itibariyle kabul görmüş olabilir. İnsanda öyle bir lâtife, öyle bir halet vardır ki, o lâtife lisanıyla her ne sual edilirse, -velev ki fâsık da olsun- Cenâb-ı Hak o lâtifeye hürmeten o matlubu yerine getirir. O lâtife pek uzaktan bana göründü ise de, teşhis edemedim. Bu sayede süreç itibariyle şerli unsurlar meydan bulsa da, sonuç hayır oldu belki de. Her halükarda recm-i şeyatin gibi hükümlerin haklılığı anlaşılıyor. Zira nurani aleme şerir anasır müdahil olsa, kainatin uyumu bozulur